Servi/Gül – Birhan Keskin


Acı yeşil bir orman servinin içi
ne çıkar kopkoyu kırmızıysan gül!

Ne gül uzak serviye
ne servi sanıldığı kadar uzun
gül yanıyor,
yaza dokunacaklar birlikte
ağzının kenarından okunan
ipeksi bir hatıra olacak gülün de.

Servi gecenin ortağı; acı kül
gül bir güneşle yıkanmış; gündüz
demiyor, gece demiyor açıyor
sana bir hayal bıraktım, servi
senin ışığına aşığım, gül.

Birhan Keskin

Yolcunun Siyah Bavulu – Birhan Keskin

ey allahım bir gidip bir geliyor aklım
şimdi nerdeydi, şimdi nerdeydi,

taşın sabrı, suyun ruhuyla büyüttün beni
bundandır her gittiğimde aklımda kalmak fikri

geçtim hepsinden, öyle hünerle
ki yaşadığımı sanıyorlar hâlâ

anladım mana yok acıdan başka
akşamın kör karanlığı vursun anlıma

her zamanki gibi
her zamanki gibi.

Birhan Keskin

Nazım Hikmet (1901 – 3 Haziran 1963)

Ben bir insan,
ben bir Türk şairi Nazım Hikmet
ben tepeden tırnağa insan
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibaret…

Ben hem kendimden bahseden şiirler yazmak istiyorum,
hem bir tek insana, hem milyonlara seslenen şiirler.

Hem bir tek elmadan, hem süpürülen topraktan, hem
zindandan dönen insan ruhundan, hem kitlelerin
daha güzel günler için savaşından, hem bir tek
insanın sevda kederlerinden bahseden şiirler yazmak
istiyorum, hem ölüm korkusundan, hem ölümden korkmamaktan
bahseden şiirler yazmak istiyorum.

Nazım Hikmet

Kalbin Kücük Irmağına Övgü – Haydar Ergülen

Ayın erken ağarttığı mutsuzluktan sorumluyum kalbime
ay çıkmasa ısıtılmış güneşin hükmünde ezilirdim
çocukluğun yüzyılından aşkın uzamış ergenliğine
kaç dilde yorduğumuz yalnızlık şimdi konuşur belki

Dünya hiçbir yüzün yerini beğenmediği
yurtsuzu çıplak gösteren sırsız aynadır artık
kalpse küçük ırmağında  eksik ve yerli
izini sürmekte dipteki törensiz cesetlerin

Kış yalnızı, eline tutuşturulmuş yurtsuz bayrakla
gireceği ırmaklarda suç aramakta bir bir
kimin suyuna eğilse haklı cürümler yerine
gövdeyi utandıracak sevişme taklitleri
ki suçsuzluğun gövdesi bir kalbe gizlenmiştir.

Haydar Ergülen

Aralıklar II – Birhan Keskin

Ve güzeldi,
ve kötü kadınların
odalarına kapattıkları rüzgârlar,
gezmeye çıkmıştı
bir çığlık içinde 360 derece gülüyordum
…..
sonra,
kötü kadınlar balkonlara çıktı
Ve koronun siyah, şaşı sessizliği
değdi yüzüme.

Yüzüm ve kuşlarım hâlâ karşı kıyıda mı
bilmiyorum
bazen unuttuğum yağmurlara rastlıyorum cebimde
elimdeki portakala oturup türküler uyduruyorum
Sen benim portakal soyduğuma bakma
boğazımdaki düğümü ertelemekse bu
çok kötü,
bilemiyorum ama…

Arasam
bir not bırakırım ancak
gülüşümü unuttuğun aralıktan
aramasam
bir çocuk kanar yatağımdan

Sen hiç kelebek oldun mu,
ki
bilmeyeceksin bu odanın eğik ritmini

Birhan Keskin

Aralıklar – Birhan Keskin

İki elimi de yüzüme sürüyorum ya
olsa olsa bundandır güzelliğim
Elsa Elsa…

Çocuk gökyüzü,
yel aralığı
takılma
yıkık surlarıma
bir deniz yürür gider orada
haydi, eyvallah.

Sen güzel insansın
herkes biliyor bunu
yaramı alıp uzak şehirlere gidiyorsun
-saçlarımı düz bir denize ısmarlıyorum

Utanma! ayıp değil ki bu
bak ben utanıyor muyum?
kanayana kadar dizlerim, misket oynarken
hem unutma herkes birilerinin yarasını taşır uzaklara.

 

Birhan Keskin

İyiliğin İpeğinden – Şükrü Erbaş

Ne mi yapıyorum böyle
Cam bilyeleriyle mutlu
Oynayıp duran çocuklar gibi
Işıyarak sözcüklerle…
İnsan ömrü kadar eski
Bir o kadar eskimez
Bir tutkunun yanıtı bu.
Çirkin bir kadının gülüşü gibi
Çoskusu yüzüne batan
Dokunaklı bir yağmura
Gökyüzü çiziyorum ince ve derin
O her şeyi güzel kılan
İyiliğin ipeğinden
İpincecik bir dünya
Yumuşak, sevecen, geniş…

Şükrü Erbaş

Ay Karanlık – Ahmed Arif


Maviye/Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine/Rüzgarda asi,
Körsem/Senden gayrısına yoksam
Bozuksam/Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık…
İtten aç/Yılandan çıplak,
Vurgun ve bela
Gelip durmuşsam kapına
Var mı ki doymazlığım?
İlle de ille/Sevmelerim,
Sevmelerim gibisi?
Oturmuş yazıcılar
Fermanım yazar
N’olur gel,
Ay karanlık…
Dört yanım puşt zulası,
Dost yüzlü,
Dost gülücüklü
Cıgaramdan yanar.
Alnım öperler,
Suskun, hayın, çıyansı.
Dört yanım puşt zulası,
Dönerim dönerim çıkmaz.
En leylim gecede ölesim tutmuş
Etme gel,
Ay karanlık…

Ahmed Arif

Sonunda – Şükrü Erbaş

Aylarca bir çocuğun gülüşüne takıldı
Kalbim ki
Bulanık bir gökyüzünde duru kalmış
Tek incelik bulutuydu.

Tutulup rüzgârına ırgalanan kirpiklerin
Bir sevincin uğrağına düştü
Bir hüznün…

Gündüz gün ışığı, gece ay ile
Gelip gelip dile
Döktü içini ne varsa
Bir uzak bahçede ayrılık açan
İçedönük bir çocuğun yumuk avuçlarına…

Kalbim ki
Kendi yağmuruyla dolup dolup boşalan
Küçücük bir gölde
Üstünde nilüferlerden bir beyaz örtü
Boğuldu sonunda kendi sularıyla…

Şükrü Erbaş