SUALİMDİR – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SUALLİMDİR

al şafağı alda alazlandıran
ala günde gülhatmiyi güldüren
güzellikle yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

rüzgârda salınan başaklarını
ak una adayan akça buğdayın
onuruyla yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

gökçe çeç üstünde alıcı kuşlar
gömütlerde selvilenirken açlar
kavga ile yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

ceren hayat ensiz kılıç üstünde
sınanırken direnç gönül destinde
sevda ile yüreğinin arası
kaç adım a sevdiğim?

Ayten Mutlu
-vaktolur-

KEDERLİYİM – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU KEDERLİYİM

kederliyim
kederi al bir ibrişim gibi nakışlıyor yüreğim

şimdi
ne günboyu penceremde cıvıldaşan serçeler
ne martı çığlıkları
ne İstanbul var
sadece
gece
ve çırılçıplak aynasından zamanın
kaçamaksız bana bakan gözlerim

anlaşıldı ey keder, sende bu gece
elma çiçekleri, gülhatmiler
ihtiyar bir yolcu gibi belleğimin
kırk yamalı bohçasında biriktirdiği
acılar sevinçler

ey göçebe ömrüm benim
gel, varalım yeni baştan
her sancıda biraz daha azalan
o çocuğa

unutulmuş o köylerden biriydi
kavuran, esrik rüzgârlarda
değirmen taşları dönerdi, havada kuşlar
taşlıydı tarlalar
buğdaylar başaksız
çocuktuk, sarı bakışlarımız
aç ve arsız
özlemlerimiz vardı, gökyüzünü
acıtacak kadar günahsız
analarımız, çarık eskisi yüzlerinde kahırlar
başlangıçsız yarınsız

yürüdüm, çakır dikenleri ayaklarımda
ayrıkotları şebboylar
umut—belirsiz bir düştü—torbamda dürüm

yürüdüm benimleydi

sundurmasında evcilik oynadığım
beyaz sıvalı evin taşlığında başlayan
cinlerin perilerin cirit attığı avlu
sofada besmeleyle oturduğumuz sofra
siyah peçeli akşam
cennet dualarıyla mırıl mırıl başlayan
o evliya uykusu

gün aşarken kırlangıç kanadında çırpınan
alaca karanlığın ala kargaşasını
yürüdüm benimleydi
alda kabuklarını çatlatan nar telâşı
kahkaha çiçekleri büyülü krizantem
buruk duygulanmalar
o uzak kasabanın balıkçı tekneleri
sıcak öğle üstleri
iniveren bulutlar
ilk gurbetliğim

dalından koparılan bir yaprak
gibi savrularak
düştüm önüne zamanın

sakız beyazlığında patiskaların
kaneviçeler
iğneucu oyalar
gençliğim
göznurundan incilenmiş bir bahar
sararmış kokusunda çeyiz sandıklarının
kilitlenmiş ağlayan

bordasında upuzun kocaman bir geminin
başladı büyük şehir
başladı, kırlangıçsız çatıların yalnızlığında
kilitli kapılara tutsak akşamlar
devşirme yakınlıklar, tarhana çorbaları
ranzaların garipsi alışkanlığı
anfilerden aşırılmış kaçamaklarda
başladı duman boğuntusu kahvehaneler
Yenikapı, Küllük, Cennet Bahçesi

cami avlularında ne kadar çoktu
şaşkın kalabalıkların acımalarında
güvercin yemleri yirmibeş kuruş
inip kalkan değneklerde satılık merhamet
kör satıcılar yorgun

maviye bulaştım, mor salkımlarına hüznün
hep yeşile çalardı bakır kaplar
çok oldu uykularımı böldüğü belirsiz sanrıların
bir yer acırdı içimde, anlayamazdım
koşardım pencerelere, kuşlara
insanlara
çekingen, ürkek
anlatamazdım

zincirlerimdi gelenekler vesaire
sıkılırdı boğazım, haykıramazdım

derin kuyularda dönerdi çıkrıklar
kör sular gülüşürdü halka halka
gül tasında gün ışırdı usuldan
tenim alazlanırdı
erkeği tanıdım yangılaşan kasıklarımda
gerildi zincirlerim
sevdayı bildim, bilemedim sevmeyi
mecrası darmadağın
kocaman bir isyandım

ne kadar çok yürüdüm
tozlu yollar geçtim, taşlı dikenli yollar
sıcak yaz gecelerinde mor menevişli sulara
bırakıvermek istedim yorgun gövdemi
saçlarım karışsın istedim rüzgârlara
umutsuzluğu tanıdım, ihaneti, aldanışı
ama hiç eğilmedi başım
ve ağardı gün şakaklarımda

alanlar geçtim ayak seslerinin gümbürtüsünde
tuzu ekmeğe katık ediyordu teneke damlar
yürüdüm, tükürüp yüzüne yaldızlı özlemlerin
yollar geçtim, taş topaç, cop süngü
kelepçe küfür
bire birbuçuk hücrelere umut kazıdım
her taşın üstüne kavgayı yazdım
her ağacın altına bir ölü gömdüm
nasıl sıkışırmış kısacık zamanlara yaşamlar
çaresizlik neymiş
gördüm

beynimde bir bir kopuyordu zincirler
ben yürüdüm

hep kanadı içimde bir yer
dört yanım kaygıydı, dört yanım keder
dört yanım Vietnam, Afrika, Filistin
dört yanım uydu, yıldız savaşı, nötron
dört yanım duvar
ne kolaydı uzanıvermek toprağa
ah, bazı anlar nasıl da yalnızdım

ama ben hep yürüdüm
ve sevdayı taşıdım kollarımda, direnci
gün geldi bildim sevmek nedir
nedir tutuşması kanın alazlanan bir yelden
nasıldır yücelmesi iki terli gövdenin
ve koptu zincirlerin en kocamanı beynimde
ve bildim insan nedir

ve bildim o giderken, keder nedir
bir atlıydı keder uçsuz bucaksız bozkırlarda
dolu dizgin zamanı kovalayan
gittikçe uzaklarda, gittikçe uzaklarda

o atlı hasretim
geçip giden gençliğim
vurulmuş genç ölülerim
o atlı binlerce yıl mapusluğa hükümlü sevdiğim
o atlı bir ömür boyu arayışım
insanca, bireysel duygularım
o atlı kopkoyu gecede
kör kandillere yazgılı halkım

bu gece
kederliyim
kederi beynimin gergefine
al bir ibrişim gibi nakışlıyor yüreğim
ninnile beni kollarında ey keder
bu gece seninleyim
Ayten Mutlu
-vaktolur (1986)-

YALNIZ DEĞİLDİR İNSAN – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YALNIZ DEĞİLDİR İNSAN.jpg

gece
ipince bir yağmur gibi indi,
sustu sular 
yıldızlar savurarak gümüşten saçlarını
toprakla öpüştüler

ufkun ulaşılmaz çizgisinde yer
yasladı yorgun başını göğün geniş göğsüne
bin yılların sevdalısı dalgalar
çakıltaşlarında harelendiler

titriyordu kirpikleri
uykusunda gülümseyen çocuğun
usul usul fısıldarken
sonsuzluğun o gizemli ezgisini rüzgârlar
samanyolu’nda bir yerde
yalnız değildi insan
yalnız değildir insan

Ayten Mutlu
-vaktolur-

 

©Daniel Korjonov.

NEYDİ? – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU NEYDİ

neydi gözlerimizde başlayan
senden bana, benden sana
kendini doruklardan uçurumlara atan
vahşi bir nehir gibi
çılgın ve sakin akan

ne hüzün ne endişe
ne mutsuzluk ne yarın kuruntusu
yaşanan tanımsız bir sevinç
ve mutluluk duygusu

neydi
değdiğinde gözlerimiz birbirine
şimşek hızıyla parçalanıp dağılan
o yalnızlık korkusu

çiğ tanesinden çocuk kahkahasına
ayrılıktan ölüme dek uzanan
kaybolmuşluğumuzdan
bizi çekip çıkaran
o an

ve kutsal macerasında varoluşun
insanı
insanla buluşturan
o kısacık an
neydi?

Ayten Mutlu
1986
-vaktolur-

Görsel: Jeff Rowland