Ayrılık – Oya Uysal 

OYA UYSAL AYRILIK

Sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme
ağır bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık.

Ruhumda sürüp giden ayazda
çiçeğe duran bir kardelen,
beyaz
harften harfe taşınan bir aşktı, avuntusu olmayan ıstırap.

Ey! Üstü örtülü yılları aralayan rüzgâr.
Sevdim. Seni için için sevdim, içimden sevdim,
acının keskin kenarları aşınmamıştı henüz ve sen
bilinmezliklerle dolu bir uzak ülkeydin
bir ölünün gözleriyle seyrettiğim.

Ben kendine küsmüş ıssız, bir iç çekiş, kanıksanmış sızı,
yıldızsız gece.
Artık var olmayan bir aşktan ne kalırsa geriye o kaldı işte
ve senin güzel günlerden düşen gölgenle,
yüzümde o bağışlayan gülümseme.

Ağrı bir kapı gibi kapanmıştı aramızda ayrılık
sonra çekildim —kalbime yerleşen bir kederle— karanlık köşeme.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Dinledi Kalbim Sessizliği – Oya Uysal

OYA UYSAL DİNLEDİ KALBİM SESSİZLİĞİ

Zaman durup beklemezdi, durdum ve zamanı bekledim
sustu dinledi kalbim sessizliği.

Ne zaman sokulup göğsüne, uzansam,
çoktan gitmiş olurdun ya uzaklara
aramızda kıvrılıp yatardı
yalnızlığım.

Sende sana ulaşılmayanı sevdim, sende
kendimden bir şeyleri
köklerinden sökülmüş umutlarımla durdum bekledim
sustu, dinledi kalbim sessizliği.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Orda uçuşan perdeleriyle karşı pencere,
taş duvarda yeşeren ot,
saçaktaki serçe. Soluk alıp verirken dışarda sokak
beni kendimden sakladı oda.

Sustu, dinledi kalbim sessizliği
senden gelene razı, ruhum
kucakladı ayrılığı
aşkın duvarlarıyla örülmüş yalnızlığım.

Biz çölde karşılaşan iki yolcu
hayatın payladığı iki çocuk.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Kara – Oya Uysal

OYA UYSAL KARA

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Sen. Kendi içinde dolaşan yolcu,
kapıya konulmuş çocuk. Baksan,
aynada aradığın suçlu.

Ah! Solgun güllerin hüznü var yüzünde, gülümse,
tekrar tekrar ölümlerden ibaret olan
bu tekrarı olmayan hayata gülümse.
İşte ucu yeryüzünün ve düştü düşecekken
kâğıttan bir gemi
– Kara göründü, diye
bağırıyor biri.

Şimdi kavruk sokaklarında şehrin
ışıklı meydanlara kayan gözlerle karşılanır akşam.

Akşam ki, alır gelir ne varsa unutulmuş, kayıp,
az önce burda yoktu bu yalnızlık.

Oya Uysal
-uzak olan sendin-

Yazdım Yeryüzünün Kalbine – Oya Uysal

OYA UYSAL YAZDIM YERYÜZÜNÜN KALBİNE

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

Ey! Dünden bugüne taşınmış
eşsiz kederiyle kabul gören geçmiş.
Yazdım, harf harf yazdım yeryüzünün kalbine,
acıdı kalbim.

Her veda kaybedilmiş bir topraktı bedenimden ve aşk
titreyen kandilleriyle sonsuz gökyüzü.

Kapısı sert çekilmiş odalarda
kendine terk edilen aşklardan döndüm,
sonu aşka varmayan yollardan

tekrar tekrar kendimden döndüm, ardımda yüzleri silik,
soluk kalabalık… Sevdiler beni, sevdiklerim oldu,
bir yerlerde çarpan bir pencere, dağılan kalabalık.

Gece sessiz. Sızıyor balkondan odaya usul kalp atışları şehrin
unutulup gidecek yaşanan bu an´da zamanın bulanık sularında.

 

Oya Uysal
-Uzak Olan Sendin-

Sis 2 – Oya Uysal

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş
ve kalbim yorgun düşen.

Herkes kendi gözünde büyütüp seyrederken kendini
sinip küçüldüm,
sığındım yalnızlığın
göğsüne
odalara sığmazken yalnızlığım.

Başkasının yerine sahne alınmış bir oyun,
birkaç gösterilik bir oyundu bu. Aşkı doğrulayan acı
ve yılları yadsıyan çıplak bedenlerimizin
bazen usul, bazen hırçın karışıp birbirine akışı.
Uykuyla uyanıklık arasında
kısacık bir yaşanmışlık.

Nehri, bahçeyi, akmayan çeşmeyi, güvercinli damları,
çarşıyı örtüp
karşı kıyıya uzanan sis
bugün de örtmedi bitmiş bir aşkın kederini.

Zamanın kıvrımları arasında gizli saklı kalmış bir şeyler
sezilen ama söze dökülemeyen.
Biz diye bir şey yokken,
neyi alıp gitmiştik birlikte temmuza
ansızın boşalan yüzün,
uzak bakışların
bilip de bilmezlikten,
görüp de görmezlikten gelinen.

İçimin kırılıp dökülmüş camlarından sızan bir soğuk rüzgâr,
bir karmakarışıklık,
derbederlik, derlenip toparlanmak istemeyen.

Yolları yorgun düşüren yolcuydum ben eskiden, artık geçmiş
ve kalbim yorgun düşen.

Oya Uysal

-uzak olan sendin-