Gün Günün Peşinde – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN GÜN GÜNÜN PEŞİNDE
gün günün peşinde ve akşam kapar bütün yolları.
böyledir akşamları: akasyalı yolda yol yorgunları,
heybelerinde kurumuş güller ve düş kırıkları,
gölgeleri görünmüyor yağmur bulutlarından,
sular seller kalıyor geçtikleri kentlerden hatırlanan.

kırık dökük aşklar toplamakla geçti günlerim
bendim, aynalar kırıldı, kendi yüzümde eskidim.

bukalemun, dedi kaptan, ne acayip bir hayvan
her durumda farkı renkte, üçkâğıtçı yani
sular damlıyordu saçaklardan, geldiğim yer üç renkli;
mavi, beyaz, kırmızı. kollarından denize karışırken
bütün ırmaklar, söndürdün gözlerindeki yıldızı.

su kıyısında kimse yoktu, bu ne böyle , dedim
bendim, sulara baktım her gece çürüdü gözlerim.

geldim kayboldum kubbesiz sokaklarda, susuzluktan
damağıma yapışmış dilim. yüzüm eski
bir anı şimdi zeytin ağaçları yerinde gözlerimin.
buğday deposu olan kavala’daki sarnıçtan size
eskiden kalma bir damla su bile getiremedim, üzgünüm.

kapağı kırılmış tahta valiz terden yapış yapış elimde.
döndüm, yunan radoları anlamadığım bir dilde
verirken ölüm haberimi, kendimi unuttum döndüğüm yerde.

kendimi unuttum, kendimi unuttum dedim
bendim, kendimi gördüm aynada yandı gözlerim.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

SARDUNYA – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN VE GÜLTEN AKIN SARDUNYA

mavi keten masa örtüleri ve teninin kokusu yaza dair hatırlanan.
köprü altı duraklarında uykuyu arayan işçiler müstesna,
gözleri çapaklı, dudaklarında yarım nefes, sen miydin o,
periler enfes düşlerle kandırırken uykularda bütün güzel kızları,
türlü renge bulanan tüldeki gölge? yazlık sinemalarda
ağlamaya hazırken mendiller, sırtlarında küfelerle tepelerin
ardından dönerken sarı uzun boylu adamlar, ak kâğıtlara sarılı
muskaları satan kimdi, kimdi gizlice öpüşen damlar altında?

sarı tepelerdendi rengin. naftalin ve sardunya kokusu
birbirine karışmış odalarda, kararmış sandıklarda saklanan
bej gelinlik, kırmızı yazmalar, oyalı mendiller, ile top top
mermerşahi. ağız bir karış izlenirken artistler, özenilen bir elmas
kolye. saçlarını ay ışığını seren kızlara pencere altlarında
serenat yaparken kasketli delikanlılar, akşamlar bir iğne
gibi delip geçiyor kalplerini. sardunyalar hüzünle büyür
derdi ya annem, bundan mı solmuyor çiçekleri?

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

kavala – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN KAVALA
seni nasıl bekledim
yararak her gece karanlığı
bir ışık gibi,
avuçlarımdaki maviyi betona bulaştırdım

uzun elbiseli
saydam kadınlar
mabetler inşa ederken sabaha kadar
bir kuşun kanadında uyandım

bir gece küçücük bir inci
emanet aldım
ege’li bir istiridyeden
koynumda sakladım sana getirene kadar

ah kavala,
nasıl böyle yüzlerce yıl
bembeyaz kalabiliyorsun?

dört kollu ikonalar geçerken
kandil alaylarına alışkın sokaklarından
rahat uyuyabiliyor musun?

seni nasıl özledim
ağlaşırken her gece
cam önündeki sardunyayla

her gün biraz daha.. her gün daha fazla!

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

aya nikola – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN AYA NİKOLA

“yorgo seferis için…”

bir gün dönemedi, gittiği her yerden
bana hediyeler getiren adam: babam!
halbuki ‘aya nikola’ adını vermişti
bir paskalya ertesinde teknesine
halbuki onu bir bekleyen vardı her zaman

tutulduğu bir fırtınada alabora oldu
aya nikola ve baban ölümün kendisine
layık gördüğü bu mavi sularla birleştirdi ruhunu
hep böyle olsun isterdi, şimdi düşününce
anlıyorum ölürken nasıl mutlu olduğunu

annem karalara girdi, ben ölümün ne olduğunu
bilir yaştaydım o zaman. babamın ölümüyle açıldı bu hâlâ kanayan kalp yaram
o çok güvendiği aya nikola, orada, o denizin
ortasında, babamı terk edip gitmişti
isa’yı çarmıhta terk eden tanrısı gibi

sahilde ateşler yaktılar, beş gün beş gece
nöbet tuttular sırayla, belki bir yerden gelir, ölmemiştir
çıkar kumsala sırılsıklam, -döndüm ben- derdi
günler sonra kasabanın en ihtiyarı derin bir çizik attı
meydanda denizin aldığı oğulları kanayan çınara

o gece babamı beyaz elbiseler içinde
denizden çıkarken gördüm düşümde.

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

selanik – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN SELANİK

“mikis theodorakis için…”

seni bir mayıs gününde kaybettim
kanadı durdu baktığım her yer
resimleri dedim, bir bir indirmeli duvarden
kalplere ekmeli ki büyüsünler

gece yarısı yemek yiyoruz
selanik’te küçük bir kasabanın tek lokantasında
bir araba geçiyor caddeden,
içinde üç gölge geceden kara
– prag’da asıyorlarmış insanları – diyorsun,
– incecik insanları, darağacında, kırk altıda… –
durmadan bunları anlatıyorsun
gece çok heceli uzuyor saçlarında

yaz içinde denizine susayan
küçük bir dere gibi ellerin

– yasemini – diyorsun, kızım gibi severim
ondan böyle bembeyaz ellerim,
ondan böyle geceler boyu,
ağlamam çardaklar altında –

her gün birbirine benzer diyorsun
ama farklı aslında
her nefes başka bir kapıya açılır
her kapı ille aşka

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

 

Resim : Selanik

mudanya – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN MUDANYA  RESİM TİRİLYE

“uyan küçük deniz yıldızı
hangi dalga attı seni kıyıya,
hangi deniz istemedi yaşamanı?”

uykuların kıyısı aşka çıkar her zaman

tirilye’de bir şubat sabahı
“tırtıklı deniz kabukları”
toplarken sahilde
uyku ağlıyordu gözlerinde
doyulmamış her şey gibi

“sana çerçeveler yapacağım
içine resmimi koyacağın
ay aşkım, gökten bir yıldız indirsem
yanyana yapıştırsam üstüne
deniz ve gök beraber olsa, hiç ağlamasan…”

koskoca bir gün
sığınıp kumsalda yatan
bir kayığın gölgesine
masallar dinledik denizden
şubat rüzgârında
birbirimize sokulduk

nasıl birleşmişti ellerimiz
ah evet bahaneler,
“üşüyorum çok soğuk!”

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-

RESİM : MUDANYA-TİRİLYE / BURSA

 

bursa – Selahattin Yolgiden

SELAHATTİN YOLGİDEN BURSA

mücevher bir dağın eteklerindesin
yeni ve eski nasıl birleşmiş içinde
göğe doğru açılmış ellerin
her şeyi kaplayan rabbin izinde

konuştun, kimse dinlemedi
sustun konuşmaktan beter
ah şair, bursa’da zaman eskisi
gibi değil artık. pahalı mücevherler
gibi parlıyor uzaktan evler;
içinde konuşulan evler,
içinde sevişilen evler…

“ben o değilim” dedim birden
yolumdan çevirdiler.

duymak iyidir derdin, saçaklarında
yuva yapan kumruların sesini
sabah ezanıyla uyanmak yada
ilk kez gittiğin bir şehirde

yaşamak güzeldir her şeye rağmen
ama ölüm hep tetikte
evet cahit, uyudun uyanamadın olacak
bu kadar kolaydır gitmek bazen
böyle kolay olsun gidişim benim de.

mücevher bir dağın eteklerindesin, bursa’da,
tanpınar neyse de tarancı nerden geldi aklıma?

Selahattin Yolgiden
-Unuttuğum Limanlar-