BEYAZ SAYFALAR – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL BEYAZ SAYFALAR

Kanatları özgürlük kokan kuşlar mıydı
Balyozlara çelikleşen taşlar mı
Kimi yağmur ezgisiyle söyler geleceği
Kimi rüzgâr diliyle besteler
Suskunluk senfonileşirken dudaklarında
Eğilmeyi hiç tanımamış başlar mıydı
Gözpınarlarında sevinçleşen yaşlar mı

Varsın karanlık saçlarda taransın düşler
Her düş teline bir ışık serilir
Ve öfkeleri
Sabrın keskin yanlarına çarparak bilenir
Denenir geceler boyu
Denenir ihanetin bütün çıkmaz sokakları
Kanlı sabahlar adına imzalar istenir
Ellerinde patlayan bir volkan olur yaşam
Sustukça yüreklerinde lavlar çiçeklenir

Bütün baharlar rengini onlardan alır
O korkunç gecelerden geriye
Tutanaklarda bembeyaz sayfalar kalır

Ey karanlıkları güneşleyen ışıkperestler
Boşuna çalınmadı doruklardaki yasak ateşler
Yılgınlık çoktan silinmişken bakışlarınızda
Bir papaz
Bir de cellat vardı yine karşınızda
İlkbaharlardan sürgün iki karakış
Buzlar biriktirdiler yürek atışlarınızda
Eridi parmakları dokunamadılar
Bir papaz bir cellat
Batmak üzere bir gemideydiler okyanus ortasında
Biri kaptan bir tayfa
Ellerinde pürköpük bir nice beyaz sayfa

Dağlar mı bilir en çok ağlayan karın dilini
Kardelen mi yoksa
Hangi dağda hangi karın en kolay delindiğini
Beyaz sayfaların her biri
Diğerlerinden habersiz çözdü yaşanan tarihte
Karakışta direnmenin kardelen geleneğini

Ey aşkı sonsuzlaştıran dirençperestler
Sabırdan söz ederken kanlı gölgeler
Sabırsızlık Zamanı’nı yudum yudum içenler
Gökyüzü çoktan kucakladı yeryüzünü
Düşlerin barikatları aşma zamanı şimdi
Bayrakların dallarda açma zamanı şimdi
Bütün ışıkları toplayıp gözlerinizden
Yeryüzünün her noktasına saçma zamanı

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

 

ŞAKAYIK – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ŞAKAYIK

Bilinmez anlarda uzak uzak açma yeter
Yine mersin sürüyorsun yalnızlığına
Coşkusu aşılmamış şiirler kuşanıyorsun
Bir yağmur bir güneş oluyorsun denizde
Avuçlarımda dalgaların kırılıyor
Kıyıların kumdan kuma özlem tutuşması
Çam kokusu yudumluyorsun akşam akşam
Sabrın da bir sınırı var şakayık
Menekşe köküyle taş duvar delinmez ki

Giderken gözyaşımı arkada bırakmadım hiç
Gülerken kahkahamı unutmadım sesimde
Bir günde kaç güneş batar şiir evreninde
Kaç tufan kaç uygarlık yıkar
Ellerinde neden üşüyor balıkçı meyhanesi
Sen antik bir çığlığı dinledin mi hiç
Dilinde bir türkmenin uzak söylencesi
Önünde yedi bin yıllık Akdeniz güncesi
Aşkın da bir zamanı var şakayık
Aradığın ses hangi damlada bilinmez ki

Bak çocukların masal sıcaklığı tükeniyor
Sevgi bir oyuncak parası yuvalarda
Ninniler gün boyu çizgi film
Kan ve şiddet akıtılıyor taze düşlere
Okullarda mektupsuz dil kuraklığı var
Yağmurun gökte kirlenmesini bilir misin
Ya türkülerin beyinlerde çürümesini
Her biri bir hüzün olur çöker masana
Balık da susturamaz içindeki sesi rakı da
Yükseltip şiirin bayrağını yürürsün
Koşmanın da bir zamanı var şakayık
O görkeme geldim demekle gelinmez ki

As şimdi bulutu zülfünün bir teline
Koy desinler şiir dağında çınar olmuş

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

KORKU KALABALIĞI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL KORKU KALABALIĞI

Gözlerin korku kalabalığı yine
Paramparça düşler çarpışıyor aynalarda
Her sabah geç kalmış gibi ufukta
Uykularında çoğalmış pişmanlıklar
Güneşi çabuk serpin ağaçlara kuşlar
Korkuyu karanlıkta silme zamanıdır

Gurbetçi dönüşleri yanıyor zamanda
Saçlarında uyumsuz bir kavuşma
Kim bilir
Hangi acılar ağıtlaşıyor anılarında
Acı yitirilmiş bir baba mıdır
Ağıt yenik düşmüş bir sevinç mi
Coşkuyu sulara sorma zamanıdır

Ellerin dolunay dolduruyor koynuna
Bir gölün derinliği kanıyor
Çılgın bir yağış başlıyor içimde
Ne çiy ne yağmur ne kar
Dudaklarında hiç tanımadık bulutlar var
Duyguları zincirden koparma zamanıdır

Gözlerin korku kalabalığı yine
Ağzımın kıyısında bir yara gibisin
Azıcık gülsem kan
Gülmesem koca bir hüzün
Genç bir ömür çürüyor yasaklarında
Bir dağın saçlarına ak düşüyor
Azıcık üşüsem çığ tufanı
Üşümesem koca bir yangın
Şifresiz bir gökyüzü sunuyorum sana
Varsın kırılmış olsun kanatların
Uçmak yürek işidir şiir atlasında
Gülmek mavi
Sevgiyi yürekten haykırma zamanıdır

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

ÖLÜMÜM BAHAR OLSA – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL ÖLÜMÜM BAHAR OLSA BADEM ÇİÇEĞİ

Öfkelerim kadar küçük bu gece çığlığı
Düşlerim kadar büyük
Duygularım kadar karmaşık nasıl anlatsam
Çıksam şimdi çöl suskunu sokaklara
Dallara yürüyen sular gibi çıldırsam
Baharı muştulamak adına kapılar çalsam
Hangi ana böler ki uykularını
Özgürlüğü yeryüzüne bayrak yapsam

Hiç mi hiç sevmiyorum yorgun yağmurları
Ne kırları çıldırtıyor ne dağları
Yağdı mı Toroslarca yağmalı yağmur
Seller coşturup barajlar taşırmalı
Bir yudum su demekten aciz yürekler
Ya ses verip haykırmalı ya boğulmalı

Ey ateşe sürülmüş ölümler ülkesi
Ufuk çizgilerinde silikleşen anılar
Kutsal soygunlar yasal vurgunlar
Çöplük kumbaralarda biriken çocuklar
Hiçbir dilden
Hiçbir sözcük yetmiyor anlatmaya bu akşam

Kuş kanadında bir bulut mu yalnızlık
Belirsiz bir hüzün çiseliyor yine
Düş yorgunu kirpiklerden akşam üstüne

Kaya çatlağında köknar çılgınlığı benimki
Kıraçlara kahreden tohum dargınlığı
Yağmursuz gülmeyi bilmiyor ki kuraklık
Beynimi yüreğime nasıl haykırsam bu akşam
Bu akşam hiç yaşamamış olsam
Bir badem çiçeği sürsem şimdi namluya
Beynime sıksam
Ölümüm bahar olsa nasıl anlaşılsam

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

Adnan Yücel (27 Mart 1953 – 24 Temmuz 2002) Anısına özlemle…

GÜNEŞİN KAPILARI 27 MART 2018

GÜNEŞİN KAPILARI – Adnan Yücel

Zamanın kıraçlığında bir gün
Gelişin var ya hani yağmur yağmur
Ne çok çocuksu
Ne çok umutsu
Ne çok tepeden tırnağa hüzün
Güneşin kapıları açıldı açılacak gibi
Yediden yetmişe bütün renkler
Çılgın bir tonda çıldıracak gibi

Anıların neyzen dudağında bir neydi
Yolları hep umuda çıkıyordu hüznün
Islıklı rüzgârlar koşuyordu saçlarında
Sesinde turnalar geçiyordu bölük bölük
Demir attığın umut adaları
Yüzündeki denizlerde vardı yalnızca

Kaç yıldız kaydı gözlerimden bilemezsin
Bin kez ölürüm belki o günün adına
Hiçbir ölümümü söyleyemem
Gözpınarlarımda iki tomurcuksun artık
Sil desen de silemem
Gözlerinde yanan ışıkları söndüremem

Bak turnalar mola veriyor sesimizde
Ellerimiz neden bu denli sazlık
Ayvalar nereye götürüyor bu yaz ölüsünü
Böyle yapayalnız
Böyle çığlık çığlık
Bırak yüzünde çiçekler yorgun açmasın
Bu şiir tufanında hiçbir sözcük kaçmasın

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

 

 

YANAKLARINA SÜR ZAMANI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL YANAKLARINA SÜR ZAMANI

Bir nehire bırak bu yeni yıl akşamını
Alıp başına gitsin en çılgın maviliklere
Özlemler sularda yanmasın
Güneş dondurur yoksa inan
Kar yakar bu pembe çığlıklarımızı
Bırak bu akşam da bitsin her akşam gibi
Yıldızlar bakışlarında asılı kalmasın
Biraz yanaklarına sür zamanı
Bu akşam gökyüzü hiç kararmasın

Akşamların ötesi ne çok sensizlik böyle
Sonra savrulan düş tozları uykularda
Ne bir duygu seli
Ne bir çoşku fırtınası
Bir özlem tufanı yalnızca
Kahrolası bütün saatlerin on yedi sonrası

Düşürme saçlarını yüzüne ay boğulmasın
Bu akşam hiçbir duyguya gem vurulmasın
Yaşanan hiçbir fırtınanın hesabı sorulmasın
Bir zaman bir doğaya bak istersen
Kupkuru köklerde yemyeşil filizler var
Koca bir yıl uğurlanırken bakışlarında
Gözlerinde hiç yüzülmemiş denizler var

Biraz yanaklarına sür zamanı
Yaşamın rengi dudaklarında kalsın
Sonu yok biliyorum bu yanılmanın
Bu denli çocukça sevinç dolu
Işık olup sularda kırılmanın sonu yok
Bir İspanyol gitarında tel şimdi kirpiklerin
Az sonra üç telli saz
Ben çoktan yakmışım kendi gemilerimi
Sen bu yeni yıl akşamını yüreğine yaz

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-

GÖZLERİN DÜŞÜYOR ALEVLERE – Adnan Yücel

adnan-yucel-gozlerin-dusuyor-alevlere

Koca bir yıl anılara gömülüyor yine
Ürkek ve yalnız bir suya belki
Dalgalardan dalgakıranlara
Bir köpük şahlanışı başlıyor içimde
Ben yeşile koşmalıyım diyor yüreğim
Yapraklar alev almış dal uçlarında
Gece
Vurulmuş bir kartal gibi düşüyor zamana
Bulut pınarı bu yerler nere
Ben kimim bu saatte Behçet’siz sularda
Çılgınlığa mendil sallayan kişiliğim
Aşkım ve kavgam nedir buralarda

Havayı ve suyu atlayarak koynumda
Cemre erken düşüyor yine toprağa
Dağlara gelin gidiyor ilkbahar
Leylak yudumlayıp şarkıya durmak
Nasıl da zor geliyor Metin’siz
Ey dorukların ölümsüz korosu
Her yer ölümlere neden böyle dilsiz

Denizin rengi martı sesli kıyılarda
Güneşin sesi mavi
Şairler gül düşürüyor alevler üstüne
Gökte yıldızlar kayıyor peş peşe
Hüzün kanatlı sorular şimşekleniyor
Bu yeni yılın adı nedir senin ülkende
Kutlanan gün Ortaçağ’ın hangi diliminde

Hangi aşk yaşadı böyle bir ayrılığı
Kendi sesimizi bile susturamadık
Otuzbeş damlası buharlaştı ömrümüzün
Kendi yüreğimizi bile inandıramadık
Anılar da avutmadı bizi
Ağıtlar da yakmadık
Türküler oğul veririken dudaklarımızda
Akarsuların boğulduğuna inanamadık
Öyle bir leke ki sabahın yüzünde
Biz böyle kalleş ölümlere alışamadık

Sulara bakışlarını yansıtma artık
Çıldırma vaktinin gecesidir yaşadığın
Yüreğin tam otuz beşe bölünmüş
Özür dilemen yetmez gelinciklerden
Gül olup alevler içine düştün mü hiç
Ya da güneşin ışıktan urganlarında
Pir Sultanca yeniden dirildin mi
Yok başka türlü ufukların ışıması
Turaç seslerinde nar patlaması yok
Adı yok boynumuzda çürüyen iplerin
Ağzında ateş çiğniyorsun yine
Gözbebeklerinde alev tüketiyorsun

Asım Bezirci Karacoğlan’ı soruyor
Kaçıncı şiirdesin
Uğur kendini kuşatıyor kendi sesinde
Hangi sesin kaçıncı rengindesin
Asaf bir otel bahçesinde
Kirpiklerini çiziyor türküler üstüne
Elinde anılar tutsağı bir fotoğraf
Behçet’in kolları siliniyor omuzlarından
Gözlerin şimdi kaçıncı mevsimde

Koca bir yıl anılara gömülüyor yine
Gece bitiminde yakarken son sigaranı
Tiksiniyorsun dudaklarını uzattığın ateşten
Tam da sözcüklerin çıldırma çizgisinde
Güneşten önce gözlerin düşüyor alevlere
Hasret’in sesi tutuşuyor iliklerinde
İsyanlar nöbet değiştiriyor
Ateşte semaha durmak diyor bir dost
Yakıyor seni bu sessizlik- beter yakıyor
Yemekler utançla pişiyor ocaklarda
Ateşten kan sıçrıyor ellerine
Güneşten önce gözlerin düşüyor alevlere

Adnan Yücel
-sular tanıktır aşkımıza-