Tag Archive | Şükrü ERBAŞ

Rüzgârını Özlüyorum – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ  RÜZGARINI ÖZLÜYORUM

Bırakıp gittiğin zaman
Dünya terk ediyor beni
Bir garip duyguyla öyle
Yapayalnız kalıyorum
Kısa sürüyor verdiğin esenlik
Kuşkular ikircimler içinde
Başlıyor bekleyişin işkencesi
Hiçbir yere sığamıyorum
Hele bir de uzadı mı arayışın
Unutulmak korkusuyla tedirgin
Tükeniyor kalbimin direnci
Aykırı sularda bungun
Bir çürük tekne gibi
Rüzgârını özlüyorum

Şükrü Erbaş
-Aykırı Yaşamak-

 

AYİN – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ AYİN

Biz hepimiz uzun uzun sıkılırız
Arkadaşlarımız da sıkılırlar ki bize gelirler
Boşlukta asılı bir Tanrı zamanı
Otururuz bütün hareketlerin dışında
Aynı sözleri her gün ilk kez söyleriz
Yalnızlığımızdan kopmuş bir taştır çocuklarımız
Yaşına gelmeden katılırlar bize
Pencerelerden yine kendimizi görürüz
Öyle uzak ki dünya avuçlarımıza
İkinci bir cezadır duamız kalbimize
Hoyrat ve sıkılgan gideriz kadınlara
Kadınlardan geliriz bir eksiklik cümlesi
Gölgemiz kendimizden daha konuşkandır
Hiçbir güzellik kışkırtamaz aklımızı
Yoktur ki acı olsun başkalarının yıkımı

Dışımızdadır ağaçların kanadı suların elleri
Toprakla deniz arasındaki fark
Birisinde susuz boğuluruz
Öteki nem bile değildir sözümüze
Her kapımız bir mezar taşı
Biz hepimiz uzun uzun ölürüz.

Şükrü Erbaş
2004
-Gölge Masalı-

 

Bêse’ye Açık Mektup – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ BESEYE AÇIK MEKTUP

Sevgili Bêse, uzak taşra kasabalarında hayal, taşların bile can suyudur, ama herkes bunu kendisine bile söylemekten utanır. Evlerin duvarlarını gökyüzüne kadar yükseltir, babaların dışarıdan getirdikleri akşam. Annelerin sesleri, yerin yedi kat dibine işleyen birer çaresizliktir, başka hayatlar düşünmemizi bir ihanet duygusuna dönüştüren. Kardeşlerimiz güneş kekemesidir. Bir akran buluruz kendimize, dünyanın bizim olduğu yaşlardan, ilk yağmurlardan sonra yaşlanır. Okullar, önlüklerimizi yatak çarşaflarımıza çevirir. Biz bir daha susarız. Evlerimizden üç kuşak daha yılgındır öğretmenlerimiz. Bahçelerimiz sapsarı bir geçim zamanıdır. Mavi değildir sokağımızın hiçbir kapısı. Köpeğimizin kuyruğu bizden daha özgürdür. Ay ışığı, evet o da bizden dil ister. Ağaçların kuşları vardır, rüzgârı vardır, bizim sesimiz yoktur. Gider gider bir parmak sulara bakarız. Sabahlardan değil de akşamlardan medet umarız. Ve bir gün, mezar mühürlü bu hayalsiz zamana, kırık, tenha harfler düşeriz, kalbimizin gizli suçlarından…

Bize gülerler sevgili Bêse. Göçmen kuşlara uzun uzun dalar, bize gülerler. Yastıkları başlarının altında değil, boğazlarının üstündedir, bize gülerler. Kirpikleri her solukta biraz daha oturur gözlerine, bize gülerler. Aynı fotoğraf solar hepsinin duvarında, bize gülerler. Sararmış otlar gibi konuşurlar, bize gülerler. En uzun yolları yarım saatte biter, bize gülerler. Bir tahta sandalyedir büyüklükleri, bize gülerler. Bir cümleye sıra sıra dizilirler, bize gülerler. Birbirlerinin gölgesinde üşür, bize gülerler. Topraklarından başka yalnızlıkları yoktur, bize gülerler. Yüzleri, dökülmüş birer dükkân tabelasıdır, bize gülerler. Herkes birbirinin yüz yıl sonra söyleyeceğini bilir, bize gülerler. Takvimlerinde, çizilmiş bir tek gün yoktur, bize gülerler. Bir suç telaşıyla sıçrarlar rüyalarından, bize gülerler…

Ve biz yazarız Bêse… Bütün bunları bilmek için yazarız. Kendimizi dünyanın aynasına harflerle tutarız. Yazmadığımız hiçbir şey bizim olmayacağı için yazarız. Zamanı bizim kılmak isteriz. Otlara, böceklere, uzaklara ve yağmurlara ancak yazarak katılırız. İnsan, kendi gölgesinde yalnız bile değildir; bir eşya kasvetidir olsa olsa, demek isteriz. Mülk duygusuyla ölüm arasında hiç bir dünya işareti yok, biliriz. İçimizdeki çocuk kimseye benzemek istemez. Başka kaderlerden ayrıcalıklar edinmek için yazarız. Kalbimizle gövdemiz arasındaki uçurumu böyle dolduruz. Susmaktan değerli olsun isteriz sözümüz. Herkesin “boncuklu bir cümlesi” olsun, kendisini seveceği. Kimse yalnızlığını ötekine göstermekten utanmasın. Ve biz biliriz ki, bir varlığın yazılı tarihi yoksa, bu dünyada bir hayatı yoktur.

Tarla kuşu, yağmur damlasından dünyayı içsin diye yazarız…

Şükrü Erbaş
2001
-Sarkacın Kalbi-

Şiir Ağrısı – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ ŞİİR ACISI

Beynimdeki kara su başımdaki sancı
Dilime dolanan bu tanıdık suskunluk
Günlerdir çektiğim dinmeyen gizli acı.

Yerli yersiz alnıma düşen dalgın kırışık
Rengi yüzüme vuran içimdeki acı su
Görüntüsü gözlerimde uçuşan karışıklık.

Akşam alacasına yakıştırdığım hüzün
Yüreğimin dalında kanayan körpe çiçek
Yangın yerlerine izi düşen yaslı yüzüm.

Adını bildiğim gurbet o bitmeyen ayrılık
Karanlığın ağlarına takılan gönül kuşum
Taşımakla gönendiğim içimdeki ağırlık.

Diline sınırlar konulan yasak ülkem
Yaşadığım korku en özgür yanım benim
Karanlık kapılara vuran ışıklı türküm

Kendi su yolunda akan küçücük suyum
Durmadan yüreğimi kanatan ince sızı
İçinde yanardağlar devinen durgunluğum

Ve bir duyarsız günün en olmadık yerinde
Bir gülün dikeninde bir gecenin koynunda
Dilimden sesime kayan yangın yalazım.

Sözcük sözcük dökülen ölü duygularım benim
Yine yarım yine güdük kalan öksüz çocuklarım
Benim acılarda boy veren can çiçeklerim.

Şükrü Erbaş
1981
-Küçük Acılar-

 

HALK KONSERİ – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ HALK KONSERİ

Kadınlar sessizce ağlıyordu
Her solgun sevda türküsünden sonra
Okşayarak çocuklarının saçlarını…
Erkekler birer kara buluttu
Yağmuru uzak boşluklara yağan
Kim bilir hangi mavilikten kopmuş…

Koyu bir yalnızlıkla boyalı
Derin çukurlarla dolardı her yanı
Meydanın aşk haritası çıkartılsaydı…

Şükrü Erbaş
1993
-Bütün Mevsimler Güz-

Sinema Kapıları – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SİNEMA KAPILARI RESİM ARA GÜLER

“Çocuklar büyükler gibi konuşur sefaletten” / Edip Cansever
Başlarken/Hep Aynı (İç) Görüntü

I.
Güven içinde olduğumu bilmem hiç
Sevildiğimi, önem verildiğimi
Benim başkalarını aradığım gibi
Arandığımı bilmem…

Dünyanın bütün suçlarını işlemiş
Bütün yanlışlarını ben yapmışım gibi
Yaptığım her işten tedirgin oluyorum.
İçimde sürekli bir horlanma korkusu
Bir kekeme tutukluğu ürkek dilimde
En iyi bildiğim konuda bile
Çekine çekine konuşuyorum.

Çekilip sonra kabuğuma küskünlüğün
Kendime düşlerden sığınaklar kuruyorum
Kırık dökük izleriyle hayatın.
Usul sesli içe değen incecik
Bir şarkı büyütüyorum, ömrüme benzeyen…
Sabah kadar uçuk, akşam kadar acı
Rengi dört mevsimin uyumsuz karışımı
Acemi bir şarkı…

Umuda ve gerçeğe böyle katlanıyorum.

ıı.
Bir biletle günün
En güzeli iki saatini satın alıyorum
Neden girmeyeyim ki?
Baba korkusu yok, usta korkusu yok
Annemin zayıf elleri, ölü gözleri
Kardeşlerimin sıska cılız gövdeleri yok
Yoksulluk yok, acı yok;
Olsa da öyle kısa sürüyor ki
dışardaki kötülükler içinde…

Düşlerimi satın alıyorum, yalnızlığımı
İçimde umudun kırık aynaları
Yüreğim bunalıyor gerçeğin gergefinde;
Bir biletle bırakıp gökyüzünü kapıda
Kırık tahta koltuklarda, hüzünlü
Alacakaranlığımı yaşıyorum.
Neden girmeyeyim ki
Günlerce, günlerce avunuyorum…
III
Bir kadın topuklarından soyunmaya başlıyor
Kalçalarını açıyor sonra omuzlarını.
Gözleri iklimini bilmediğim bir ülke
Saçları dağ suları gibi sırtının düzlüğünde;
Akıyor kıvranıyor dönüyor yanarak
Elleri en olmadık yerlerine değiyor.

Binlerce tel geriliyor, görünmez ince
Sinir uçlarımdan,can damarlarımdan
Binlerce ince telde geriliyor terli gövdem.
Değmeden tanımadan tadını çıplaklığın
Karanlık bir dehlizde, kamçılanmış
Bir tanımsız heyecan yaşıyorum.

Bir çift göz büyüyor karşımdaki perdede
Bir çift dudak, bir çift göğüs, bir çift…
Büyüyor büyüyor ve
En yorgun yerinde uykularımın
-En tedirgin en dağınık-
Gelip yatağıma giriyor.

Bilmediğim odalarda, aydınlık mavi
Göğü üzüm salkımı, ağzı kuş yuvası
Bir kadın… gövdesi gövdemin
Gülüşü sevincimin çıplak aynası;
Eğilip en ayıp yerleri ile
Beni öpüyor, ben seviyor, beni tüketiyor.

Seyrederken kanattığım dudaklarımdan
Düşlerimde yeniden, yeniden kan geliyor.

IV
Dünya sinema perdesi değil ki..
Düşlerin de bir sınır olmaı
İnsanın gerçeği ile çevrili

D ö n ü y o r u m

İçimde incinmiş bir çocuk ağıdı
Avuç avuç cam kırıkları göz bebeklerimde
Düşmemek için kendime tutunuyorum.

V
Kimselerin vakit ayırmadığı biriyim
Biliyorum.
Sıradan bir alışkanlık, körleşmiş
Bir küçücük ayrıntıyım
Biliyorum.
(Bir sigaranın tutuluşu örneğin
İçilişi ve sonra atılışı)
Öfkem biraz da bu benim
Ya siz biliyor musunuz?
Saygısızsam, saldırgansam, acımasız
İlgisizlik besliyor kötü yanlarımı
Ya siz biliyor musunuz?

VI
Yakıştırarak giyindiğim hiçbir şeyim yok
Öyle tiksiniorum ki üstümdeki giysilerden
Gücüm yetse inan, becerebilsem
Tenimi bile soyunurum yüreğimden.

VII
Hayatın güzelliklerini esirgediği
Bir sokağın arka tarafıdır ömrüm
Gücenik, kirli karanlık..
Yaşar bir ölü yalnızlığı kendince
O duyarsız kalabalıklardan artık..

Binlerce
bıçak ağzı keskinliğinde
-Yokluk ezikliğinde, onur sessizliğinde-
Umarsız pusatsız bir üryan öfke
Ayrıkotları gibi yayılıyor yüreğime.
Binlerce umut oku göz bebeklerimde
Dünya bir düş kırıklığına dönüyor
Aklımın ufuksuz sularında;
Bir örümcek ağına bir baş dönmesine
İvmesi
İvmesi yokluğun istek hızında..

Zayıf yerlerim kanıyor damar damar
-Yalnız yerlerim, güçsüz yerlerim-
İçimde o çözümsüz kördüğümü hayatın
Günler acılarıma beşik oluyor
Geceler kinimin kara ninnisi
Büyüdükçe büyüyor çocuk korkularım..

Dışına taşamamış bir öfke seli
Bir isyan içimde bir dövüşme isteği
Çıkıp sinemaya gidiyorum;
Bir insanın kaderler değiştirdiği filmlere..

Adıma dövüşüyor bütün kahramanlarım.

VIII
Bize benzer insan görüntüleriyle
-Bize benzemez-
O çizilen dünya var mı gerçekten?

IX
Evlerin geçim derdi yoktu
Gittiğim filmlerin çoğunda
Erkeklerin iş derdi..
Kadınlar rahat mı rahat
Bütün ilişkilerinde
Sevmek tek sorunlarıydı
Güzellik bir de.
Varlığın güvenli korunaklarında
Çocuklar büyüyordu dünyadan uzak.
Çalışmaları, dövülmeden..
Gittiğim filmlerin çoğunda
Yalnız da olsan, arkasız da
Haklı olmak kazanmaya yetiyordu
O dengesiz kavgalarda.

Ve dışarda, yaşayıp bildiğimiz
Acının ekseninde bir hayat
Bütün görüntüleri bir bir örtüyordu.
X.
Varlık güçmüş
Varlık güven, varlık güzellik
Hayatın bütün yüzlerinde gördüm bunu
Sinema kapıları başta.
İmrendim… içlendim… incindim…

Katlandım sonra simsiyah kapanıp
-Okları içine dönük bir kirpi gibi-
Kapanıp simsiyah yalnızlığıma.

Sustum…

Ki incecik bir hüzündü yüzüm
Yakıştı yaşadığıma, yaşamadığıma.

XI
Benim dünyayı sevmem için
Dünya beni sevmeli.
Tertemiz giysilerim olmalı
Ütülü, ince, yakışan.
Bir kızı sevmeliyim dupduru
Yağmur mavisi, bulut buğusu
Gökyüzü gibi sakin
Gülmeli gözlerinin içi
En acılı günlerimde bile
Tutup yalnızlığımdan
Bana güvenmeli;
Kaşlarını yıkmadan sevmeli beni.

Benim dünyayı sevmem için
Dünya beni sevmeli.
Çocuk düşlerimi ezen evler değil
Sevgiler olmalı oda oda
Mutluluğu gülüşlerle köpüren.
Baba utanmamalı benden
Annem ezik durmamalı
Ufacık bir isteğimle buruk.
Bir işim olmalı, bir güvencem
El ellerinde hoyrat/
Ev içlerinde
Kanayıp gitmemeli çocuk ömrüm.

Benim dünyayı sevmem için
Dünya beni sevmeli
Dünya beni sevmeli.

Şükrü Erbaş
1982-1983
– Acının İki Yüzü /
Aykırı Yaşamak-

FOTOĞRAF : ARA GÜLER

HIRKA – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ HIRKA

Ne kar, ne buz tutmuş ay, ne ıslık çalan kamyonlar
Ne de okul kıyafetinde kaybolmuş bir çocuk
Harflerin yalnızlığı gecenin yalnızlığından büyük
Asfaltın kıyısında yoksul bacalardan bir hayat elifi
Bahçelerin uykusundan sürmeli gözler
Ne evden ayrılmak, ne yapraklı soğuk ince bedende
Değildi canıma yürüyen zaman acısı
Anne hırkasını çocuğa giydiriyordu…

Sevgilim, mineli sözüm
Budur güzelliğin koygun gölgesi
Beni severken yalnız beni sevmiyorsun sen…

Şükrü Erbaş
2014
-pervane-