Bir Güç Simgesinin Yetersiz Tanımlaması – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ BİR GÜÇ SİMGESİNİN YETERSİZ TANIMLAMASI

Çın çın ötüyor sesi
Değişmeyen tonuyla
-Zaman bozuk bir plak gibi
Aynı mevsime takıldı-
Yüksekten ve rahat konuşuyor
Gücünün güvenciyle
Yanlış yapmak kaygısı yok
-Her dediği doğrudur
O yerdeki insanın!-

Bir korkudan söz ediyor durmadan
Görünmeyen bitmeyen
Bir bilinmez tehlikeden
Ne idüğü belirsiz
Sayrı bir ruhun sayıklamasını andıran
Ucuz ve çoğul bir onayla – esrik –
Sorular soruyor kendini doğrulayan
Yine kendi yanıtladığı.
Sesler çığlıklar içinde
Bir ucu zehir yeşili
Yarısı korku sarısı
Oynayıp duruyor dudakları
Elleri kolları ve bedeniyle
Bir gölge oyununu anımsatıyor.
-Mekân ölü bir fotoğraf gibi
Aynı kirli görüntüde dondu. –

Şaşarak bakıyorum öfkeyle
İsyanla, acıyarak..
İnansa -diyorum- kendine
Olsa biraz saygısı, korkmasa
‘Haklıyım’ der mi bunca sık
Dil sürçmeleriyle ve israrla
Bağırarak ortalarda.

Şükrü Erbaş
1984
-Aykırı Yaşamak-

TURNA TÜRKÜSÜ – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ TURNA TÜRKÜSÜ

Bozkır. Yelkovan otları. Gökyüzü masalı.
Irmakla birlikte bulutlara akan kavaklar
Boşluğun alın yazısı bir çift tekerlek izi
Güneşte bembeyaz kesilmiş mısır tarlaları
Rüzgâr değil, otların yedi renkli soluğu
Ayrılıktan yapılmış bir turna katarı
Toprağın buğusu tanrıya değdi değecek.
Sığırcık kuşlarından bir serinlik ağzında
Adam maviliğin ıssız türküsü
Eski zamanlardan bir emek cümlesi kadın
Bahçe duvarındaki sarmaşık sözüne karışıyor.
Köpek uyandı. Bir toz yumağı kadının ardında
Rüyaları uykulardan uzun salkım çocuklar
Elma ağaçlarında birer kırmızı şarkı.
İnce çılgaları uzakların harfleri
tepeler her gün biraz daha yüksek.
Kuyu, kendi ipiyle asılmış
Bir sonsuz can sıkıntısı çatılarda zaman
Elinde bir masal azığı, kadın tarlaya gidiyor.

Babam Tahtalı Köprü’nün ayakları dibinde öldü
Annem bahçelerden namazlara ölüm hazırlığı
Kuyuyla birlikte kayboldu avlu
Sarmaşık, komşu bahçelerde el çırpıyor
Çocuklar çoktan birer rüyasız uyku
Sığırcıklar puhu kuşlarına bıraktı yerini
İnce çılgalardan gidenler hâlâ uzaklık hevesi
Ey çocukluğun sonsuz baş dönmesi
Bir turna türküsüyle yazdım bu şiiri
Sevgilim
Hangi acıyla yaprak dökersek dökelim
İnsan kendini seveceği bir dünya buluyor…

Şükrü Erbaş
2012
-bağbozumu şarkıları-

 

SEVİNÇ – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SEVİNÇ

Yağmur değil güneş sağanağı. Onbiraylar, acemboruları,
taflanlar yaprak yaprak yağıyor. Pencereler çift kanatlı
bir sevinç. Bir dua gibi kaldırdım yüzümü. Yüzüm gökyüzü.
Kiremitler bütün yükünden kurtuldu. Mavi kırmızı yeşil tütüyor.
Balkonlar rüzgâr harmanı. Sokak çocuk. Sokak evlerden
sonsuz. Bir kadın bembeyaz taştı yataktan. Odalar topuktan
dudağa dönüyor. Her hapı bin ayrı hayal. Yaşamak bütün
günahlardan arındı. Doğa damla damla doğuruyor bizi.

Güneş tanrım. Yağmur annem. Toprak ömrüm. Bir su damlasından
sonsuzluk veren hayat… bir su damlasına kur mezarımı.

Şükrü Erbaş
2006
-Unutma Defteri-

SUÇ – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ SUÇ
Size katlanmaktan bir suçum
Bütün ağırlığı darası olanlar
Ödüyorum hayal hayal sığlığınızı.

Yalan gövde, aptal ses, şiddetin mihrabı;
İtirazı kalbinde değirmen taşı
O yalnız ihtilalim siz konuştukça.

Benim bir sardunyadan öğrendiklerim…
Siz güldükçe kekeme toprak ve güneş
Yok mülkünüzden başka zamanınız.

Devletten ve ölümden başka yanıtın var mı
Ey yaşama hakkının hileli zarı
Sorsam Zeynel Bektaş’ın boynundaki hapishaneyi.

Siz geniş odalarda para bilgisi
Birer güneş zengini benim çocuklarım
Su gamzesi, yaprak ummanı, ufuk türküsü.

Ben bir kadını, canımdan süzerek zehrini-
Ne kalmışsa yataklara hırsınızdan
O kadar sevginiz.

Büyüklerin her gün biraz daha öldüğü
Ara sokaklardan bir yalnızlığım ben
Gider gelir büyütürüm sizleri.

Ey ömrümüzden yükselen suç
Bu kadar selgin gezer miydin
Yerimize koysaydık seni.

Durduğu yerde büyüyenler
Unuttuklarınızdan uzayan
Bir yoldan doğdum ben.

Böyle katlandım zamanın acısına…

Şükrü Erbaş
2001
-Üç Nokta Beş Harf-

LÂMBA – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ LAMBA

Ay ışığı ile yıkanıyor çocuklar. Sesleri ağaçlarda sevinç
salkımları. Gece, lacivert örtüsünde sunmuş özgürlüğü.
Gümüş bir çalgı ellerinde sokak. Her söz bir şarkıya
dönüyor ötekinde. Dokunmanın menevişi gövdeleri.
Akşamsefaları ağızlarında buğulanıyor. Herkes yatağını
bir yıldıza sermiş. Odaları yeniden kuruyorlar sokakta.
Uyku kış kadar uzak. Yaza genişlik veren bir serinlik
yüzleri. Elleri su kuşları. Unutmanın öyle uzağında ki
zaman. Küçücük avuçlarında zeytin ağaçlarının
sonsuzluğu. Yalnızlık yok dünyada. Ölüm büyüklerin
oyunu.

Evler bütün pencereleriyle eğilmiş üstlerine. Camlar
güven duygusunun solgun lâmbaları. Anneler biliyor,
babalar biliyor, sokak bilmiyor! Çocuklar, tanrım, bir
onlar seni suçsuz kılıyor.

Şükrü Erbaş
2006
-Unutma Defteri-

BÜYÜMEK – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ BÜYÜMEK

Mavi bir zamanın içinde ıssız bir kum çanı. Hepimizden

yapılmış bir vazgeçiş. Uğultusuyla mağrur.

Bir kış bahçesinde soğumuş. Deniz terledikçe kendine kapanıyor.

Zülüfleri köpük köpük intizar. Bakmıyor, yarılmış

bir nar her yere saçılıyor. Hayalin cezasından kurtulmuş.

Ağzı sönmüş çerağ. Gerçeğe katlanmak güçsüz

düşürüyor. Topuklarına dek ayrılık. Gelmiş yine de.

Yazdan bir iyimserlik… unutma bahçelerinde bir avuç

ışık. İnanmadan oluyor. Kasıklarında hayatın kalbi.

Acısını sevmek istiyor. Acısı çiçek açmış dünya.

 

Çocukların büyüyor tanrım! Sonsuzluğu gövdelerinde

duyarak…

 

Şükrü Erbaş

2006

-Unutma Defteri-

KAPILAR BİZDEN ÖNCE – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ KAPILAR BİZDEN ÖNCE

Kapının hızlı ya da yavaş kapatılmasıyla,
az ya da çok bir öfke geride bırakılır / Kafka

Sır kapısı. Kader kapısı. Ruh kapısı.
Eski hayatlardan bir yorgun hatıra
Yeni hayatlardan bir kanat heves
Odalarla sokakların bıçak ağzı
Giderek yüzümüze benzeyen yüzü hayatın
Dünyaya açılan alın yazımız
Erkeklerin bulutlara değen kaşları
Kızların kilitlere düğümlü kirpikleri
O gözyaşı mihrabımız
Duasını yalnız bizim duyduğumuz
Güneş geçirmeyen korku
Çatıların koltuk değneği
Yıldızlarla soluk alan yalnızlığımız
Rüyaların çifte sürgüsü
Açılır seviniriz, kapanır seviniriz.
Çatık kaşımız. Aralık ağzımız
Gölgeli yüzümüz.

Yazmışım bir nazlı zamanda
Bir nazlı kâğıda:
“Yanlış bir kapıyım ben
Önünde yanılmış bir çocuğun durduğu.”*
Tüter hâlâ canımın ocağında arzusu
Bir kanadı gökyüzüne uzanır
Bir kanadı kapanır gövdeme simsiyah…

Şükrü Erbaş
2014
-pervane-* Yolculuk’tan…