Tag Archive: Şükrü ERBAŞ


Geçti Çocukluğumuz – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ GEÇTİ ÇOCUKLUĞUMUZ

Ayrı sokaklarda oyunlar kurduk
Başka başka çocuklarla.
Belki birbirinden biraz uzakta
Ama aynı çoşkularla sorumsuz
Geçti çocukluğumuz.

Anlamı bize uzak
Yasakları yaşadık.
Gündüz gerçeğimiz gece düşümüzdü
O bir türlü geçemediğimiz
Oyunları uykulara taşıdık.

Sonra duygularımızın
Toy kanatlarında bir deli rüzgâr
Uçuverdik ergenliğin göklerinde
Ki başımız üzerinde
Akça yıldızlar.

Aktı bir yamaçtan incecik sular
Adını adımın yanına yazdılar…

Şükrü Erbaş
-Aykırı Yaşamak-

ŞÜKRÜ ERBAŞ SEVMEK İNSANIN EN BÜYÜK ACISIDIR

 

Sevmek, bizim kendimize ve dünyaya karşı giriştiğimiz hırsızlığa, kendi gücümüzle karşı çıktığımız biricik haklılığımızdır. Alacakaranlığın ufalaya ufalaya sildiği bir adamı tutup ellerinden, başına ay ışığından bir hale geçirmektir, kaybolmadan sabaha çıksın diye. Sevmek, özünde varolan büyük bağlanmaya karşın, insanı günlük ilişkilerin kişiliksizleştirdiği tutsaklıktan kurtaran en büyük özgürlüktür. İnsanı yalnızlığın hazinelerine götüren bir arınmadır sevmek. Yalanın kirlettiği bir yüreği yağmur sularıyla yıkamak ,sonrada içtenliğin rüzgârıyla durulayıp iğde kokularına sarmaktır. Işıkları kesilmiş odalarda kirpiklerden ve parmaklardan mumlar yakıp, derin bir hazla ışıyan güzelliğini seyretmektir insanın. Bunca aşağılanmaya karşı insanın onurunu kutsamak, gövdesini yüceltmektir.

Evlere karşı sokakların, sokaklara karşı evlerin biricik zaferidir. Zorun, kanıksamanın ve alışkanlığın insan ruhunda açtığı yıkıma karşı, en ince, en güçlü, her zaman yeni, direnme duygusudur. Akıl ona bir olanak sağlıyorsa bir işe yarıyordur, güzeldir, değerlidir. Sevmek, yaşamın bizi sürüklediği uçurumun kıyısında tutunduğumuz o incecik gelincik sapı; ölümle dirim arasındaki baş dönmesidir. Üstümüze yürüyen duyarsızlığın o siyah ordusuna karşı yürek çarpıntılarından oluşturduğumuz ışıklı bir korunaktır. Sevmek, bizi onaran, acısından bile haz aldığımız belki de tek incinme; bütün hüznü, iyimserliği ve ikircimine karşın, sesimizin en duru aktığı yataktır.

Önünde durduğumuz kapıların zembereği; saatlerin mutluluk ayarı aldığı boylamdır ömrümüzün. Sevmek barışın kişiye özel adıdır. Kalabalığa karşı bireyin özgeliği; kalabalığa kişilik veren biricik olanaktır. Bütün dillerin ortak şarkısı, bütün şarkıların sustuğu yerdir. Taşa ses veren duygusu insanın; en kolay bağışlanacak kusuru; ölümün eşiğinde bile dilinde çırpınan ıslığıdır. Dört mevsimin biricik paydasıdır sevmek, yazı, ayazı aynı içtenlikle güzelleştirir. Bir gelecek düşüdür bütün ufuklardan el eden. Göklerin genişliğini, denizlerin derinliğini, dağların doruğunu büyük bir ustalıkla gözlerimize ve göğüs kafesimize yerleştiriverir. İkide bir camlarına düştüğümüz bizi bize en güzel gösteren hayal aynamızdır.

Yine de insanın kendine en büyük ihanetidir sevmek. Sığlığın kolaylığından derinliğin baş dönmesine geçmek bir zorlu yürek türküsüdür, içindeki binlerce gözü susturmayı gerektiren, istemekle yapmak arasındaki o ince çizgi, binlerce yılın günah burgaçlarıyla bir uçuruma dönüşür. Dünya karşı tarafta, biz bu tarafta kalmışızdır. Bir iki cılız sesten başka bir şey yoktur sesimizi karşılayan. Giderek bencilliğimizden söz etmeye, sevgimizden utanmaya, kendimizi aşağılamaya başlarız. Bu uçuruma verebileceğimiz kurban, içimizde yeni yeni kekelemeye başlayan sevincimizdir. Rüzgâr usul usul kesilir. Gündüzler yatışmıştır. Gece o eski gecedir artık. Tanrılar kazanmıştır. Mutsuzluğumuza karşı ayaklanan çoğunluk geri çekilmiş, kimse mutsuzluğumuzla ilgilenmez olmuştur. Herkes içine gömdüğü yaralı bir hayvanla iyileşmeye çalışmakta, dünyayı düzene koymaya devam etmektedir.

Sevmek, insanın en büyük acısıdır..

Şükrü Erbaş
1995
-İnsanın acısını insan alır-

Yalnızlık Heceleri – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ YALNIZLIK HECELERİ 43  ALP CEM TURKEY

43.
~~ brecht’e

Benim gözlerimi onlar vermedi
Ben büyüttüm bulutları hayal hayal
Toprak bedenimden alır varlığını
Parmaklarım sularımızda salkım güneşler
Kirpiklerimden yürür ağaçlar dünyaya
Babam şehrimizin sütkardeşi
Annem doğurdu evlerimizi
Onlar taramadı benim saçlarımı
Akşamlar birer sürmeli masal
Kardeşlerimle uyudum kuşların uykusunu
Bizimdir eksik de uyansak sabahlar…

Bir tek kendilerinin kutsadığı ölümle
Şimdi onlar yok edecek bütün bunları.
Ey kendini bizden uzak sanan insanlar.

Şükrü Erbaş/Yalnızlık Heceleri

 

Resim: Alp Cem

Şükrü Erbaş…

 

ŞÜKRÜ ERBAŞ EŞİKLERDEN

Orada, kedilerin dallarda uyuduğu bahçede,
ışık da sendin gölge de.
Bendim kirpiklerine tutunan uzaklık.

Şükrü Erbaş

Büyü – Şükrü Erbaş

 

ŞÜKRÜ ERBAŞ BÜYÜ

Güneş batmıyor burada
Denizden kadınlar çekiliyor.

Haritaların mavi yerini
Yeni öğreniyor bir adam.

Yaşı ölümden biraz önce
Diz kapaklarında bir kızın.

İmkânı yok gözlerinin
Bir avuç kumla yatağa giriyor.

Suya değiyor toprak
Gölgeler karıncalar içinde.

Sabah olmuyor burada
Kadınlar denize doğuyor.

Şükrü Erbaş
-Gölge Masalı-

 

 

Götürür Mü? – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ  GÖTÜRÜR MÜ

Ağaçlar hep aynı yerinde
Dallarda toprağın değişmez rengi
Mavi, akışkan, turuncu, donuk
Sonsuz öpüşünde rüzgârların
Bir bulutlu bir bulutsuz
Değişse de gökyüzü
Evlerin yüzü soluk.

Silindi yüzlerden iyimserlik
Derin çizgisinde yolların
Mutluluk yüreklerin uçuk pembesi
Girdi, çıktığı gibi eksik
Güneşin açtığı kapılardan
Bir kadın, bir erkek, bir çocuk…

Uzun yağmurları suskunluğun
Herkesin kendi içine yağan
Kuyularda halkalanan hayal taşları
Sitem mi, güven mi, bir yaralı umut mu
Açıp baksam bir bir sürgülü kapıları
Ay ışığı ya da rüzgâr
Alıp götürür mü dağlara
Odalarda birirkmiş ufuksuz bulutları…

Şükrü Erbaş
1987
-İyiliğin İpeğinden-

Gün Bitti – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ GÜN BİTTİ

Gün bitti. Akşamlar oluyor dışarda
Topladı altın saçlarını güneş annemiz
Göz pınarlarımızın incelen sularından
Bir çocuk başı gibi düşüyor uykulara dünya
Memesi alınmış birer bebeğiz şimdi hepimiz
İnen karanlığın iğneli beşiğinde
Ve yıldızlar öyle uzak, öyle uzak ki…
Ağaçlarda ve kirpik uçlarında

Bundandır üşümesi içimizin
Kapımızı çalan keder, üstümüzdeki suskunluk…
Gün ne verdiyse tükettik çoktan
Eli para görmüş bir yoksul cömertliğinde
Işık, renk, koku, ses..
Değişik resimler çiziyor gölgeler alınlara
Düşlerle saldırıp anılarla vurarak
Düştü bir bir yaralı askerler gibi eşiklere
Kanıyor kendi rengine göre herkes…

…Bir sarhoş çığlığı ve ezik bir ezan sesi
Ağır küfürlerle bıçaklanmış incelik
Çırpınan göğsü bir kızın bir adamın hantal gövdesinde
Sevinci park kanepelerinde uçuşan acemi sevgi
Perde perde sızan ayrılık eriyen pencerelerden
Bir kadının direnci, gergin yüzü bir adamın
-Yoksulluk ya da işkence-
Akıl almaz kavrayışı küçücük çocukların
O her şeyi önceden bilen
Yaşlıların dayanılmaz saygınlığı…
Paranın ve korkunun kuyularında halkalanan inanç
Büyük yalan, incelmiş zulüm,
Yanılmış ve yağmalanmış halk
Sustukça derine düşen söz, uzaklaşan düş
Çekine çekine rengi uçan gülümseyiş…

Ağır bir demdir şimdi yaşamak yalnızlıklar katında
Ağulu, sınırsız ve düşlerden damıtılmış
Uğuldar durur derin rüzgârlar içinde savrularak
Yollarda, çatılarda ve yaprak uçlarında…
-Ne olur yanımda katılsan gecenin şarkısına
Gitmeden yüreğinin ve sesinin mavi minesi-

Şükrü Erbaş
1987
-Kimliksiz Değişim-

ŞÜKRÜ ERBAŞ UZAKLARDA I VE II

Ay dolanır dolanır da gelir
Gecenin derin koyaklarından…
Yatağı gülsüz, bedeni buğusuz
Saçları rüzgârsız kadını
Öper de iki omuzundan ayrılığın ağzıyla
Sulara düşmüş bir çocuk teni gibi
Titretir, ürpertir, üşütür…

Kırar durur parmaklarını uzaklarda bir adam
Bir adam çok uzaklarda
Camlara kirpiklerinden yollar düşürür…

Şükrü Erbaş

**
Uzaklarda II – Şükrü Erbaş

Metris’in avlusuna yağan uzun karı
Tam yedi yıl, yedi dünyasız yıl
Örterek bütün mevsimlerin en güzel yerini
Yağan o uzun dalgınlığı
Süpürdü aysız gecelerde bir kadın
Uzaktan uzağa kimseler görmeden
Çözerek hasretin aynasında dolaşık saçlarını
Tutup çocuklarının küçücük ellerinden…

Bir adam içerde, tam yedi yıl
Yedi biçilmiş gökyüzü
Bir ışık, bir düş, bir kısacık görüş
Akarak camlardan kapılara damar damar
Dalsız, türküsüz, ömürsüz
Kimseler bilemez, Nasıl
Nasıl dayandı…

Şükrü Erbaş
1988
-Kimliksiz Değişim-

000 ŞÜKRÜ ERBAŞ

Bir maviden bir siyaha geçerek ZAMAN
Geçerek bir çocuk teninden yaşlı uçuk bir deriye
Dokunup durgun yüreğine büyük suların
Binbir rüzgârla bir dinmez akışa geçerek
Geçerek kirpikleri ve düşleri arasından
Yüzünü güneşe tutmuş uzun adamların
Yağmurlardan yazlardan parklardan geçerek
Uçarı giysiler içinde telaşlı titrek
Kâküllerden gamzelerden alın çizgilerinden
Geçerek bir ince ağrıyla gönül çarpıntılarından.
Akşamlardan bir bozgun, gecelerden külhani
Sabahlardan bir tüy gibi uykulu düşlerle hafif
Geçerek günlerin iğdiş ilişkilerinden…
Bir zorbanın onursuz gücünden tiksintiyle
Bulantıyla bir kaypağın yayvan gülüşlerinden
Lekesiz ve zedesiz, geçerek
Sürekli yer değiştiren bir korkunun gölgesinden…

Kadıköy iskelesinde sisler içinde
Gözleri ayrılığın menzilinde iki damla yol
Sesine İstanbul karışmış bir kızın
Geçerek gecikmiş sevgisinden kederle…
-Yoksulluk bir paniktir oğlum evler için
Bir kar suyudur sızar temeline sevgilerin
Gün siyah bir tül, gelecek düş bile değildir
Ve geçmiş ağır bir taştır asılır çatısına
Diyen bir babanın bezgin, bilge sesinden geçerek…
Geçerek, kaç yıldır Hanımeli sokakta
Altın tasında yüreklerinin yudum yudum
İçeriye su taşıyan bir avuç çocuğun
Satırlara vurmuş doygun yüzlerinden…

Ey geceyi biçimleyen sessizlik,ey susuş
Günün döne döne yüze vurduğu lacivert deniz
Ey bir kenti özetleyen plastik çiçekler
Yargıç cüppeleri,uzun topuklar, süslenmiş aldanış
Buğulu bardaklarda terleyen yalnızlık
Ey talih kuşu, naylon torbalara gizlenen geçim
Utancından günden güne kibarlaşan açlık
Ey bulvarlardan su içmeye inen acemi ceylan
Geçerek elbette sizin de iliklerinizden…

Bozkırın alnında karlar altında
Bir keder pıhtısı gibi için için
Kanayan kışlarından kerpiç köylerin
Geçerek, kendi yalnızlığından üşüyen yollarından…
Irmak boylarında yıkanan ırgalanan ağaçlar
Ey buğday başakları, soluklanan toprak
Göçmen kuşları uzak ülkelerin ve mevsimlerin
Ey gece yıldızlarla öpüşen dağ çiçekleri
Naftalin kokan danteller dip odalarda
Renk renk işlenmiş genç kız düşleri
Ey büyük bekleyiş, katlanmış duygular
hep aralık duran kapı
Artık ağır ağır sararan umutlar
Elbette, elbette geçerek sizin de hüznünüzden…

Geçerek yeni zaman dervişlerinin
Borsa ve banka tapınaklarından
Yan yana namaza durmuş yalan ve imanla
Eğilip günde beş vakit ezan sesleriyle
Dünyadan varlık için minarelerden geçerek…
Telsiz mesajlarından gizli raporlardan vergi iadelerinden
Uzun masalar ardında kendine hayran
Küçük insanların kasılmış kaypak gövdelerinden…
Geçerek bıçkın küfürlerinden hızlı şöförlerin
Pavyon fedailerinin geceye yakışan güçlerinden
İki kopuk düğme gibi sabaha düşen
Sağılmış memelerinden o kadınların…

Yanlış pınarlardan yanlış sular mı
İ ç i y o r u m
Böyle her akşam,her akşam
Kırılan kanatlarından göğün
Dökülürken zaman
Turuncu kederler içinde
Dünyayı siliyorum yudum yudum
Gücenik bir günün aynasından
İçmiyorum ki…
Adı unutmak olan bir beyaz boşlukta
Buluttan bir düşte lacivert bir susuşta
Eriyor perde perde gerçeğin görüntüsü.
Diplerde çözülen bir batık gemi gibi
Vuruyor gecemin başıboş sularına
Hayatın yüreğime yıkılan yükü
Bedenim buğular içinde uçuk
İ ç m i y o r u m ki…
Ağrılıklarımdan kurtuluyorum
Diyen bir akşamcının titreyen
Parmaklarından dudaklarından geçerek kirpik uçlarından…

Ey karnına saplı binlerce bıçağın üstüne kapanan kent
Ey gittikçe yozlaşan sağırlaşan ülke
Yıllardır sorgusu dinmeyen düşünce, doğrulanan inanç
Ey rahminde büyüttüğü bebeği kanıyla boğulan anne…
Geçerek elbette senin de
Gecesine yıldız yerine gardiyan düşen evlerinden…
Ey ömürleri kendilerinin olmayanlar
Ey düşlerin ve acıların öncü yolcuları
İzleri uzak zamanlara ışık olan yollar
Ey dünyanın alnına iyiliğin resmini çizen içtenlik…
Bir tek sizin dışınızda
Bir de senin ey ufkun dışındaki ölüm…
-Bilmez miyim elbette bu benim yazdıklarımın da-
Geçerek üzerinden gökyüzü gibi akışkan ve sonsuz
Bir su hızıyla sızıp iliklerine hayatın
Güngörmüş bir insan güveniyle rahat
Seçip ayıklayarak çürüyeni ve kalanı
Pazardan mal alan bir müşteri dikkatiyle
Tartarak dünyayı inceden inceye
Bir kuyumcu terazisi duyarlılığında
Akıp gidiyor ZAMAN, akıp gidecek
Akıp gelmişse nasıl bugüne kadar…

Şükrü Erbaş
-Yolculuk-

Şükrü Erbaş…

ARBEKTEN 2

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 271 takipçiye katılın