Tag Archive: Şükrü ERBAŞ


Şükrü Erbaş…

 

ŞÜKRÜ ERBAŞ EŞİKLERDEN

Orada, kedilerin dallarda uyuduğu bahçede,
ışık da sendin gölge de.
Bendim kirpiklerine tutunan uzaklık.

Şükrü Erbaş

Büyü – Şükrü Erbaş

 

ŞÜKRÜ ERBAŞ BÜYÜ

Güneş batmıyor burada
Denizden kadınlar çekiliyor.

Haritaların mavi yerini
Yeni öğreniyor bir adam.

Yaşı ölümden biraz önce
Diz kapaklarında bir kızın.

İmkânı yok gözlerinin
Bir avuç kumla yatağa giriyor.

Suya değiyor toprak
Gölgeler karıncalar içinde.

Sabah olmuyor burada
Kadınlar denize doğuyor.

Şükrü Erbaş
-Gölge Masalı-

 

 

Götürür Mü? – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ  GÖTÜRÜR MÜ

Ağaçlar hep aynı yerinde
Dallarda toprağın değişmez rengi
Mavi, akışkan, turuncu, donuk
Sonsuz öpüşünde rüzgârların
Bir bulutlu bir bulutsuz
Değişse de gökyüzü
Evlerin yüzü soluk.

Silindi yüzlerden iyimserlik
Derin çizgisinde yolların
Mutluluk yüreklerin uçuk pembesi
Girdi, çıktığı gibi eksik
Güneşin açtığı kapılardan
Bir kadın, bir erkek, bir çocuk…

Uzun yağmurları suskunluğun
Herkesin kendi içine yağan
Kuyularda halkalanan hayal taşları
Sitem mi, güven mi, bir yaralı umut mu
Açıp baksam bir bir sürgülü kapıları
Ay ışığı ya da rüzgâr
Alıp götürür mü dağlara
Odalarda birirkmiş ufuksuz bulutları…

Şükrü Erbaş
1987
-İyiliğin İpeğinden-

Gün Bitti – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ GÜN BİTTİ

Gün bitti. Akşamlar oluyor dışarda
Topladı altın saçlarını güneş annemiz
Göz pınarlarımızın incelen sularından
Bir çocuk başı gibi düşüyor uykulara dünya
Memesi alınmış birer bebeğiz şimdi hepimiz
İnen karanlığın iğneli beşiğinde
Ve yıldızlar öyle uzak, öyle uzak ki…
Ağaçlarda ve kirpik uçlarında

Bundandır üşümesi içimizin
Kapımızı çalan keder, üstümüzdeki suskunluk…
Gün ne verdiyse tükettik çoktan
Eli para görmüş bir yoksul cömertliğinde
Işık, renk, koku, ses..
Değişik resimler çiziyor gölgeler alınlara
Düşlerle saldırıp anılarla vurarak
Düştü bir bir yaralı askerler gibi eşiklere
Kanıyor kendi rengine göre herkes…

…Bir sarhoş çığlığı ve ezik bir ezan sesi
Ağır küfürlerle bıçaklanmış incelik
Çırpınan göğsü bir kızın bir adamın hantal gövdesinde
Sevinci park kanepelerinde uçuşan acemi sevgi
Perde perde sızan ayrılık eriyen pencerelerden
Bir kadının direnci, gergin yüzü bir adamın
-Yoksulluk ya da işkence-
Akıl almaz kavrayışı küçücük çocukların
O her şeyi önceden bilen
Yaşlıların dayanılmaz saygınlığı…
Paranın ve korkunun kuyularında halkalanan inanç
Büyük yalan, incelmiş zulüm,
Yanılmış ve yağmalanmış halk
Sustukça derine düşen söz, uzaklaşan düş
Çekine çekine rengi uçan gülümseyiş…

Ağır bir demdir şimdi yaşamak yalnızlıklar katında
Ağulu, sınırsız ve düşlerden damıtılmış
Uğuldar durur derin rüzgârlar içinde savrularak
Yollarda, çatılarda ve yaprak uçlarında…
-Ne olur yanımda katılsan gecenin şarkısına
Gitmeden yüreğinin ve sesinin mavi minesi-

Şükrü Erbaş
1987
-Kimliksiz Değişim-

ŞÜKRÜ ERBAŞ UZAKLARDA I VE II

Ay dolanır dolanır da gelir
Gecenin derin koyaklarından…
Yatağı gülsüz, bedeni buğusuz
Saçları rüzgârsız kadını
Öper de iki omuzundan ayrılığın ağzıyla
Sulara düşmüş bir çocuk teni gibi
Titretir, ürpertir, üşütür…

Kırar durur parmaklarını uzaklarda bir adam
Bir adam çok uzaklarda
Camlara kirpiklerinden yollar düşürür…

Şükrü Erbaş

**
Uzaklarda II – Şükrü Erbaş

Metris’in avlusuna yağan uzun karı
Tam yedi yıl, yedi dünyasız yıl
Örterek bütün mevsimlerin en güzel yerini
Yağan o uzun dalgınlığı
Süpürdü aysız gecelerde bir kadın
Uzaktan uzağa kimseler görmeden
Çözerek hasretin aynasında dolaşık saçlarını
Tutup çocuklarının küçücük ellerinden…

Bir adam içerde, tam yedi yıl
Yedi biçilmiş gökyüzü
Bir ışık, bir düş, bir kısacık görüş
Akarak camlardan kapılara damar damar
Dalsız, türküsüz, ömürsüz
Kimseler bilemez, Nasıl
Nasıl dayandı…

Şükrü Erbaş
1988
-Kimliksiz Değişim-

000 ŞÜKRÜ ERBAŞ

Bir maviden bir siyaha geçerek ZAMAN
Geçerek bir çocuk teninden yaşlı uçuk bir deriye
Dokunup durgun yüreğine büyük suların
Binbir rüzgârla bir dinmez akışa geçerek
Geçerek kirpikleri ve düşleri arasından
Yüzünü güneşe tutmuş uzun adamların
Yağmurlardan yazlardan parklardan geçerek
Uçarı giysiler içinde telaşlı titrek
Kâküllerden gamzelerden alın çizgilerinden
Geçerek bir ince ağrıyla gönül çarpıntılarından.
Akşamlardan bir bozgun, gecelerden külhani
Sabahlardan bir tüy gibi uykulu düşlerle hafif
Geçerek günlerin iğdiş ilişkilerinden…
Bir zorbanın onursuz gücünden tiksintiyle
Bulantıyla bir kaypağın yayvan gülüşlerinden
Lekesiz ve zedesiz, geçerek
Sürekli yer değiştiren bir korkunun gölgesinden…

Kadıköy iskelesinde sisler içinde
Gözleri ayrılığın menzilinde iki damla yol
Sesine İstanbul karışmış bir kızın
Geçerek gecikmiş sevgisinden kederle…
-Yoksulluk bir paniktir oğlum evler için
Bir kar suyudur sızar temeline sevgilerin
Gün siyah bir tül, gelecek düş bile değildir
Ve geçmiş ağır bir taştır asılır çatısına
Diyen bir babanın bezgin, bilge sesinden geçerek…
Geçerek, kaç yıldır Hanımeli sokakta
Altın tasında yüreklerinin yudum yudum
İçeriye su taşıyan bir avuç çocuğun
Satırlara vurmuş doygun yüzlerinden…

Ey geceyi biçimleyen sessizlik,ey susuş
Günün döne döne yüze vurduğu lacivert deniz
Ey bir kenti özetleyen plastik çiçekler
Yargıç cüppeleri,uzun topuklar, süslenmiş aldanış
Buğulu bardaklarda terleyen yalnızlık
Ey talih kuşu, naylon torbalara gizlenen geçim
Utancından günden güne kibarlaşan açlık
Ey bulvarlardan su içmeye inen acemi ceylan
Geçerek elbette sizin de iliklerinizden…

Bozkırın alnında karlar altında
Bir keder pıhtısı gibi için için
Kanayan kışlarından kerpiç köylerin
Geçerek, kendi yalnızlığından üşüyen yollarından…
Irmak boylarında yıkanan ırgalanan ağaçlar
Ey buğday başakları, soluklanan toprak
Göçmen kuşları uzak ülkelerin ve mevsimlerin
Ey gece yıldızlarla öpüşen dağ çiçekleri
Naftalin kokan danteller dip odalarda
Renk renk işlenmiş genç kız düşleri
Ey büyük bekleyiş, katlanmış duygular
hep aralık duran kapı
Artık ağır ağır sararan umutlar
Elbette, elbette geçerek sizin de hüznünüzden…

Geçerek yeni zaman dervişlerinin
Borsa ve banka tapınaklarından
Yan yana namaza durmuş yalan ve imanla
Eğilip günde beş vakit ezan sesleriyle
Dünyadan varlık için minarelerden geçerek…
Telsiz mesajlarından gizli raporlardan vergi iadelerinden
Uzun masalar ardında kendine hayran
Küçük insanların kasılmış kaypak gövdelerinden…
Geçerek bıçkın küfürlerinden hızlı şöförlerin
Pavyon fedailerinin geceye yakışan güçlerinden
İki kopuk düğme gibi sabaha düşen
Sağılmış memelerinden o kadınların…

Yanlış pınarlardan yanlış sular mı
İ ç i y o r u m
Böyle her akşam,her akşam
Kırılan kanatlarından göğün
Dökülürken zaman
Turuncu kederler içinde
Dünyayı siliyorum yudum yudum
Gücenik bir günün aynasından
İçmiyorum ki…
Adı unutmak olan bir beyaz boşlukta
Buluttan bir düşte lacivert bir susuşta
Eriyor perde perde gerçeğin görüntüsü.
Diplerde çözülen bir batık gemi gibi
Vuruyor gecemin başıboş sularına
Hayatın yüreğime yıkılan yükü
Bedenim buğular içinde uçuk
İ ç m i y o r u m ki…
Ağrılıklarımdan kurtuluyorum
Diyen bir akşamcının titreyen
Parmaklarından dudaklarından geçerek kirpik uçlarından…

Ey karnına saplı binlerce bıçağın üstüne kapanan kent
Ey gittikçe yozlaşan sağırlaşan ülke
Yıllardır sorgusu dinmeyen düşünce, doğrulanan inanç
Ey rahminde büyüttüğü bebeği kanıyla boğulan anne…
Geçerek elbette senin de
Gecesine yıldız yerine gardiyan düşen evlerinden…
Ey ömürleri kendilerinin olmayanlar
Ey düşlerin ve acıların öncü yolcuları
İzleri uzak zamanlara ışık olan yollar
Ey dünyanın alnına iyiliğin resmini çizen içtenlik…
Bir tek sizin dışınızda
Bir de senin ey ufkun dışındaki ölüm…
-Bilmez miyim elbette bu benim yazdıklarımın da-
Geçerek üzerinden gökyüzü gibi akışkan ve sonsuz
Bir su hızıyla sızıp iliklerine hayatın
Güngörmüş bir insan güveniyle rahat
Seçip ayıklayarak çürüyeni ve kalanı
Pazardan mal alan bir müşteri dikkatiyle
Tartarak dünyayı inceden inceye
Bir kuyumcu terazisi duyarlılığında
Akıp gidiyor ZAMAN, akıp gidecek
Akıp gelmişse nasıl bugüne kadar…

Şükrü Erbaş
-Yolculuk-

Şükrü Erbaş…

ARBEKTEN 2

ŞÜKRÜ ERBAŞ PİŞMANLIK  RESİM ALEX HALL

Ses sesten ayrılıyor. Nesneler sustu. Dil bütün bağlarının dışında. Gözler topuklara çekildi. Adamın önünde iki ayrı sonsuzluk, iki vazgeçiş mezarı: Kâğıt ve gece. Elinde bir çeki taşı dünya. Bilmenin azabını unutmanın azabıyla tartıyor. Her şey keder terazisi. Yaşamanın iskeletine geldi adam. İnandığı ne varsa birer harf ölüsü, uzaklık atlası. Zaman gövdesinde sönüyor. Anlamak ve sevmekten iki ağızlı günah. Pişmanlık arzusuyla bakıyor her şeye. Taşlar bile güzellik acısına döndü.

Son bir çırpınışla çıkıyor sabaha. Hiçbir şeyi kaçırmayacak bir yalnızlık korkusu. Kendini sevmeyi öğreniyor adam.

Şükrü Erbaş
2006
-Unutma Defteri-

Resim: Alex Hall

Eşikler – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ EŞİKLER DEN  VERONIKE PINKE

“Küçük kağıtlarını küçült/Gündelik şiirimizin
Oktay Rifat”

Sarı bir defter aldım. Saman sarısı.
Yalnızlığı temize çekiyorum.
*
Unutmak başladı.
Durmadan seni düşünüyorum.
*
Gittim, konuştum.
Uzaklık ses ses büyüdü.
*
Her sevinci kedere çeviren geçicilik duygusu…
sensin insanın yaşama simyası.
*
Ne katar ayrılığa soğumuş incelik,
anıları acılaştırmaktan başka.
*
Gözleri gündüz rüyası.
Perçemi ara sokaklar.
Zamana zaman bağışlıyor,
ağzından yürüyen çıplak ayaklı sözler.
….
Şükrü Erbaş
-Unutma Defteri-

 

Resim: Veronike Pinke

Bir Çağrıya Uymak – Şükrü Erbaş

ŞÜKRÜ ERBAŞ BİR ÇAĞRIYA UYMAK
Çıkıp günlerce yağmurlara duracağım
Aksın üstümden bulutların buğulu türküsü
Ne bir çatı pervazı ne bir kapı kirişi
Öldürdü bütün duygularımı evlerin uzun sürgünü
Sonsuz karlara duracağım lekesiz rüzgârlara
Ucu dağlara dağlara varan yollara
İşlesin iliklerime uzakların büyülü çağrısı
Göçmen kuşlar gibi ömürler alıp yolculuklardan
Kanatlarımda ayrılığın ve kavuşmanın ebruli yükü
Dem çekerek derin gün batımları evlere karşı
Yaprakları yüreğe benzeyen ağaçlara konacağım.
Camlarda olacak bütün tutsakları kentin
Herkes bir çocuğu boğarak kendi içinde
Her gün biraz daha yerinde
Saksılar, tablolar, yalan ilişkiler
Bastırıp alkol kokuları ve hüzün şarkılarıyla
Ölü bir mutluluğun güne vurmuş tortusunu
Yaşamak üzerine sorular soracaklar
Bir şehrayin gibi geçerken ben başlarının üzerinden
Vermiş bütün renklerimi güneşe ve rüzgâra
Yüzüm yaşadıklarımdan ipi kopmuş bir uçurtma
Uzun yağmurlar altında ıslana ıslana
Varıp en kırılgan yerlerine konacağım.

Bir masal gibi söylene söylene ocak başlarında
Zamanın küllenen yüreğinde duracağım.

Şükrü Erbaş
-Kimliksiz Değişim-

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 267 takipçiye katılın