TEFTİŞ – Nazım Hikmet

NAZIMM HİKMET TEFTİŞ KORDONBOYU

Sayfada saygıyla göze çarpsın diye
komuşlar fotoğrafı baş köşeye.
İzmir’de, Kordon’da, Memetleri teftiş. 
Vakit öğle, hava sıcak, gün uzun belli.
Önde Amerikan paşası kafayı dikmiş
ve sırmalı şapkasında eli
kasap bıçağı gibi parlıyor keskin, geniş
ve küfredip sesini duyuyorum
toprağıma tokat gibi inen adımlarının.
Türk paşası on beş adım geride.
Yüzünü göremiyorum, gölgeli.
Belki alışmış,
belki utanıyor, belki öfkeli.
Memetlere bakıyorum :
Dişleri kenetli, gözleri karanlık,
gözleri dikilmiş yere.
Sanıyorum yakındır, bir daha çıkmayacaklar
İzmir’de, Kordonboyu’nda böyle teftişlere…

Nazım Hikmet
1962
-Son Şiirleri-

Görsel: 12 Eylül 2005, Kordonboyu / İzmir ..

Şaşıp Kalma Üstüne – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET ŞAŞIP KALMA ÜSTÜNE
Sevebilirim,
hem de nasıl,
dile benden ne dilersen,
canımı, gözlerimi.

Kızabilirim,
ağzım köpürmez,
ama devenin öfkesi haltetmiş benimkinin yanında,
devenin öfkesi, kinciliği değil.

Anlayabilirim
çoğu kere burnumla,
yani en karanlığın, en uzaktakinin bile kokusunu alarak
ve döğüşebilirim,
doğru bulduğum, haklı bulduğum, güzel bulduğum herşey için, herkes için,
yaşım başım buna engel değil,
ama gel gör ki çoktan unuttum şaşıp kalmayı.
Şaşkınlık, alabildiğine yuvarlak açık ve alabildiğine genç gözleriyle bırakıp gitti beni.
Yazık.

Nazım Hikmet
-Son Şiirleri-

GAYYA KUYUSU – Nazım Hikmet

NAZIM HİKMET GAYYA KUYUSU

Seydi Fakıllı köyünde kadınlar art arda dizilmiş su çekerler
art arda bağlanmışlar bir tek ipe
su çekerler gayya kuyusundan,
su çeker taş devri kadınları
otuz metre altından yerin.
Güneş yağar
toprak ölü
su uyur otuz metre derinde karanlık ve çamurlu

Kadınlar art arda bağlanmış bir tek iple su çekerler.
Yorgunluk filân değil
dışında yorgunluğun bu
kederin de, umutsuzluğun da , açlığın da,
bilirim, bu kahrolası şeyin böylesini duymadılar
insanlar insan, öküzler öküz,
aletler alet olalı beri.

Kımıl böcekleri tahılı yedi
kahvenin önünde banka memurları
toprak ölü
su uyur otuz metre derinde ve çamurlu
yıllık taksit 15 lira verilemedi
Seydi Fakıllı köyünde kadınlar su çeker gayya kuyusundan
Uyan Anadolu’m uyan ölüm uykusundan.

Nazım Hikmet
30 Ağustos 1962
-Son Şiirleri-

Nazım Hikmet

embalse-de-rosarito-candeleda
***
Bitkiler ipeklisinden dallı budaklısına
hayvanlar tüylüsünden pullusuna
evler kıl çadırından betonarmesine
aletler uçağından tıraş makinesine kadar 
bir de denizler bir de bardaktaki su
bir de yıldızlar
bir de dağların uykusu
bir de her şeyle her yerde karmakarışık insan
yani alınteri
yani kitaplardaki yalan
yani doğru yalan
yani dost düşman
yani hasret sevinç keder
gelip geçtim kalabalığın içinden
gelip geçen kalabalıkla beraber.
Nazım Hikmet
14 Ağustos 1959
– Son Şiirleri-

 

Şehitler – Nazım Hikmet

31453885_1872811692728950_624179909136220160_n

Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
—mezardan çıkmanın vaktidir!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
—Sakarya’da, İnönü’nde, Afyon’dakiler
—Dumlupınar’dakiler de elbet
—ve de Aydın’da, Antep’te vurulup düşenler,
siz toprak altında ulu köklerimizsiniz
—yatarsınız al kanlar içinde.
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
—siz toprak altında derin uykudayken
—düşmanı çağırdılar,
—satıldık, uyanın!
Biz toprak üstünde derin uykulardayız,
—kalkıp uyandırın bizi!
—uyandırın bizi!
Şehitler, Kuvâyi Milliye şehitleri,
—mezardan çıkmanın vaktidir!

Nazım Hikmet
1959
-Son Şiirleri-

Nazım Hikmet

nazim-hikmet-yasim-altmis-ortakoy-nurkan-kahraman
***
Yaşım altmış
on dokuzumdan beri bir düş görürüm
yağmur çamur yaz kış
uykuda uyanık
takılmış düşümün peşine yürürüm.
Neleri alıp götürmedi benden ayrılık;
kilometrelerle umut, tonlarla keder,
taradığım saçlar, sıktığım eller.
Bir düşümle ayrılmadık.
Avrupa’yı, Asya’yı, Afrika’yı düşümle dolaştım
Bir Amerikanlar vize vermediler
denizlerden dağlardan çöllerden çok adamları sevdim
adamlara şaştım.
Mapusanelerde ışığıydı hürriyetimin
ekmeğimin katığıydı sürgünde
her biten akşamdaydı, her başlayan günde:
ulu kurtuluş düşü memleketimin.

Nazım Hikmet
1962
-Son Şiirleri-

 

Nazım Hikmet

nazim-hikmet-yagmurun-altinda
* * *
Kadınım Brest’e kadar benimle geldi,
indi tirenden peronda kaldı,
ufaldı, ufaldı, ufaldı,
uçsuz bucaksız mavilikte buğday tanesi oldu,
sonra raylardan başka şey göremedim.

Sonra, Leh toprağından seslendi karşılık veremedim.
“Nerdesin gülüm, nerdesin?” diye soramadım,
“Yanıma gel!” dedi, yanına varamadım,
hiç durmayacakmış gibi gidiyordu tiren,
boğuluyordum kederden.

Sonra, kumlu toprakta kar parçaları çürüyordu,
sonra, birden anladım ki, kadınım beni görüyordu,
“Beni unuttun mu, beni unuttun mu?” diye soruyordu,
baharsa çamurlu çıplak ayaklarıyla gökyüzünde yürüyordu.

Sonra, yıldızlar inip kondu telgıraf tellerine,
karanlıksa yağmur gibi çarpıyordu tirene,
kadınım telgıraf direklerinin altında duruyordu,
koynumdaymış gibi de yüreği küt küt vuruyordu,
direkler gelip geçiyordu o kımıldanmıyordu yerinden,
hiç durmayacakmış gibi gidiyordu tiren
boğuluyordum kederden.

Sonra birden anladım ki, yıllardır, ama uzun yıllardır bu tirende yaşıyorum.
– ama, bunu nasıl, neden anladığıma hâlâ şaşıyorum –
ve hep aynı büyük, aynı umutlu türküyü söyleyerek
sevdiğim şehirlerle sevdiğim kadınlardan boyuna uzaklaşıyorum
ve hasretlerini etimin içinde işleyen bir yara gibi taşıyorum
ve bir yerlere yaklaşıyorum, bir yerlere yaklaşıyorum.

Nazım Hikmet
Mart 1960,Akdeniz
-Son Şiirleri-