ne sen kalırsın ne hüzün – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ NE GÜN KALIR NE HÜZÜN rorszag NEHİR VE KÖPRÜ

ne sen kalırsın ne hüzün
ne de bu yörenin halkı kalır
bir ırmak kıyısındaki kaygılı baloncuğa
ve geçip giden o şen anlara yemin olsun ki
hüzün de gidecek
öyle ki sadece bir anı kalacak…

anlar çıplaktır
kendi anlarının sen tenine
hüzün elbisesi giydirme sakın
sen değil aynaya, ayna sana dalmıştır
sen gülersen şayet o da gülecek
hıçkırırsan şayet
ah ki dünya aynası neler eyleyecek!

dünün dolabı doldu taştı hasretle, hüzünle… yazık!
yarının yükleri hep keşke, keşke
bu anın kabı boştur ama
göğsün alanı kimi ağırlayacak
gam varınca yoldan, bu göğsün kapısını açma ona
Tanrıya sadece boyun damarı kadar bir yol var
Tanrı varken hüzne bu evin vaadini verme asla

Sohrab Sepehri
-Yalnızlığımın Çinisi-
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

bana gelirseniz şayet – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ BANA GELİRSEN ŞAYET © Erokhin Evgeny

bana gelirseniz şayet
hiçistanın ardındayım!
hiçistanın ardında bir yer var.
hiçistanın ardında havanın damarları
toprağın en uzak yığınında açan çiçeklerden
haber getiren habercilerle doludur.

kumlar üzerinde,
şakayık miracı tepelerine yol alan
zarif atlıların toynaklarının izleri var.

hiçistanın arkasında istek şemsiyesi açıktır
susamışlık meltemi bir yaprağın dibine koşsun diye
yağmurun çanları çalınır

insan burada yalnızdır
ve bu yalnızlıkta
bir karaağacın gölgesi sonsuza dek akmakta.

bana gelirseniz şayet
yavaş ve yeğni gelin
yalnızlığımın ince çinisi
çatlamasın…

Sohrab Sepehri
-Yalnızlığımın Çinisi-
Çeviri: Haşim Hüsrevşahi-

© Erokhin Evgeny

manzaranın yalnızı – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ MANZARANIN YALNIZI

çokça çam yüksek
çokça karga siyah…

gökyüzü mavi ölçüsünde
dizme taşlar, tekillik ve seyir
içe değin giden bağ sokağı
serçeyle süslenmiş bir yağmur oluğu
apaçık güneş
sevinçli toprak.
göz gözdüğünce
güzün zekasıydı…

ey tuhaf güzel
ıslak sözcüklerle dolu bakışla
bir bahçenin yeşil kekemeliğiyle dolu bir uyku gibi
ağ örgülü utanca benzer gözlerle
ikircikli gözkapaklarıyla
yolcu uykusunun dağılmış parmakları gibi
ırmak kıyısındaki söğütlerin uyanıklığı altında

hemdemlik
gizli bir avuç kül gibi
algının sıcaklığı üzerine serpiliyordu
düşünce yavaştı
arzu uzak
ağaç üzerinde öykü okuyan bir kuş gibi.
gelecek olan güzlerin nerelerinden
ağaç dolu bir ağız
iyi yolculuktan
söz edecek?

Sohrab Sepehri
-Yalnızlığımın Çinisi-

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

aydınlık, ben, çiçek ve de su – Sohrab Sepehri

sohrab sepehrİ aydınlık, ben, çiçek ve de su

tek bulut yok.
rüzgâr yok.

oturuyorum havuzun kıyısına:
balıkların dönmesi, aydınlık, ben, çiçek ve de su
yaşam salkımlarının paklığı var…

annem reyhan topluyor
ekmek, reyhan ve peynir
bulutsuz bir gök
ıslak petunyalar
kurtuluş çok yakın: avludaki çiçeklerin arasında!

bakır kasede nur,
ne güzel okşayışlar döküyor!
merdiven bu yüksek duvardan
sabahı yeryüzüne indiriyor
her şeyin gizli gülüşü ardında.

zaman duvarında bir delik var
oradan yüzüm görünür
bir şeyler var bilmediğim
biliyorum,
koparırsam bir otu, ben ölürüm
yukarı tırmanırım, zirveye dek
ben kanatla ve telekle doluyum
karanlıkta yol görürüm
ben fenerle doluyum
ben ışıkla ve kumla doluyum
ve ağaçla doluyum
ben yolla, köprü, nehir, dalgalarla doluyum
suda bir yaprağın gölgesiyle doluyum
ne ki yalnızdır içim!

Sohrab Sepehri
-Yalnızlığımın Çinisi-

Çeviri: Haşim Hüsrevşahi

UÇUŞTAN ÜSTÜN – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ UÇUŞTAN ÜSTÜN

Kafesin açık kapısı uzanıyor bahçelerin tazeliğine.
Kanat kurtulmuş kıpırtıdan ama.

Boşuna çayırların kuruntusu.
Kanat unutulmuşluğu var kuş ile uçuş arasında.
Görüş damlası var kuşun gözünde:
Gövde tırmanır yukarı, meyve iner aşağı.
Hüzün verici bir değişim.
Işık, bulanmışlıktır, hareket bulanmışlık, gidiş bulanmışlık.
Kanadının düşünde yalnız kalmıştır kuş.
Kovuyor meyvelerin ışığını gözleri.
Baskın çıkmış ezgileri dalların diyezinde bemolünde.
Coşkusu sarsıyor kafesi.
Meltem havayı kırıyor: Hâlsizdir kafesin kapısı.

Sohrab Sepehri
-Sekiz Kitap-
Çeviri: Mehmet Kanar

RENGİN ÖLÜMÜ – Sohrab Sepehri

33691402_1900608916615894_5452548874482745344_n

Bir renk gecenin kenarında
Ölmüş tek kelime etmeden.

Bir kuş gelmiş, kara: uzak yollardan.
Yenilgi çatısında ötmekte yüksekten.
Fetih sarhoşu olup gelmiş
Bu gam düşkünü kuş.

Bu renk yenilgisinde
Her âhengin zinciri dağılmış.
Sadece korkusuz kuşun sesi
Saf sessizliğin kulağını süslüyor
Yankı küpesiyle.

Kara kuş gelmiş uzak yollardan.
Konmuş yenilginin yüksek çatısına
Taş gibi, kıpırdamadan
Kaydırmış gözünü
Sanılarındaki karmakarışık şekillere.
İlginç bir rüya azap veriyor ona.

Renk çiçekleri baş vermiş gecenin topraklarından.
Itır caddelerinde
Hareket etmez olmuş meltemin ayağı.
Her an aldanma peşinde bu gam düşkünü kuş
Bir nakış yapmakta gagasıyla

Bir bağ çüzülmüş
Bir rüya dağılmış
Toprakların rüyası
Renk çiçeklerinin açılma masalını
Unutmuş.

Konuşmadan geçmek gerek bu yolun kıvrımından.
Bir renk ölmüş bu engin gecenin kenarında.

Sohrab Sepehri
-Rengin Ölümü-
Çeviri: Mehmet Kanar

ÖTELERE YOLCULUK – Sohrab Sepehri

SOHRAB SEPEHRİ

Eyvan boş; bağ yolcunun anısıyla dolu.
Güneş vâdisinde dolaşmışsın:

Yastığının yanında yıkılmış gölge salan söğüt.
Uzaksın, sen uzaksın şakayığın ötesinden.
Çalıların şaşkınlığında nerede geçecek bir tebessüm gölgesi?
Nerede düşüncenin aralığından girecek bir rüzgâr?
Irmak çakılı kayıyor senin yanağında.
Uzak ormanın şebnemi çalıyor sîmânı.
Seni senden çalmışlar ve bu, derin bir yalnızlık.
Ağlıyorsun; ve bir mırıltının sapasında avâre kalıyorsun.

Sohrab Sepehri
-Güneşin Göçüğü-

Çeviri: Prof.Dr.Mehmet Kanar