BİR YANIM UZUNHAVA – Adnan Yücel

 

Big (2)

Başkentin kollarında sancılı bir akşam
Bir yanımız bulvar gürültüsü
Bir yanımız dilsiz kaval
Gözyaşıyla sulanan toprakların türküsü
Yüzümüz sanki bembeyaz bir inanç
Ellerimizde kapkara bir yabancılaşma
Gençliğimize saplandıkça anıların süngüsü
Gri yıldırımlar düşüyor camlara
Yanıyor bir hüznün çırpınan öyküsü

Bir fidana mı döndük yaban illerde
Suyumuz iğreti toprağımız yabancı
Rüzgârlara vermişiz dallarımızı
Bir sesi bekler gibiyiz uzaklardan
Ne bir çayda çıra ne bir gelin alayı
Yağmur yağıyor durmadan
Yaşamın yasalarına isyan eden köklerimiz
Özlemi çekiyor yağmur yerine topraktan

Bir türküde başlar mahşerin kopması
Bir tek uzunhavada
Yüreğin kendini duvarlara çarpması
“Yeşil kurbağalar öter göllerde
Anasız babasız gurbet illerde”
Gerisini sormayın bana

Acılar türkülerde uzanır gider
Özlemler gözlerde süzülür gider
Bu gönül böyle susuz yürümez
Yel olur gider sel olur gider
Tanımaz gündüzü geceyi
Gün doğar gider ay çıkar gider
Yerleşir yüreğin tanrısal tahtına
Umutlar sonsuza çağlayıp gider

Söyleyin bana ozanlar yazarlar ey
Besteciler ressamlar yanıt verin
Hiç böyle gördünüz mü coşkuları
Böyle durgun
Böyle içten içe fırtınalar kopartan
Hiç böyle duydunuz mu haykırmayı
Böyle suskun
Böyle sessizlik içinde deprem yaratan

Gerçekten kırılmış mı kanatlarımız
Bir başımıza kalmış mıyız çöllerde
Oysa soluğumuz
Rüzgârlardan uzak olsa bile
Suların diliyle birikiyoruz bentlerde
Bilinç kendi yerinde kalsın şimdi
Sevinçse kendi yerinde
Saçları yangın olsun akşamların
Kırların sevdası dolaşsın kentlerde

Bir geceyarısı örneğin tarla başında
Sular pancarları dürterken uykuda
Ay ışığı süzülür yapraklardan
Düşer yüreğin tam ortasına
Ve bir çığlık bir patlama bir fırtına
Gecenin sessizliğini yırtan bir ağıt
Bir uzunhava
“Yeşil kurbağalar öter göllerde
Kırıldı kanadım kaldım çöllerde”
Gerisini sormayın bana

Karanlıklar yangında kül olur gider
Dağlar bir ince sese yol olur gider
Bu dikenler diken kalmaz her zaman
Dal olur gider gül olur gider
Rengini şafaklardan alır
Kokusunu acılardan toplar
Tanımaz dereyi tepeyi
Süzülür gider yayılır gider
Uyuyanları uyandırır uykularından
Selamını yüreklere doldurur gider

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

DENİZ KÖPÜĞÜ VE MERMER – Adnan Yücel

—Side—

SAHİL

(sahil)

Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını
Tarihin arka yüzü bir liman
Gözlerinde yüzyılların ölümü
Köleler boşalıyor kadırgalardan
Zincirlerle çalarak şarkılarını
Yürüyorlar adım adım
Soylulara sunmak için kanlarını
Tarihin ön yüzü bir diskotek
Yakıp söndürürken loş ışıklarını
İçinde müzik ve şehvet
Birbirine çarpıyor kalçalarını
Kim dinler ki açlıkları
Ecelsiz ölümleri kim
…………………………………………………
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

SARAY gokhan_bice_gokhan_bice_side GÖKHAN BİCE

(saray)

Oturmuşum krallar tahtına
Arkamda deniz
Çevremde tanrılar
Karşı koyan yok buyruklarına
Dalgalar çarpıyor kıyılara
Kıyılar aşınıyor durmadan
Gün doğmamış daha
Kleopatra girmemiş sulara
Bir elimde şarap dolu kadeh
Kadehte kölelerin yaşlı gözleri
Bir elimde bembeyaz
Sımsıcak Afrodit memeleri

TAPINAK Tunay_Hasan_apollon emre uzun

(tapınak)

Tapınak kalıntılarında sütunlar
Ölü tanrılar gibi uzanan
Üstünde yaşarken gözlerimiz
Binlerce yıllık tarihi an be an
Yekpare mermer beyazlığında
Kan sızıyor baştan sona kan

TİYATRO

(tiyatro)

Girince sütünlu yollardan içeri
Karşımızda tiyatro değil sanki
Sanatsal görkemin bir kanlı şiiri
Tribün taşları dizilmiş sıra sıra
Tanrısal bir gözün kirpikleri
Gözbebeğinde arena ve ölüm
Kaşları üç katlı sahne duvarı
Ve gözkapaklarında dehlizler
Beş çağlık bir zamanı gizler
Yıl iki yüzden yıl iki bin’e
Direnmiş yağmura taşlar
Direnmiş zamana mermer
Mermerde kabartma yüzler
Bir depremin öfkesini söyler

side-müze-2-Kopya

(müze)

Neden böyle ağlıyor zaman
Böyle küskün böyle isyankâr
Krallara inat tanrılara inat
Bir asma dalı bir venüs
Lahit kapaklarında sanat
Kuşlar kanatsız
Meleklerde çifte kanat
…………………………………..
Dışarda deniz ve rüzgâr
Denizde dalgalar ve martılar
Yine akıp giden sonsuz yaşam
Yine çalınıp söylenen şarkılar
Sular dağıtmış köpüklü saçlarını
Toplayıp gidiyor zaman çığlıklarını

 

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

SOFRAMDA KAVAL SESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SOFRAMDA KAVAL SESİ

Radyoda bir kaval sesi bu sabah
Bağdaş kurup oturdu soframa
Ekmeğim tazelendi sanki
Dağlı çiçekler serpildi yalnızlığıma
Biliyorum çaresi yok bu çilenin
İşte gerçek
Çıplak bir kaya gibi karşımda
Çay kırmızı bakıyor zeytin kara
Yine de susmuyor içimdeki pınar
Yaslanıp çok uzaklardaki dağlara
Az da olsa
Mor bakmak istiyorum insanlara

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi

SESSİZLİK SANCISI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SESSİZLİK SANCISI
Susmak gül açmaz bu yarada
Sıcak bulutlara sevinmez toprak
Açar bağrını gerdek yamurlarına
Döllenir tohum
Kabarır su
Çoğalır ırmak
Güneşle sevişen bu toprak
Sanki hep yas mı doğuracak

Donmuş gözlerde konuşuyor yaşam
Sevmek yük mü oldu yüreklere
Kim getirecek bu geciken sabahı
Bu türküler dolu şafağı kim
Kime sorarım bu giz vakti bunları
Kime anlatırım kime
Kapkara bir ölüm sinsiliği
Kuşatmak isterken bunca güzelliği
Şehvetle yürüyen bir karınca
Yırtmaya yeter mi bu sessizliği

Bütün yüzler bir mezarlık akşamı
Ağaçlar sessiz
Sokaklar sessizlik sancısı
Susmak gül açmaz bu sancıda
Yaşam bazen ağıt
Bazen türküdür derler
Bin soru şimşeği çakarken beynine
Bir ünlem kuşkusu bile
Sakın ha düşmesin yüreğine

Sıcak zamanlara uçan kuşlar
Sessizliğin damarlarını koparıyorlar
Kan bağırıyor kanatlarında
Susmak gül açmıyor bu kanda
Açlık var gülüm açlık var ortada

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

PEMBE SUSKUNLUĞU – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL PEMBE SUSKUNLUĞU

İki düğme aralığında giren güneş
Çılgın bir pembe serer ortaya
Alır başımı giderim
En mavi
En durgun
En dalgalı sulara
Yağmurla silinirken pembeler
Hüzün kanatlı kuşlar düşer akşamlara
Geceyi sen mi yarattın be canım
Saçların pusu kurar sabahlara

Yeter olsun bu uykusuzluk penceresi
Bu suda sandal
Sandalda güneş serpintisi yeter
Gözlerin yüklü gemiler geçiyor uykularımdan
Hepsi türkülerle ıslak
Dolunaylarla ışıl ışıl
Adını çiziyor suların dişi göbeğine
Bir türlü bitiremiyorum bu şiiri
Sevişen bir pembeyle susuyorum
Masmavi deniz kaplı bir yorgan altında
Ve en güzel yerinde senin
Başımı koyup sulara uyumak istiyorum

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

 

SEVMENİN BÖYLESİ – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SEVMENİN BÖYLESİ
Keşke suları çağırmasaydım ellerime
Yağmur olup yağmayı bilmeseydim
Sel olup akmayı öğrenmeseydim
Keşke o sonsuz acılar
Hep acı olarak kalsaydı bende
Acılardan sevinçleri süzmeseydim
Ne olurdu seni böyle çok boyutlu
Böyle gizemsiz görmeseydim
Ve sulardan öte sular içinde
Doğanın diliyle sevmeseydim
Kanayan yaralar kapansaydı birer birer
Bu mutluluk çilesini çekmeseydim

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-

SABIR ÇARIKLARI – Adnan Yücel

ADNAN YÜCEL SABIR ÇARIKLARI

Ayaklarımda sabır çarıkları
Üç zamanı birden dolaşıyorum
Bakışlarım uzak
Yorgun gülüşlerle yaşıyorum
Oturmuşum dünyanın bağrına
Çekip gözlerimi kanayan yaralardan
Tarih yokuşunun
Dikenlerini temizliyorum ayaklarımdan

Karanlığın elleri midir insanlar
Gecenin saçlarını örüyorlar
Bir buğday tanesinin sevdasına
Güneşsiz ve rüzgârsız ölürken çocuklar
Tarlalar güneşi daldırıp kayalara
Açlık büyütüyorlar

Ayaklarımda sabır çarıkları
Üç zamanı birden dolaşıyorum
Bir avuç gelecek uğuruna
Her zamanda kana bulaşıyorum

Güneşle yıkanan serçe yüreğimiz
Nasıl kırar kendi kanatlarını
Bu karanlık günler içinde
Susmayı bir türlü bilemiyoruz
Çalıp kapıları birer birer
Bir fincan aydınlık istiyoruz

Adnan Yücel
-soframda kaval sesi-