STEPÇE – Selma Özeşer

SELMA ÖZEŞER STEPÇE

kaç hâli var bu düzenin, bilmiyoruz
bilsek değiştirirdik tekleyenleri bir bir
rüyalar, eskiler ve gelecek
ve ben aklımın bir ucunu burada bırakıp
uzun bir uyku öncesi steplerinde uzağın
adını bilmiyorum
-beni bağışla

uçurum uçurmaktan müstesna idi ikimiz güzel ve çirkin
merdiven başında, tırabzan üstünde
hangi kelime hangisine gebeyse, sesin sesime telaş
öldüğünü gördüğümüz güne nasıl veda ederiz hiç
bilmiyorduk
sen sarışın bir gülüşle ben esmer bir kaçışın devamı
adını söylüyorum
-beni bağışla

şimdi öpsem uyanır kuzeyin uyuyan güzelleri
ölür içimde doğmamış binlerce cenin
dilimiz çekilsin -öyle ya da böyle- dosdoğru değilsek
ikinin iki kere dört hâli, kimin umuru
herkes bir kaosa dayamış burnunu
cam güzeli bir şeyler aramızda
dilimi tuttum, sustum son kez, adını
unutmadım. lehçemde yaralı sesler

sen söylemedindi ben de sormadım
adını bağışla beni öldür
örsele. böl. gölgeler acı çekmez
suret surat değildir zira
seni sevmiyorum hiç
-beni bağışla

Selma Özeşer
-Akatalpa, Mart 2017-

ARAYÜZ – Selma Özeşer

‘haritada bir nokta’
önce parmaklarım dokunmuştu
isim şehir oynamaktan çok sıkılınca
-fi tarihli her hikâye kadar- çok güzel
çok güzeldi çocukluk belki
yanlış anlamaktan ibaretmiş hayat
elbet bu hiçbir yanlışı düzeltmez

unutulur giderdi bir anlık esrime
çok sonra çağlar çağlara dönünce
bir anlık boş bulunmayla gelen bir şeyler havadan sudan
mesela
bir siren sesi bir saklı dert birden bire deşilen sırlar
çocukluğum o haritada sonsuz nokta
sen geldiğin içindi bütün bahçeler çayır çimen
dalda kiraz zıpır kırmızı

bir mektup niye yazılır hiç bilmiyorum
kâğıt kaleme değince nasıl gönenir nasıl
acılıdır ahşapta sessizlik
hiç eskisi gibi olmaz yıllar sonra. insan
etten kemikten öte sözde
fener alayları bayram sevinci
anma günleri doğum sancısı beklenmedik bir haber
vedalar taşralı bir içe sığınış
her yeri bir yer yapan Allah
elbet bilir bizim kalbimiz nasıl burgun

bir adın olmalı yanlış zamanda yanlış konulmuş
kim umursar ağaçlar sona hazır yaprakta yağmur soğuğu
nar kırığı mayhoş kırmızı hayat

kimselere anlatmadığın düşlerinde karanlık bir el
gözlerini kapatsın isterdin. sana bakmadan
dizginlerinden soyunuk bir at koşuyor

her kasım sen buralardan yine böyle yanlış geçersin
tut ki unuttun, tut ki adım yedi kat el 

Semra Özeşer
-Akatalpa, Aralık 2018-

CİSELÉE – Selma Özeşer

SELMA ÖZEŞER CİSELEEE BEKTAŞ AYDIN
evvel ben
bir isim ararken
bir sabah velveleyle kalkıp gitti kuşlar

gün aydın bu sabah
diye diye vaz geçtim gençliğimden
orada değildin

yüklendiğim suretlerle arama koydum
dişlenmiş bi dolu elma
içimde bir çok şey itişip dururken
kül kokan nefes, bir yangın, uzak
bak, hep sen. çırılçıplak
tevekkül. geçiyor behemehâl

ahir bak
ellerimi kavuşturup bir avluda gelişini bekledim
kaybetmiş bir bakışla
sundum bir kâsede bütün varımı
peydahla bizi yeniden,
anasız doğur taş kesilsin elim
suyu gözlerine ört, uyu
bir yerlere varmayacak dönmeyecek hiçbir yerden

billurdan sesleri bölerek ezerek şaha kalkan arzuları
geçtik
geçilir gidilir bir şeymiş gibi

Selma Özeşer
-Akatalpa – Ağustos 2018-

© Bektaş Aydın..

EĞER TANIM KALDIRSAYDI AŞK – Selma Özeşer

SELMA ÖZEŞER EĞER TANIM KALDIRSAYDI AŞK CRANBERRY - KIZILCIK

eğer sen uzun uzun seyyidhan kömürcü şiiri olsaydın
sevilmek neymiş bilmezden gelirdin
kuyu neymiş, ölüm neden bir sevgili gibi şık ve karışık
bıçak neymiş aklında ha vurdu vuracak

bu, bir
yahut
bu bir yalandır
o yalan
oyalan, dünya bunun için elbet bu sebepten var.

kızılcıklara sarılıp kızılcık topluyorum- beklesin- şiir olsun
şiir olsun ve ölsün dilimden anlamayan kitaplarda aşk

ezberinden emin olamayan hafız inancında durup derliyorum
ne biliyorsam.

neyi bilemediğimi bildim
anladım üç günlük dünya ne kadar yaşarsan yıl hesabı
karışmıyorsan insana. çıkmıyorsan rüzgâra. kaybolmuyorsan suyunda
kuyular boş, mağaralar yalnız, akşamlar efkârsız isek
birileri hep
o hep bekleyen birileri vardır uzak bir şehrin karanlığı

koştum geldim içimde doğulu hüzün
geldim içimde yemişe durmuş binlerce dal
dönüp geldim koşup geldim kimse karşılamadı beni

doğdum. reddi evlatsın dedi zaman, inanmadım
inanmadım annem ne zaman vazgeçti cennetten

eğer ben bir aşktan yalınayak geçseydim
kum gibi kül gibi su gibi bir şey olurdu şiir.

Selma Özeşer
-Akatalpa, Mart 2016-

KESİK – Selma Özeşer

selma-ozeser-kesik-geranium-petunia-greek-garden

neresindendi
aldığı yaraları saklamış mıydı
ölünce toprak durulunca su
gönül geçince mi
bir kadın gidince mi?

hiç dedim,
fesleğenlerin bir mevsimi varmış
yeşili severdik eskiden
ne oldu ne bitti
hiç dedin

bir söz bir sesi nasıl yakalarsa kalbinden
dizinden düşürülmüş bütün iyi niyetleri bırak
kapılar açık

ne boş
ne hoş
sorular sordum cevaplarında bir suskunluk

karanlık fikirlerle geçip bir yerlerden
uykusundan uyanıp
hayırdır diye
üç kere üfledim.
düşen iyi niyetleri toplayıp sabırla

bahçede açan çiçeği seviyordum
kafesteki kanaryanın sesini
tanırdık biz
dağdaki rüzgârın kendine has ayazından
beyazından bir evi
ayasından bir eli öpüp, güldüm
güldün sen

değmiyormuş bunca söze insanoğlu
kendi çelişiklilerinde boğulurken her gerçek
içinden çok ayna geçen koridordum ben

Selma Özeşer
Akatalpa, Mayıs 2016

 

Bitti – Selma Özeşer

 

upuzun
sessiz
kaypak
onca yıl

soluk bir resimde kaygısız gülüşün
karlı bir akşamüstü okul çıkışı
soğuk ve ayrılık kokan bir kasaba hatırası

çek al benden “sen” olan ne varsa

dizilir göz bebeklerime alacalı kasım yağmurları
sessizliğin mi kimsesizliğin mi çığlığı

sevdiğim,
tüm korkularını söndürdüm içimdeki kızın

dün gece
kestim nefesimin senle son bağını

usumda,
naçiz siluetin bir de karanfiller
dilimde eskitilmiş kor sevdan

sağır gecenin gözü önünde

…son dua…

bağışla …emi

 

Selma Özeşer

 

Ey Aşkın Kan İçen Siyah Yıldızı – Selma Özeşer

her tenha bakış ipince sızı
sıyrığında hummalı telaşım
durgun sularından sayısız kere öpmek
kana kana zehirimsin

epeyce ırak düşlerin yoğurduğu sen
fettan her savruluşunda suyun
deniz gibi
çığlık gibi
kopuveren
soylu bir orman uğultusu
çınar gibi güçlü
gürgen kadar kavi kalbimde açan ışık
toprağınım meğer ki ayak basarsan
halhal şıkırtısı yürek yangınım
ferahlığımsın

ben aşkın kıyısında en vurgun ağaç
akşamdan sabaha nöbet
yorgun bekleyişleri filizlendiren susku
kapkara dağlara da kurar otağını deli gönlüm
sen gel geç aklımın dar sokaklarından yol aç bir nebze

sinmiş kokular gibi ruhuma en ayaz öfke
kımıldanır zerrelerimde en onulmaz kuşku
sıra dışı bu sevda
tutkulu ellerim
ruhunda parmak izi
her sabah bana doğmayacaksa güneş
bil katilinim
katilinim
ey aşkın kan içen siyah yıldızı

yorulsam direnmekten ve çatlasa beynim
sen ziyanıdır sustalı korkularım
sevdan kalbimin bileyli hücresinde kezzap yanığı
kırk odalı konağım
yolu hep sana çıkanımsın

sen coğrafyamın hükmünde satır satır kadeş
sen hace divanısın
aşkın cönk defteri bembeyaz muştu
duvağı açılmamış sözlerimsin yediveren
al yazmalı ceylanların su içmeye korktuğu kanyon
korktuğumsun
kutlu yokluğumsun

od düşer yaylaklarıma
kınalı koçlarım lime lime buzkaşi sıyrığı
cirit meydanlarında küheylan yarışı
savaşımsın
giyotin bakışımsın

ganimet gözlerinde bir içimlik pınarım
mağlubiyetimsin deli çaylar artığı
sen aklımın çatlayan ar damarı
zeytin bakışlı inci tanesi
sen kalbimin zır yanı
katli vacip vakitlerin mor zambağı

dedim ki gel otur halleş muhabbetimle
gülümsedin ahular dellendi
savrulan saçların yel almış kısrak yelesi
gidecektin
tutmasam gidecektin

düşmeseydin aşkın alalanmış meydanlarına
uçurum servisi
sen savaşların müsebbibi
sen baş tacı fermanların son emri
kuşatılmamış en sarp kalemsin mor yamaçlarımda
kuş uçumu göçlerden çekip çıkardığım
sayısız firarlardan koparıp aldığım
gönül çadırımın sözsüz yareni

zannımca
sen aşkın öz çocuğusun
buğulu düşlerin kristal kızılı
mermerlerinden yasak sular çağıldayan
sen penceremdeki kumrulara aşk şarkısı
sen bahçemin hırçın çiçeği

ağrılarından soyunurken gece
vahşi tutkularıyla doğdu ay
ayakuçlarından düştü aşk

ince bir sevda izi derinlerinde simsiyah
eksildikçe
kutlu ormana yelken açtı ince kelebek
minesinden yırtıldı gözbebekleri
doğum lekesi hiçlik ıslak avuçların
sımsıkı tutmasam
kayıp gidecek yıldızımsın

Selma Özeşer