kış… – Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI KIŞ

ayakları çamur günler geliyor üstümüze
geceler tetikte
sönmüş yıldız gibi kararmış ortalık
bekliyor yıllanmış gövdesi nar ağacının

kalkıp üstüne yürürken sildiniz
avlunun ücrasında ayak izlerini kardan
adamın

şimdi ne yana dönseniz mevsim kış
bir çift eldivenle askıda unutulmuş palto
ve köşede kanat açmaya hazır şemsiyeniz
artık odayla yalnızlığı paylaşmıyor

kar yolları çoktan kapatmış, sular donmuş
ötelerden kendisine bir yol bulmuş tren sesi
canhıraş varmaya uğraşıyor bembeyaz çöle

ıssızlığın kendini avuttuğu yerde dudaklar
çatlak
kavuşmalar öpülmemiş olacak

aşk acısını da silip süpürmüyor artık kar

kış, içimizde üşüyen yalnızlık
tek başına kalmış günlerde yaşamak istediğimiz
bir başka hayat daha mı var

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

saklı nehir – Mehmet Sadık Kırımlı

26677896_1761816463828474_3517125916943190827_o

gündüzlere sakladım içi boşalmış kederleri
artık kupkuru bir duvar örüyor gecelere
bakışlarım

alıp büyüttüm mevsimleri aylardan önce
yıllar çorap örüyordu günlere… yürüdüm
sokaklar bunaltan güz : ağız ağza vermiş korku…
dağları bekliyor rüzgâr ve fırtına sesleri
sildi bu güzellikleri hayatın yüzünden bir el

sen var ya sen, telleri kopuk kemanın
sesinde kıvranan hüzün gibiydin içimde hep
kurusun diye yıkayıp asmalıydın sözlerini
ipe, camda hâlâ duruyorsa kar ve yağmurun
ayak izlerini de…

duvarda güneş lekesi, eşikte kedi-köpek…
zamanı kokla ve gir içeri… bu musikî erkenden
sona ermeyecek, el çizimiyle resimlerde
renk değiştirecek ufkun kıpkızıl prensesi

kabusu yenip saklı bir nehir ağzından geçerek
koyacak önüne gün görmemiş güzelliğini aşk
sevmeni beklecek, yüreğiyle seni tutup
götüren su…

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

 

sebepsiz sevinçler işte – Mehmet Sadık Kırımlı

mehmet-sadik-kirimli-sebepsiz-sevincler-iste

kar yağınca beni dizlerinde uyutan
kemençe sesiydi annem

seslensen bana şimdi dokunsan bir de
ahşap düşler içinde kapısı kapalı
çöle dönüşüyor gövdem

dallara asılı basma giysileriyle hayat
uzun ve kısa yolda her yanı oynak çingene
sağa sola koşarak penceremde oturan allı
yeşilli dünyam

ayrılığı uzaklardan eve taşıyan akrep
ve yelkovanı kırık bir saat zembereğiydi
babam

sabah akşam iki dudak arası türküyle yırtık
mektup olurdu bize oyalı tülbent’e sarılı ablam

hep yanımdaydı toprak su ateş ve keder…
gölgeler gövdesi olmayan birer yarış atı
kuşların kahkahaları kulaklarımda davul tozu
adres bildirmeyen öfkem çil yavrusuydu dağıldı

yeniledim kendimi çiçeklerden edindiğim giysiyle

fark ettim ki dünyaya geliş nedenim hiçmiş
gidiş nedenim henüz belli değil, adı hüzün
şimdi günün çileli ezgisiyle kol kola eğleniyoruz

yüzümde sebepsiz sevinçler işte…

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

ben var ya…- Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI BEN NERDE MİYİM       (C) Christine Ellger

nerede miyim
kuşların sevincinde arıların bal peteğinde
size biraz ağız tadı biraz da kurutulmuş
incirle badem arası ipince yoğrulan pestilde
ağzınıza yakın dilinize uzak şuracıkta
ıslak ağaçları öpen serinlikte benim gölgem

sular dökünsem aksa hemen ince bir sızı
içimden, buna alın yazısı diyemem
koruyor sessizliğini her şey aşk tılsımı içinde
güneşin ve ayın rengini getirsem yıldızlar
bir şey diyemez, işte ben hep o gökyüzünde…

yani burada yanınızda uzağınızda bazen avluda
yook… yok… orada değil toza bulanmış rafta
okunmamış kitap, yazılmamış mektupta gözyaşıyım
: gecenin yüzüne kapkara bir ırmak gibi akarım
beni dünyada yanına vardığım yalnızlığınız üzer

kalbini kırarım camın geçer, sır tutmaz ayna
inanır buna, çocukluğum burada Goethe ve Schiller
Almanya’da, ne kadar uğraşsak da gelemiyoruz
bir araya, savruluyoruz söz etmeden uzağa, size
göre yakına aha şuracığa
taşın üstüne oturan ben nerede miyim

sizin sevgi dolu yüreğinizde, belki de hiçbir yerde…

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

 

(C) Christine Ellger

hoyrat zaman – Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI HOYRAT ZAMAN ARNAVUTKÖY ONUR ERDEM ODUNCULAR

1.
elim usulca dokunuverdi zamana
masadaki şeyler
devrildi, eğildim ama
kalbi kırılan bardak
ve sürahi
oradan oraya koşuşturan
yuvarlak
bilyeler gibiydi zaman

hızına yetişemedim gençliğimin

2.
deli dolu kalbim her dokunuşta
biraz daha incindi… biraz daha…
ırmaklar uçurumlar ve çavlanlar
özlenen yağ
mur kadar çocuksu değildi su
diye seslenen dilim herkese dil
döken
çulsuz bir serseri
şimdi

gezdim… ve içimdeki
dara
cık bir sokaktan geçtim
evlerin hüzünleri
asılıydı yüzünde çocukların
ellerinde birer buruşuk hayat
her kapı
ama her kapı
kendi öyküsüne açıldı

ben bu hoyrat zamanları hiç sevmedim

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-

 

aldanış – Mehmet Sadık Kırımlı

MEHMET SADIK KIRIMLI ALDANIŞ
eşiksem:
üzerimde atlayan kapının sahibi kim
dilimin ucunda hangi düşüncem sınıyor beni
patikalarında gezindiğim akşamüstü
bırakıp gidecek günün birinde başıma geceyi
hayat denen gerçeği öğreneceğim o zaman

iki yüreğim var benim: biri sıcak, diğeri
soğuk limana çarpan deniz yeli
güneş: sessiz bir yelkenli, kırık kalple uzaktan
geçiyor bak, tutarak elinde kırmızı
bir karanfili

gönlümden geçen akşamın ne beyaz mendili
ne ahşap yelkenlisi var; yalnızca iri siyah gözleri
delip geçiyor yüreğimi, çektim suyun dikkatini
coğrafyası çabuk üşüyen mevsim
kar sanıyor her şeyi

ölümün vakti gelmedi henüz, sonbahar
kavuşmak için hazır evet demeye, sabah ayazı
aşkı kucaklarken çözüldü ipliği yalnızlığın
elbet gün gelir bulunur aldanışında çaresi

yoksul toprak
bunca acıyı, bunca ihaneti nasıl saklar içinde

Mehmet Sadık Kırımlı
-sebepsiz sevinçler-