SAYIKLAMALAR – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SAYIKLAMALAR

Otuz Yıl Savaşları, Büyük Veba Salgını
netameli bir sınava çalışırken
defterin bir ucuna yazmış olmalıyım
bu dokunaklı konu başlıklarını.
Bunu izleyen sayfalarda aristokrasinin
şehir meclislerine orta sınıfın girmesine
lütfen mi, metazori nedense izin vermesi
-hoca burayı açık seçik anlatmamış olmalı.-
O yıllar tarihçi olmayı düşlemiştim,
ama bir türlü öğrenemedim
Arapçayla Farçayı,
bir de çok elzem olan Venedik İtalyancasını:
bu yüzden yıllarca bir başka çadırında çalıştım
Akademik sirklerin sıradan cambazlarıyla.

Kaldırıma çıkarılan bir mermer kahve masasında
kendimle sonu gelmez bir nehir söyleşi yapıyorum
şimdi:
okuduğum bütün o akil insanlar, kanaat önderleri,
onların o alçak gönüllü övünmelerinden esinlenerek,
büyük bir titizlikle gereken dipnotları ve kaynakça
açıklamalarıyla.

Az sonra anlıyorum bu işin bana göre olmadığını,
hiçbir şey olması gerektiği gibi değil çünkü,
bir sahafa uğrayıp sessizce Melling’in gravürlerinde
önce Boğaz’ın yalılarını seyrediyorum hayranlıkla
oradan geçmişin İçerenköyü’ne yöneliyorum
kulağımda o eski baharların bülbül sesleri.

Cevat Çapan
-Sözcükler D.69/Eylül-Ekim 2017-

 (c) MELLING, Antoine Ignace..

EPİKTETOS – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA EPİKTETOS SAYIKLAMALAR

Geçkinliğini taşıyacak yer arıyorsan
Ne sevinçli ne de hüzünlü yerlerin olsun
Geçip gitmiş günlerini anıyorsan
Ne neşeli ne de üzüntülü anların olsun.

Aradığın gelecek yüklü günlerinse
Sevinci üzüntüden ayıramadıklarını seç
En uzak yaşantılarına yöneldinse
Neşe ile hüznün karıştıklarını seç.

Oruç Aruoba
-sayıklamalar-

sayıklamalar* – Yaşar Miraç

AHMET ERHAN 2

“ahmet erhan öldü mü
dünya bize kaldı mı”

1.
ahmet’te her şey doğaldı. çocukluk, gençlik, şairlik,
dostluk, kardeşlik…
yalnız ölüm doğal değildi!

2.
ahmet’i ankara yedi; (etlik, kızılay, küçükesat…) istanbul
bitirdi; (cihangir, beyoğlu, silivri, beylikdüzü…)

3.
ahmet’le ben iki düşkünüz:
ben gurbete düştüm, ahmet alkole
(ahmet’in gurbetini saymıyorum. türkiye’de ankara’nın gurbeti olmaz!),
biz ahmet’le iki düşkünüz:
ikimiz de düştük iki denize: ben karadeniz’e, gurbet denizine.
ahmet akdeniz’e, oğlu deniz’e
(ikimiz de boğulduk o sularda!)

4.
bir mersin vardı ahmet’i sevindiren bir de denizkızı ve şiir.

mersin’e gittiğinde, âşık olduğunda, şiir yazdığında mutlu
oluyordu desem…

5.
ahmet ellibeş yılın çok azında yaşayıp pek çoğunda ölen,
ellibeşindeyken doksanı gören…
şiirsporluydu!

6.
“alacakaranlık”tan sonra ahmet’in kafası karıştı.
“boş ver” demiştim, “kafka’yı, kamü’yü, niçe’yi;
balıkçı’ya** bak” demiştim.
“toroslara çık, akdeniz’e açıl, bulsana kibele’yi.”
bir zaman aklı yattı buna: “akdeniz” dedi, mersin” dedi,
aradı kibele’yi…
sonra yere bakan yürek yakan kimi dostları ( o duyarsız, yapmacık,
çikolata dostları, kıskançlıkla yoğrulmuş o benciller ordusu)
aklını çeldi.
ahmet gerçeği gördü ya, iş işten geçti.
ne yapsın o da sarıldı yalnızlığa, bağladı kendini alkole,
yaşarken tutsak oldu, gün gün gece gece ol tesbih-i ölüme.

7.
yeteneksiz şairler; aşırıp doldururlar şiir kasalarını ( konu, biçim,
uyak, imge…) artık allah ne verdiyse. bir güzel kullanırlar şiirlerinde,
ne yürüttülerse…
yeteneksiz şairler; şiire yakın-uzak, ne meslek ne marifet varsa
(örneğin artistlik, ressamlık, gazetecilik, politikacılık, her türlü
akademik unvan ya da bürokratik, sivil toplumluk makamı…)
devşirip dururlar şairliklerine.
onlar için memuri bir görevdir en doğal hal hatır sorma; bayramları,
önemli günleri ( yaş, evlilik ve benzeri) unutmazlar, atlamazlar.
hep peşin hesaplıdır işleri.
yapmacık, teatral bir eda; konuşmaları, gülmeleri hep bir özenti,
fiyaka…
yeteneksiz şairler gül gibi geçinip giderler ömrü zamanlarında.
yetenekli şairlerse; ne varsa dağıtırlar şiir dağarcıklarında.
hesap kitap bilmezler. ölçüye, düzene gelmezler. ne zaman
ne yapacakları bilinmez… her zaman tehlikeli her zaman dobra…
bizim ahmet gibi; günyüzü görmezler ömrü zamanlarında…

8.
hastanede, ölümünden on gün önce, ahmet benden bir şey istedi.
konuşamıyordu, anlayamadım. sevgili karısı hacer hep
başucundaydı. sağolsun tercüme etti:

“küçük bir ölüm makinen yok mu?” diye soruyor.
“var ama benimki bozuk” dedim.
“getiririm, tamir edebilirsem…”
ona da gerek kalmadı
büyük ölüm makinesi
çalışıverdi birden!

9.
“hastane”*** önünde küçük bir masa
masanın üstünde bir ceviz tabut
ahmet ak kefene sarılmış çocuk
cankurtaran ile canı gidiyor
ankara’ya doğru bir son yolculuk”

kusura bakma ahmet. ankara’ya gitmedim.( seni bizim
hüseyin’e**** ettim emanet!)
güvenemedim kendime; şimdi orda görürüm seni çok üzen
birilerini, tutamam kendimi…

sonra gelir uğrarım sana. yalnız söyleşir, dertleşiriz…

 

Yaşar Miraç
-Sözcükler D. Eylül-Ekim’13-

 

* Ahmet’ten ödünç bir şiir başlığı.

** Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir)

*** Özel Ok Meydanı Hastanesi. Ahmet’in gerçek dostlarından oyuncu yazar Dr. Ercan Kesal’a emek ve katkıları için gönülden teşekkürler.

**** şair kardeşim, hemşehrim Hüseyin Alemdar.

GÜNLERLE GİDEN – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA GÜNLERLE GİDEN

Yok artık bulabileceğin sessizlik
Derinliklerinden çıkan kırık ay
Kuruyan çiçeklerindeki eziklik
Hep yitik zamanlardan yankılar.

O yalnız çamın çevresi kuşatıldı
Yanında toprak yığını, önü duvar
Beyaz kelebeklere yazılar yazıldı
Artık ne kar, ne ateşböcekleri var.

Şimdi dışarı çıksam, yeniden işitebilir miyim
Aldırmaz seslerini, o neşe dolu şarkılarını
Eskilerden taşınmış coşkuya dayanabilir miyim
Tutabilir miyim geçmiş günlerin yankılarını?

Oruç Aruoba
-sayıklamalar-