NOKTA – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM NOKTA

İşte bir şehir daha bitti benim için,
biten bir şiir gibi…
İşsizim,
yalnız
ve parasız,
üstelik uzağında ülkemin
Ve kekremsi tadıyla otuz beş yaşın..

İşte bir şehir daha bitti benim için,
bilmiyorum
nasıl bir hayatın eşiğindeyim şimdi?
Her şeye yeniden başlamam gerek
tıpkı bir çocuk gibi..

İşte bir şehir daha bitti benim için
hüzünleri, sevinçleri, serüvenleriyle
hayata olan tutkum içimde tek dayanak
bir de bir tren bileti cebimde.

Nihat Behram
Şubat 1982, Zürih
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-

SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN  GÜNLERİNDEN – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM SAVRULMUŞ BİR ÖMRÜN GÜNLERİNDEN

Ve en uysal
en cıvıl anlarında yine bir güzelliğin
birden azıveren
aynı sızı..
İçimdeki eziklik
neden böyle mahmurdur?
Kanatları
hafifçene uçarı
kıvrım kıvrım hareli
ve yaslı
yorgun
uzaklara doğru bir yolculuk öncesi
bir şiir ki
yüreğimden koparılıp
karalanmış bir andır,
dökülür dudağıma
usulcana yarası.
Yoksa bir şarkıda ansızın
umulmaz bir dokunaklığa dönüşen çığlık
ıssız yollarıyken
yabanı olduğum bir şehrin,
içimde huysuzcana titreşen
titreşip zehirleşen bu duman
nasıl dağılır?

Yeşil! Neden bu kadar güzelsin?
Ya sen ateşböceği
gecelerin ışıldağı bağrının mıknatısı
gündüzleri nerelerde bilenir?
Kırgın gül! Gözyaşları dokusu mudur solgunluğun?
Rüzgâr! Rüzgârım benim!
Neden ağlıyorsun arasında dalların?
Zaman değil zaman değil zaman değil
ömrümüzdür geçen…

Nihat Behram
1981 Cenevre
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-

 

DEDİLER Kİ… DEDİLER… DEDİM Kİ… DEDİM… * – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM DEDİLER Kİ DEDİLER DEDİM Kİ DEDİM

‘Gözleri rüyalardan
bir sevinç demetiydi,
çocuksu mavilerin
uçuştuğu gözleri…
Uyku tutmaz duvarlara
çala çala yüzünü
bakışları uçuklaşmış dediler…
İstanbul’u toz bürümüş,
kan içinde yorgun düşmüş
Marmara’nın denizi…
Dediler ki… dediler…’

‘Doğrudur, dedim,
en yaman böceklerle
en acar çiçeklerin öpüşkeni yüreği
karadüşe azıdişe sürte sürte tenini
aralandı, saramadı baharı;
ama doğru değil
gözlerinde yitirdiği sevinci…
Dost dilinde kırışan
haberlere sürte sürte içimi
doğrudur, dedim,
kan tutmuş, duman tutmuş Mayıs’ı
ama doğru değil dudağında baharın
umudun can verdiği…’
Dedim ki… dedim…

Nihat Behram
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-

*Uzun yıllar Türkiye’de yaşamış
yaşlı bir Rum kadının konuşmasından
esinlenerek…

YOL ÜSTÜNDE BİR BAKIMLIK SÖYLEŞİ – Nihat Behram

nihat-behram-yol-ustunde-bir-bakimlik-soylesi

– Hey yolcu! Nereye gidiyorsun;
yitirilmiş yolların yorgunu musun
bulunmuş yolların yalnızı mı…?

– Dağılsın diye sisi gecelerimin
şafaküstü yola düştüm,
tüketilmiş yılların dalgınıyım,
ovaların yoldaşı, çiçeklerin oynaşı,
sırdaşı ırmakların;
koşarım
ayışığına varmadan
kıyıya ulaşmak için…

– Irmağın kokusunu kiraz yaprağında tanısam
hey yolcu, burada kalır mısın?

-Duramam aranırken denizi
dursam durulamam,
yaprakta ışığım olsa, dalların acısıyım..

– Hey yolcu! Ölen çiçeğin yasını mı tutarsın?
Al benden, yüreğim çiçeğin olsun!

– Bırak güzel, bırak beni geçeyim!

Nihat Behram
1981, İtalya
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-

Yazdır Usulca Gelen – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM YAZDIR USULCA GELEN by Chan Hong Vuong

Savur kokusunu gönlünün
sümbülüm
savur, gün kokunla tutuşsun;
sarın sağnağın uğultusunu
leylağım
sarın, saçlarında
salkım salkım ayışığı büyüsün..
Kim bilir kaçıncı yazdır gelen
en uçarı yerinde kekreyen öpüşlerin
alışkını yüreğe
kimbilir kaçıncı yazdır gelen?
Süzül kelebeğim
koynunda çimenlerin,
örtün papatyanın yanağında tülünü..
Hızla geçen bir ömrün
uykusuz geceleri
daha uzun ölümden..
Cıvılda ispinozum
bağrını titreştirip cıvılda,
dinle ufuklardan yankısını içindeki yangının..
Yazdır usulca gelen
ve toplayıp eteğine nice kederi
gidiverecek birden!

Nihat Behram
-Savrulmuş Bir Ömrün Günlerinden-