KIRIK MERDİVEN – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL KIRIK MERDİVEN GOETHE SEVGİ YAKINLIĞI
 
Ey gülüşünden sakınarak öptüğüm
çiçekler bu kadar güzel mi açar
gamzelerinin sır uçurumunda
 
Teninden savrulan ıtır ve huzur
yolum oldu şen bahçelere doğru
onardı kendini kırık merdiven
dört mevsimde yaşadım bir ömrü
 
Dağlara ve denizlere aşıktım
sen girince araya konuştu evren
ıssız güzelliğime sözden bir küpe
gümüş pınarıma mor köpük oldun
ölüm ne ki, gölgen düştükçe üstüme
 
Bir yanım uçurum diğer yanım sen
hangisine baksam ipekten bir sema
şarapla dolu mataram, su ne yapar
ateş ne, kendisi uçurum olan
doğuştan bir sarhoşun derin atlasına
 
Ey gülüşünden sakınarak öptüğüm
gün doğuyor kasvetli odalara
ay buluttan çıkıyor sana baktıkça
 
Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-
 

Mahsune Hanım Konağı – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL MAHSUNE HANIM KONAĞI ENDİK'te Bir RUM EVİ PENDİK Palas ( 1889 yangınından önce. )

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
Bimen Şen söyler taş plakta
açışır vazoda kırmızı güller
gülşene döner buhurlu oda

İpek bir mendille siler
yaylı tamburun aynasını
yıldızları şakır kara gözlerinin
salkım kiraz kıskanır dudaklarını
sevinir döşemeler o yürüdükçe
deniz kokusu yayılır etrafa

Gözlerinin yorgun pınarından
damlalar düşer titreyen ellerine
sesiyle irkilir sonsuz karanlığın,
boş odalara savrulur düşlerinden
ölü aşklar mahsunu yalnız bir kadın
vardığını düşünür derin ummana

Anılar limanına rastgele yanaşan
palamarsız gemiler dolaşır sularında
girdaplara açılır ömrünün son mevsimi
bir gülüş, bir ses dünyalara bedeldir ya
şaha kalkmaz artık dalgalarının ucu
gül mevsimini aranır boşu boşuna
ıssız yollarda yalnız bir yolcu

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
gri yağmurlara açar pencerelerini
kayan yıldızlarla söyleşir
yalnızlığın sarmalı örer beliklerini
döner kendi içine, kendi içinde
küstüm çiçeklerini sular yalnız bir kadın

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

Kadın ve Şarap – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL KADIN VE ŞARAP

Serçe sekişiyle sokuluyor yanıma
bahçeler savruluyor eteklerinden
rüzgârın telâşı var gözlerinde,
bir ceylan yuva kurmuş göğsüne
kim dur diyebilir bu ebruli aşka?
Türküler yükseliyor güz teknemden

Kadının ve şarabın gazabından korktukça
fıçısında sabahladım üzüm suyunun
kucağında kavurdu beni kadınsa,
sevmelerin fidanı çınar olsun istedim
adım kazınsın inceden yeşil dallarına

Güz dedikçe bahara çıkıyor yolum
karanlık odalara güneş doğuyor
kuşlar havalanıyor sözcüklerimden
asma yaprakları sallanıyor can evimde
vurgun yemiş gibi elim ayağım
o ceylan ürkmesin de ne yapsın?

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

AŞK AVLUSU – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL AŞK AVLUSU

Toprak kirlendi cancağızım
ateş zorluyor külü

Korkuyla kim yaşamış ki
kim tüketmiş ömrünü
duvarlara haykırmadan

Yağmur kirlendi cancağızım
çatırdıyor suyun bendi

Hayra alâmet değil
için için susmalar
pas akıyor sokaklardan

İnsan kirlendi cancağızım
‘hep bana’ dan utanmıyor

İlâhili bir arabesk
avlusunu daraltıyor aşkın
gölge gibi geçiyoruz hayattan

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

Sözün Yalın Hali – Bülent Güldal

Olga Shvartsur

Sözün yalın halinden
görünür ışıkları
aşka giden yolların
bir sokağın başında
baharın bir akşamında
gül dökülür göğünüzden

Yüreğimin yarısı aşksa
isyandır diğer yarısı
önyargısız düştüğüm
gözlerinizden öğrendim
dertlere açılıyormuş
oyunlarınızın kapısı

Hatırından söz edilir
bir fincan acı kahvenin
baş koyduğum yolunuzda
çilenizle yoğruldum
canım bezirgan elinde
yas evine döndü ömrüm

Hayatın kenar süsü
doğumların izdüşümü
ölüm de bir kapıdır
gün be gün aralanan
yıllanmış şarapların
kekre tortusu gibi
çöker zamanın bağrına

Huzursuz bir tohumun
aşkı boyut değiştiriyor
dönüşü yok bu gidişin
beğenmiyor gömleğini
ipek tüylü mavi tırtıl
kelebeğe imreniyor
baharın bir akşamında
sözün yalın halinden
ırmaklar köpürüyor

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

©Olga Shvartsur