Cemal Süreya (1931- 09 Ocak 1990) Anısına saygıyla…….

12 temmuz on ÜÇ gÜnÜn mektuplari

22 Temmuz, Pazar, Beykoz.
…….

“Öyle derin ki gözlerin içmeye eğildim de” (Aragon)
*
Bizi bir kamyona doldurdular. Tüfekli bir erin nezaretinde. Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular. Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar. Tarih öncesi köpekler havlıyordu. Aklımdan hiç çıkmaz o yolculuk, o havlamalar, o polisler. Duyarlığım biraz da o çocukluk izlenimleriyle besleniyor belki. Anam sürgünde öldü, babam sürgünde öldü. Memo’ya ve sana duyduğum sevgide bu ölümleri de, bu öksüzlükleri de değerlendirmelisin.
Aşkımın tandırdan yeni çıkmış bir yufka gibi her dem sıcak ve taze olduğunu anlamalısın. Yüksek öğrenim yıllarında Başkent sokaklarında ceplerimi ellerime doldurarak yürürken ileride bir karım olacağını, çocuklarım olacağını düşünürdüm. Yüzsüz, bedensiz bir şeydi bu kadın; bir gölge gibi düşlerimin arasından sıyrılır, geçer giderdi zaman zaman. Sensin o kadın. O çocuklar Memo ile Elif. Annemle babam Bilecik’te Şoşa’nın yanında yanyana iki mezarda uyuyorlar. Annem 1938’de, babam 1957’de öldü. İki ölüm arasında 20 yıllık bir ara var. Ama işte ikisi de yanyana yatıyor. Birgün gidelim. Gidelim mi? Büyükannemle Hasan amcam da şu koyu yeşilliğin altındalar. Ama yanyana değiller. “Sizin hiç babanız öldü mü?”
*
Biz gözyaşımızı gizleyen insanlarız.
Biz kahkahamızı da gizleriz.
Biz koşuyu kaybettikten sonra da koşan atlarız.
*
Seni seviyorum.
*

Cemal Süreya
-On Üç Günün Mektupları-

ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI – Cemal Süreya

CEMAL SÜREYA

18 Temmuz 1972

Sevgilim, demek yarın ameliyat olacaksın. Bir bakıma da iyi oldu bu. Kurtulacaksın çünkü. Ağrıların bitecek. İnşallah bu son olur. Son olmaması için hiçbir neden yok. Seni çok seviyorum. Dediğin gibi yine yine başlangıca geldik. Başlangıçtaki ilk duyguların katkısızlığına. Bu satırları vapurda yazıyorum. Teknenin sarsıntısından ötürü yazım biraz titrek ve okunaksız oluyor, kusura bakmayacaksın. Her yerde, her zaman yazmak istedim sana.Her koşulda haykırmak istedim aşkımı, sevgimi, sana karşı olan tutkumu. Vapurda da, otobüste de, hatta yürürken de. Anlayasın istedim beni. Güvenesin, ileriye umut bağlayasın istedim. Sana ameliyat öncesi son yemek olarak komposto ve çorba getirmişlerdi. İçtin mi onları ? Söz vermiştin. İyi kızsın sen, eşin bulunmaz. Menendin yok. Bunları ben söylüyorum, anlamalısın. Şimdi saat kaç ? Onu bile bilmiyorum. Tek bildiğim, tek düşündüğüm sensin, senin sağlığın, rahatlığın, mutluluğun. Tek şey budur. Yarın sabah kurtulacaksın ve her geçen gün her şey daha iyiye gidecek. Şimdi vapur Haydarpaşa önlerinde ilk dalgakıranın önlerinde. Kaç kez birlikte geçtik burdan. Ne sözler söyledik. Ne bakışmalar oldu aramızda. Ne çaylar içtik. Ne yalan söyleyim, o zaza kızının yanında oluşu ayrı bir ferahlık veriyor bana. Adı neydi onun ? Saadet mi ? Her neyse, o sana bakar, seninle ilgilenir diyorum. Bir de şunu diyorum: geçmiş günler geleceklerden daha parlak değil. Buna inanmanı istiyorum. Seni evrence seviyorum.

Cemal Süreya

ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI – Cemal Süreya

12 temmuz ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI

14 Temmuz 1972

Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum şu senlen ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bu bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte, ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leylâ’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?
*
Hayat uzun değil sevgilim. Güzel geçirmeliyiz hayatımızı. Elif de gelmeli. Elif her şeyiyle sana benzemeli. Yaşlı günlerimizde bize bir kaşık su verir. Memo’da ekmek ve tuz geçirir. Senin en çok sevdiğim yanlarından biri de, sokakta yaşlı ve anlaşmış bir çift gördüğün zaman duygulanmandır. Ne güzel duygudur o. Ben de öyleyim.
*
Hayat için şöyle iki dize kalmış aklımda. Yabancı bir şairden:
“Hayat kısadır kuzucuklarım
Yine de uzundur kuzucuklarım.”
Severim ben bu iki dizeyi. İsterim sen de sevesin.
*
Evet kuzucuğum, yine de uzundur hayat.

Cemal Süreya
-On Üç Günün Mektupları-

On Üç Günün Mektupları – Cemal Süreya

12 temmuz ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI
***

Böyle şeyler söyleme bana. N’olur böyle şeyler söyleme bana. Şöyle şeyler: “Ankara’ya gelince seni rahatsız etmeyiz..” ;
“Ameliyatta bir yanım eksik kalırsa senden ayrılırım..” ; n’olur söyleme böyle şeyler. Ben sözler karşısında renk vermem, ama içime atarım onları. N’olur, zulmetme bana. Biz sadece birleşmiş değil, aynı zamanda kaynaşmış, hal-hamur olmuş, üç olmuş, göz olmuş kimseleriz. Sen ve ben yok. Sen-ben var. Bil bunu. Aslında bilirsin de bunu. N’olur! Ha!
*
Evet, anılar. Nice serüven geçirdik, ne dostluklar eskittik, bir biz ikimiz kaldık ayakta. Aynı sapta tüveyçlerini birbirine dönmüş iki çiçek gibiyiz; bir de tomurcuğumuz var.

*
Dinle ak bakışlı bir çeşme söylüyor
Kaç yıldır akarım bilmem pazar yerini
*
O çeşme gibiyim ben de. Sen de o çeşme gibisin
*
Seviyorum seni.
*
Güvercinler rıhtımı eleştiriyor.
*
Zuhal’im, Elif’im, kolum kanadım.
*
Yiyeceksin, değil mi, verilen bütün yemekleri?

Cemal Süreya/ 12 Temmuz 1972
-On Üç Günün Mektupları-

On Üç Günün Mektupları – Cemal Süreya

CEMAL SÜREYA ON ÜÇ GÜNÜN MEKTUPLARI 12 TEMMUZ 72 IHLAMUR

*
Kahvenin önünden otomobiller geçiyor. Bir tane de at arabası. Seni düşününce o atı da seviyorum. Çay içiyorum. Artık ıhlamur içeceğim. Ne yumuşak, çağrışımlı, bağışçı, düşcül şeydir ıhlamur. Evimizin önünde bir ıhlamur ağacı olsun. Sen saksıda da yetiştirebilirsin ıhlamuru. Gece yatakta Memo’yla hep seni konuştuk. Susunca seni sustuk. Uyuyunca seni uyuduk.

Cemal Süreya/ 12 Temmuz 1972
-On Üç Günün Mektupları-