büyük unutuş – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ BÜYÜK UNUTUŞ

Eline konan şu küçük gün ışığı
şu yalın ayak yıldızsız gece
şu dağılıp dağılıp toplanan fesleğen
şu güzel iç çekişler sevişme sonrası
senin için karla ışıyan şu şubat göğü.

Sen dalgın bir yağmursun, içli bir yağmur
bense açılmayı unutmuş ıpıssız bir şemsiye.

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı

SÜRÜP GİDECEK – Mustafa Köz

Tutsak değil miydik bizler de kardeşler
bu yanılgı, bu göz kamaşması kestiğinde
yolumuzu kavaklıkta omuzlarında testileriyle kadınlar
geliyorlar mıydı gidiyorlar mıydı belli değil
havan topları gibi karartılar başlarının iki yanında
bekletmek olmazdı onları, ne geçirdiysek elimize
bir eğreltiotu, bir nacak, bir dilim ay ışığı
yürümüştük onlarla, o tarlaların günbatımına
oturmak için özgürlüğün tuzdan tahtına
inanmak için otların kardeşliğine yeniden
br düş, bir sanrı, bir yanılsama…

Değildi elbet parlayıp geçen şu ala şimşek
söylemeliydik inandığımızı o gök gürültüsünden sonra da
ocaklarımıza, yaygılarımıza, kerevetlerimize yerleşecek
o uçsuz bucaksız ıssızlığa, her şeyden sonra da
özgürlüğümüzden ve tutaklığımızdan sonra da.

Mustafa Köz
-Öncü Yağmur-

GÜN IŞIĞI – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ GÜN IŞIĞI

Şuram gözlerimse bazen mavi
bir çini gibi her yerde,
güneşli bir eylül öğlesi
ya da bir akşam üzeri
tutup tutup taşıdığım bunlar ne
denizler, kırnaplar, tuzlar, arduvazlar
su sesleriyle durmadan ipince

durmadan işleyen bir yara içimizde
belki mevsimlerimiz değişti belki
gök yeni bir son yazı onarıyor
belki ağacın, ekmeğin soy onuru
kız bilekleriyle balkıyan gün ışığı
bakır bir çarmıh gibi hepimizin
öyleyse dönsün o gemi
boşaltsın dal uçlarını özgürlüğün
bir incelik ki bilinmez önü sonu.

Mustafa Köz
-Sözcükler D. Mart-Nisan 2007-

BODRUMDAKİ PİYANO – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ BODRUMDAKİ PİYANO

Neydi aradığı, bu köhne bodrumda?
-Anılar mı? Belki de.-

Onlarla süslüyordu günlerini durmadan
dün, bugün, ertesi gün, daha ertesi…
acemice boyanmış paskalya yumurtaları gibi
rastgele oturtulmuş zaman,
farelerin kemirdiği lime lime, tekdüze
evin ölü, küçük kızının kilitli çeyiz sandığında
çürüyüp dökülen o kör, telaşlı zamana
elinden gelmiyordu daha başka bir şey
bu tatlı uyumsuzluk, bu uysal çatışma
döndürüyordu başını, günlerden öte.

Apansız unutulmuş bir şarkı
başlıyordu bırakıldığı yerden,
apansız bastıran bir öfke, bir avuntu,
ona kalan yalnızca bunlardı işte
o aşağılık savaştan ve parmaksız iki el.

Her gün her sabah iniyordu bu yıkıntıya
batık bir sandaldı orada, o dalgın karaltı
yaysız tuşlar, paslı bir pedal, kırık bir tekne
silinmiş nota kâğıtlarını karıştıran öğle rüzgârı.

Küçük gün ışığı çalıyordu piyanoyu, o küçük gölge
bir örümcek gibi sarkarak mazgallardan
ve gezinerek tuşlarda başsız tunçtan bir arı gibi.

Mustafa Köz
-Öncü Yağmur-

kır evinde – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ KIR EVİNDE

Dalgalarına al, beni diyor kadın
denizlere sar yüce
ben seninle yaşadım, ince
yapraklarına dola beni
açılsın yedi derya yelkeni.

Kalbim, diyor adam
kıyıya çekilmiş kırık bir sandal
taşımaz ikimizi bu elem.

Kadın susuyor,
bir kırlangıç geçiyor öteden
gagasında az kullanılmış bir gökyüzü.

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı-

GÖKKUŞAĞI – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ GÖKKUŞAĞI

Şu karla kalbim arasında bir benzerlik var, dedi
kundura ustası Zülfinar,
eridikçe çoğalıyor ikisi de
sonra uzun uzun düşündü bu sözü
kar dinmişti, dışarıda ip gibi bir yağmur
ve bir kadın, yağmurun sözlüğünde
en sevdiği o çocuksu sözcüğü arayan, işte
göze almıştı bunca ıslanmayı, bunca incinmeyi
cesaret mi saflık mı?
Ne önemi vardı şimdi bunların?

Yağmur artmıştı, köseleden bir dilim daha kesti
ulamak için birazdan çıkacak olan gökkuşağına.

Mustafa Köz
-Sözcükler D.
Ocak/Şubat 2011-

son armağan – Mustafa Köz

MUSTAFA KÖZ SON ARMAĞAN

Aşkın gecesi de olur gündüzü de
evlerin içi de bir, dışı da bizim için
dokunmak şuradaydı, sevişmek şurada
seni saran sabah yeli, sarardı beni de
sürüp götürsün diye o sonsuz öpücüğü.

Dudakların güllerin bilinmez çığlığı
ruhunsa açıldı açılacak bir eski pencere.

Sana verdim işte kalbimi,
giysi yap onu yalnızlığına.

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı-

kilit – Mustafa Köz

mustafa-koz-kilit
Aşk sözleri fısılda diyorsun, çılgın dizeler
nasıl konuşabilirim ki ak göğüslerle
mühürlenmişken şu çaresiz dudaklar
başka anahtar istemem, başka çilingir
yalnızca onlar açıp kapatabilir ağzımın kilidini
yalnızca onlar geçirebilir beni kendimden
bir taştan öte taşa sıçrayıp duran o iki keçi yavrusu.

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı-

bir aşk içinse – Mustafa Köz

mustafa-koz-bir-ask-icin

Biz yaz mıyız
üşürüz bir gülde
sen upuzun bir temmuz
bense upuzun bir gölge.

Ben bunları yazarken
kırlangıçlar geçiyor çığlık avaz
gök mü kuşlar mı bunca mavi

bir inip bir kalkarken senin için
senin gibi eski sevinçler gibi ayaz tipi
benim içimse deniz gören bir pencere.

Kalkıp soyunuyorsun bir divanda
pirinç gibi saçılıyor sözcüklerin
yüzünün bir yanı o sonsuz deniz
bir yanıysa utanmanın ölü suları.

Bana bu aşkı kim verdi Zelenika
yokluğun simsiyah gökkuşağı?

Mustafa Köz
-rüzgâr yanığı-