BEYAZDAN SİYAHA BELGİN DORUK – Engin Turgut

belgindoruk

Puantiye elbiselerindeki solgunluğu siyah beyaz filmlerden sanırdık. Mağrur bir yalnızlık sarkardı asil yüzünden, sanki bir yaprağın içinde yaşardı. Annem elimden tutardı, yazlık sinemanın o ay çekirdeği bahçesine götürürdü. Ah, öyle bir gamzesi vardı ki, baktığınız zaman gam vakti bir lunapark neşesine dönüşürdü. Uzunkaya sineması bir Yeşilçam ülkesiydi o zamanlar, o zamanlar çarşılar bu kadar çok sıkılmazdı. Şimdilerde Emek sinemasını da alışveriş merkezi yapacaklarmış. Bu yüzden midir sokak çocuklarının emek sinemasına aşkla sahip çıkmaları, yani, aşkın sokaklara sürgün, hangi sokaklarda sırtına vurgun yediğini bilmiyorduk.

Belgin Doruk bize aşkın saflığını öğreten doruklardaki rüyamızdı çünkü. Ne acı ki, dünya dönüyor ama yorgun ve vefasızlıktan, sanki bir ölüm gibi dönüyordu. İlk yalnızlaşma nerede başladı, ilk yabancılaşma, ilk kirlenme, ilk o koyu hüzün. Sahi, denizi ve göğü kim böyle kirlettiydi, kim üzdüydü peri masallarını. Portakal ve gül kokan günler nerede şimdi? Ah, hepimizin güzel hanımefendisi. Yüzündeki ‘ben’ bencileyin ne kadar da yakışırdı gözlerini usulca kaçırdığında, Faruk Bey ilk göz ağrısıydı ama ” Yeşil Köşkün Lambası” hiç yanmıyordu.

Bir yıldızı gökten indirmek kimin haddineydi
Pembe panjurlu bir evin anılarında yaşamamışken!

Engin Turgut
-Mest-

 

SAHİLDEKİ NEFES – Engin Turgut

ENGİN TÜRGUT SAHİLDEKİ SESLER

Ey bağcı, iki gözüm, üzme beni, ezme
Benden sana şarap olmaz! Bir gece ıslığıdır Şeyh Galip!

Senden ne güzel bir kuğu olur, benden ne güzel bir buğu
Bak ne güzelsin böyle, gökten bir yıldızı yoldan çıkartmışsın!

Herkes yabancı olmuş kendisine ve başkasına, seyyah olmuş
Hangi gezegenden düştün böyle, sanki benzerimsin!

Şairin gözlerinden dökülen nehir, umuda yakın dursun
Ateşler yakılsın, şenlikler yapılsın, uzaklardan arkadaşım gelmiş!

Ey aşk! Elini kalbine koy ve vicdan sesiyle söyle
Benden daha güzel bir hüzün gördün müydü hiç?

Bir salkım tılsımdır, güneşin yağan yağmurundan koparılmış
Naif rüyalar kuşudur, kalbimizi gündüze uyandırması bundan!

Şifa ve dert arasında bir tren yolculuğu benimkisi
Ne zaman seni düşünsem mola alıyorum aşk istasyonunda!

Bir mürekkep gibi dağılırsın ama düzgün bir yazı gibisin
Kelimeler harflerini dökerken bak güneşi ısırıyor bir şair!

İyiliğin toprağıyla yıkanmış sahilde bir ikon duruşudur
Aşk ile devrim arasında kim bilir neler görmüş ve yaşamıştır?

Bir yanı konakta oturur, bir yanı çöp toplayan çocukların elleridir
Rüyasının kokusunu getirir, yan masadan gönderir gülümsemesini!

İnsan dediğin nedir ki, sadece bir nefes, başka mülkiyeti yoktur!
Ali der ki: kalp nakli var, nefes nakli yok! Nefesim olur musun?

Bir nefes aldım anılar pazarından ama canımla, kanımla aldım
Pahalıymış bu çarşı, nar gibi kızardım da anladım!

O kadar çok üfledim ki seni bana, bir cam ustası oldum sonunda!
İçimdeki sahilden mor kayıklarla, içmdeki yurdumdan uzaklaşma!

Engin Turgut
-Mest-

 

TEN VE HIRKA – Engin Turgut

TEN VE HIRKA - Engin Turgut

Masal yüzlü kadınsın, esmerliğini doğunun meleklerinden mi aldın
Ellerinde bin bir renkli çiçekler, masum kuşlar yuva mı yapmış kalbine
Hayat akıyor ışık saçan gözlerinden, gözlerinden isyan ve vicdan akıyor
Tenha sesli barış kokan şarkısın, ördüğün hırkayla bak sıcacık çocuklar
Aşkla ısıtıyorsun şu buz tutmuş dünyamızı, saçların bahçeye dökülüyor
Pas tutmayan bir kalple güneşe karışıyorsun, gönlümüz kanatlanıyor

Ellerin ne zaman buğdaylara dokunsa ekmek oluyor, insan oluyoruz
Rüyanın sokaklarından geçiyorsun, güller kitabın koltuğunun altında
Derdin denizleri taşırsa da, sevinçlerin gökyüzü, düşlerin rüzgâr kokuyor
Ormanda yürüyorsun, gülümsüyor sana börtü böcek ve şakacı sincaplar
Ay yeniden doğuyor arzular şehrinde, ellerindeki kirazlar gülümsüyor
Nar şurubu olmuş ağzın, atını koşturunca meyvelerini bırakıyor ağaçlar.

Engin Turgut
-Mest-

©Frank Bramley..

BİTMEYEN – Engin Turgut

engin turgut erguvan

Siz benim için hep yenisiniz;
Kendine susayan
Bir erguvan ağacı
Mahçup bir anı gibi
Tanrının kalbini uzattığı
O küçük meleğimsiniz…

Siz benim için hep yenisiniz;
Kusursuz değilsiniz elbette
Kendine tutsak bir keder gibi
Mor bir vedanın
Dinmeyen bir ağrının
O kırılgan sesisiniz…

Siz benim için hep yenisiniz;
Kendine koşan bir çocuğun
Süt kokan ağzı
Bir düş tıpırtısı
Ödünç bir rüyadan
Şimdi gelmiş gibisiniz…

Siz benim için hep yenisiniz;
Her şeyi bilen bir yaranın
Durmadan üşüdüğü
Bir nefesin buğusu
Kendine küs bir kelimenin
İnceldiği yerdesiniz…

Siz benim için hep yenisiniz;
Sanki bir su damlası
Ve güz rakıları esrikliği
Bitmeyen bir şiirin sıcaklığı
Aşkla gülümseyen masalların
O masum sevincisiniz…

Engin Turgut
-Mest-

MEST – Engin Turgut

ENGİN TURGUT MEST

Kalbimizde upuzun bir coğrafya
Dudaklarımızda arzulu bir Aragon!

Yalnızlığımızın gamzeleri üzgün
Siz her derde deva bir rüya olmalısınız!

Bayan Eros siz hangi boşuğa saplandınız?
Kaç aşkı ıskaladı o derin şaşkınlığınız?

Hangi gezegendensiniz, dönen bir kalpsiniz
Her hüzün biraz da Borges’in gözleridir!

Sizi hep görmüş geçirmiş gibiyim
Anlayın, size çıkmak derdindeyim!

Bak nasıl da ölümlü her şey
Ve şiir biraz da öteki sesimizdir!

Beni azade bırakın, bu dünya takla atmış
Bir katre olsun tadımız kalmamış!

Kim ki divane makamından geçmemiş, ne acı
Ben ki mey ile ney arasında mest olmuş hiçbir şeyim!

Engin Turgut
-Mest-