ADA ŞİİRLERİ – Melisa Gürpınar

17

Kendimden kaçarken
kendime yakalandığım
o şiir ülkesinde
savrulup dururken göklerde,
dallı budaklı şimşekler
düşerdi sanki 
kömürleşmiş yüreğime.

Yazılı bir kayanın
ağırlığıyla,
yerleştiği her dizeden
mümkün değildi
aşkı kıpırdatmak,
süslü bir sözcüğün
gücüyle.

Bilmem ki
bağışlar mı aşk beni şimdi,
bir eski zaman kızının
kuruttuğu çiçekler gibi
unuttum onu
defterlerin içinde.
İçsem de doyasıya
akrebin zehrini,
ölmedim aşk yüzünden
ömrümde bir kez bile.

Bir avcının sessizliğiyle
susarak bakıyorum da
çevreme,
yaralı aşkların
söylencesinden artakalmış
kanlı bir tüy bile
süzülüp inmiyor artık
ayaklarımın dibine.

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-

güzel acılar ülkesi – Melisa Gürpınar

-20-

Söndürsem diyorum artık
göğsümdeki
öfkenin fitilini,
sonra da eksem
küçük bir saksıya
üç beş çilek fidesini
ve ömrüm yeterse eğer,
dağıtsam yemişini
çoluk çocuğa.

Nasıl olsa kalmadı
çağıracak bir dost
gökte kuracağım yer sofrasına.
Sohbetin tadını unuttu herkes
saçıldı boşluğa
güzel sözün içindeki
bereket.

Haykırıyor kadınlar işte
bir ağlama duvarı örerken
kendilerine,
ötede
elinden alındı terazisi
inildiyor adalet.
Haksızlığın alazından
kaçıştı dört bir yana
börtü böcekle
bir o kadar da incinmiş yürek.
Ne kadar zorlaştı artık
dingin ve usulca
hayatın bahçesine ilişmek.

Melisa Gürpınar
-güzel acılar ülkesi-

Melisa Gürpınar, (9 Aralık 1941 – 24 Kasım 2014) Anısına saygıyla…

—Annem Nimet Akiz’in anısına


Dön çocuk yüreğim,
Dön küçük tahta evine.
Orada seni bekliyor
Annen ve herkes,
Tahta masa, tel dolap,
Çini soba yerli yerinde,
Kuyunun yanı başında
Üç beş nergis açmış bile.
Bak karakış neredeyse bitecek,
Okunmuş eski bir kitap gibi
Çekilecek köşesine.

Haydi koş çocuk yüreğim,
Aç bahçe kapısını
Gir içeri.
Fıstık çamı kurumamış, 
Kurur mu hiç.
Seni bekliyor
Dal uçlarında ışıldayan damlalarla.
Alakarga tekir kedi,
Anılarda kalan
Ne varsa bekliyor seni.
Çatıda uçan kiremitler,
Harf olmadan önceki renginde.
Pencereye kirli bir perde gibi asılan
Mart güneşi,
Harfsiz de güzel.

Hayatımız,
Yazıya emânet edilmemiş daha.
Yazı yok,
Ama umut var evimizde.

Kimseciklerin gülmüyor mu yüzü?
Gülmesin, ne çıkar,
Onlar aptal!
Demek örümcek ağları dolanmış
Yaşlı kızların saçlarına?
Kurumuş
Kar ile pekmez,
Önlerindeki çanakta.
Olsun
Sarhoş dayının
Seni her kucaklayışında,
Yüzüne bulaşan,
Şarap kokulu bir sevgi
Ve güven duygusu var ya,
O yeter sana!

Daha senin için doğacak,
Aşktan da büyük
Aşklar var ufukta.

Yaşanacak hayat,
Şiirden uzun,
Kavgalar şiirden zorlu,
Ve gözyaşı,
Şiirden çok daha parlak
Olduktan sonra,
Odalardaki hüzünlü suskunluk,
Küstürmesin seni çocukluğuna.

Kırık bir çömlek parçası gibi,
Binlerce yıldır
Yeryüzünün yürek atışlarını
Duyanlardan ol,
Kulağını dayayıp toprağa.

Haydi koş,
Bak kim duruyor karşışnda!
İncir ağacına yaslanmış
Öyle duruyor.
Yazıya dönüşmemiş
Ve adı konulmamış bir kavrayışla,
Sözden önce sevgi vardı dercesine,
Görünmeyen kollarını uzatmış
Annen sana.

Melisa Gürpınar
-Her Harf Bir Melek-

Ada Şiirleri – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR ADA ŞİİRLERİ 16

16.
Ilık geçen kışlar gibiydi
aşkın mevsimi,
ne başlar
ne de biterdi istendiğinde.
Karanfilli ıhlamurların buharıyla
yayılır kalırdı sanki
her buluşmanın anısı
bir çayhaneye dönüşen
belleğimizde.

Rüzgârlı vapur iskeleleri,
erimiş kar suları
ve sert bir içki…
Silinirdi bütün konuşmalar
sisler içindeki bir adanın
cumartesi sessizliğinde.
Sahi ne renkti boyun atkısı?
Neden soğuktu kemikli elleri,
dönüş saati gelmiş de,
ölüm
omzuna dokunmuş gibi
gizlice.

Kapansa da yüzümüze
geçmişin tülden paravanı,
tütün ve kolunya kokulu
ince bir zarfın kanatlarında
uçuşuyor işte havada,
hiç kullanılmamış
aşk sözcükleri gene.
Kimisi düşüyor
küçük pembe çiçekli
japonelması dallarına,
kimisi yol soruyor
bir serçe sürüsüne.
Başlarını sokacak sarı bir defter
arıyor belki tümü de
savrulurken
karayelin önünde

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-

Ada Şiirleri – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR ADA ŞİİRLERİ 21 by Aleetet

21
Sevgilim
o en saf halin
vardır ya senin,
elinde bir demet yasemin
ve gizli düşlerle
beklerken beni
vapur iskelesinde,
daha petrole dönüşmemiş
yemyeşil bir eğreltiotunun
akıl almaz beklentileri
hani durmadan menevişlenir
gözlerinde…

Şimdi biz
unutalım istersen
bu imgeleri de.

Sevgilim
sen yirminci yüzyıl gibi
gel bana.
Acılarınla,
buruşuk pardösünle,
utancınla gel.
Bakışlarında
eski bir devrimcinin
önkoşulsuz umutlarıyla.
Yönelt silahını
taşlaşmış geleceğin
en karanlık noktasına.
Gel suların altından
bulutların ötesinden,
yanlışlardan yaratılmışcasına
hedefini şaşırarak gel biraz da.

Aşk uzaklarda
ıssız bir adada
uyuyordur belki
gecenin lacivert kollarında.

Ve aldatma,
doğmamış bir çocuğun
olanca gücüyle
devinse de ruhumuzda,
lâvlar altında kalsa
verilmiş sözlerimiz,
gök ve denizin
gizemiyle birleşelim
biz,
son rengine bürünerek
küllerimizin.

Sabahı hiç görmemiş
ve ayağımız
karaya basmamışçasına daha,
bir pusula kadar kıpırtısız
durup direnelim
sevgilim,
eski deyimle
hayatın akışına.

Melisa Gürpınar
-ADA ŞİİRLERİ-

 

(C) Aleetet

Ada Şiirleri – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR ADA ŞİİRLERİ 9 ZEYTİN ÇİÇEĞİ

9
Bir kanatlı karınca
aşka doğru mu koşar
deniz kıyısında,
yoksa yedi renkli gözlerinden
ateş saçan
bir kum taneciğinden mi
kaçmaktadır korkuyla?
Düşünüyorum da
kimseler kalmadı artık
dilinden anlayan doğanın
annem de uçup gittikten sonra.

İncecik çığlıklarla
kuru bir dere yatağına bırakıp gövdesini
yaşarcasına ölen
ağustosböceklerinin
aldanışıyla,
nasıl da severdi
kayan yıldızlarla konuşmayı,
sabaha karşı
ay düşerken sulara.

Şimdi uyuyor
serin bir mermerin altında.
Başucundaki
çitlenbik ağacı kadar
yakın ona çocukluğu,
düz kâhküllü yuvarlak yüzü
dün gibi aklında ama,
söz yeşermiyor
karanlıklarda.

Annem ki,
saçları zeytin çiçeği kokan
adalı bir kadındı,
elleri maviye dönüşürdü
atlas bir bohçaya dokunduğunda.
Öylesine hafif ve ipeksiydi ki
gülüşü,
kavak tüyleriyle birlikte
salınarak inmiş
sanırdınız yeryüzüne.
Çoğalıp ekin olmuş,
sonra da savrulmuştu işte
ötelere.

Belki de anlatmaktadır şimdi
düşlerin diliyle,
o ünlü nişan öyküsünü,
ayrıntılı bir biçimde
tespihböceklerine.

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-

 

Ada Şiirleri – Melisa Gürpınar

MELİSA GÜRPINAR ADA ŞİİRLERİ 27.jpg

27.

Bohçada saklanan
bir tutam kesik saç kadar
sahibinden uzak
ve kopuk kopuktu anılar.
Sapsarı bir suskunluk,
yükselirdi bahçe duvarlarından
nazlı bir güneş gibi
her sabah yavaş yavaş.

Ben de kuyunun tulumbasından
su çeken
takunyalı bir kadındım,
nerede üşüyen bir nergis görsem
yalaktan akıp giden
zamanı düşünürdüm
ardından bakarak.

Hiç unutmam,
bir zemheri gününde,
çocukluğum gençliğim
ve benim her türlü yaşlılık halimle
hep birlikte fotoğraf çektirmiştik
mutfak kapısının önünde.
Herkes başka bir yöne bakıyordu
sırtını hafiften dayayıp birbirine.
Resimde görülmeyen deli bir poyraz,
belki de asılı çamaşırların içindeki
çıplaklığa dokunuyordu
elleri titreyerek.
Tam da kürdîlî hicazkâr faslı çalınırken
kömür kokulu bir ikindide,
kim diziyordu acaba
boş şarap şişelerini
merdivenaltına gizlice?

Şarkılar
sıkıca düğümlenmiş
gibiydi de yürekte,
çürük yaprakların içinde
gömdüğü cevizlerin yerini arayan
kargalardan başka
kimse barışık değildi
sesiyle.

Melisa Gürpınar
-Ada Şiirleri-