hesap kitap – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN HESAP KİTAP ©Hadi Malijani

hesap kitap
ne de olsa insanız
korktuğumuz da olmuştur
ne yalan söylemeli
diz çöküp ferane avlularında
soğuk duvar diplerine
çifte kelepçeyle cıgara içtiğimiz
peynir ekmek yediğimiz
meyyus ve düşünceli
hesap kitap
ne de olsa insanız
korktuğumuz da olmuştur
ne yalan söylemeli

mapusanede mehtap
bakır çalığı
küf yeşili
ay ışığında şakırtısı
idamlık tesbihlerin
uykusunda sayıklayanlar
hafızanın perişanlığı
çağrışımların seli

mapusanede gece
dışardakinden çok daha kalın
çok daha karanlık
fosforlu ve derin
sübyan koğuşu pejmürde
kadınlar koğuşu bitap
siyasiler vesveseli
mapusanede mehtap
bakır çalığı
küf yeşili

hesap kitap
ne de olsa insanız
korktuğumuz da olmuştur
ne yalan söylemeli

Attilâ İlhan
-kimi sevsem sensin-

©Hadi Malijani

Attila İlhan,( 15 Haziran 1925 – 11 Ekim 2005) Anısına saygıyla…

ATTİLA İLHAN BANA BİR ŞİMŞEK ÇAK

bana bir şimşek çak… – Attila İlhan

bana bir şimşek çak
ortalık fena karanlık
yüreğim örtülüyor
ağır bir dalgınlığa genişliyorum
durmadan değişen o mevsimde
dağlarda kalın
omuz omuza bulutlar
çok fena kalabalık
ellerim çıplak
bana bir şimşek çak
kötü bir tuzaktayım
bilmem ne yapsak
aklımda fikrimde onlar
yaşlı ve genç
erkek ve kadın
korkularıma tutsak

bana bir şimşek çak
içim içime sığmıyor artık
vahim bir çağrışımdan
daha vahimine atlamaktayım
bana bir şimşek çak
belki fena halde
yanılmaktayım
o ince kız çocuğu
gün doğmadan her sabah
bir hapisaneden bir nezarethaneye
kelepçeli götürülüyor
dudakları titrek
gözlerinde buğu
bilmem ki nasıl anlatayım
bağışlanmaz suçu dünyayı sevmek
bir de o
adını bile bilmediği
kıvırcık saçlı “devrimci” öğrenciyi
fakülte kapısında vurulmuş
yağmurun altında
çıplak

bana bir şimşek çak
çok yanlış anlaşılmaktayım
hesabım yanlış bir mahkemede görülüyor
içimdeki zemberek
boşandı boşanacak
yaşamak mı gerek
yoksa unutmak mı
şaşırmaktayım
galiyef “yoldaş” ne olacak
galiyef “yoldaş” sibirya sürgünü
sanki yalın bir bıçak
kayarak
bir kırlangıç hızıyla
bulutların arasından
karanlığın böğrüne saplanacak

galiyef “yoldaş” ne olacak
galiyef “yoldaş” sibirya sürgünü
elinde bir mektup eski yazıyla
artık yüzünü bile unuttuğu
karısından
burnunda sadece kokusu var
ilkbahar kadar müşfik
sonbahar kadar yumuşak
galiyef “yoldaş” ne olacak
avrasya’da hâlâ “mazlumlar”ın uğultusu
kısa bozkır atlarının nallarından
gizli kıvılcımlar ki etrafa saçılıyor
azadlık mermileridir
çekirdekleri çelik
cehennem gibi sıcak

bana bir şimşek çak
salâ veriliyor görünmez minarelerden
izmir de “istirdat”ı yaşamaktayım
bir yangın soluğu sokak içlerinden
kordonboyu’nda muzaffer atlılar
fahrettin paşanın süvarisi
bana bir şimşek çak
yolumu aydınlatacak
gazi’nin gözlerinden
mavi bir şimşek
kuva-yı milliye mavisi
aynı emaneti taşımaktayım
‘hürriyet ve istiklal benim karakterimdir’
çünkü hain sinsi ve korkak
aynı düşmana karşı
savaşmaktayım

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

ben tuz parça yerdeyim – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN BEN TUZ PARÇA YERDEYİM

ben tuzparça yerdeğim o bir düğüm dolaşık
ne karanlık bir gece arkası görünmüyor
yıldızları dökülmüş yaptığımız yanlışlık
başladığımız örgü nedense yürümüyor
model seçimi kötü hesaplaşması çok zor
halbuki bir zamanlar ne hızlı başlamıştık

sanki o karanfiller vazosunda duruyor
boğaz’ın laciverdine aydan dağılan ışık
eli saydam bir büyü elime dokunuyor
ikimiz sanki hayal tepeden tırnağa âşık
asla görülmeyecek bir filmde yaşamıştık
bugün vardığımız yer gözümü korkutuyor

o vücudunda rahat kendisiyle barışık
ben kendime kısayım bu aşk bana sığmıyor
neş’esi köpük köpük işi gücü taşkınlık
taşıdığım tasayı besbelli taşımıyor
benim varlığım her an korkudan aşınıyor
vehimlerim bir orman ıssızlığa alışık

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

“aranıyor” – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN ARANIYOR

bak sözümü dinle çok fena ıslanmışsın
kirpiklerinde parlak su damlacıkları
yüzün bütün ıslak dudakların soğumuş
titremek geliyor içinden durmaksızın

yine silme bulut büyükdere açıkları
o şilep geçiyor yine siste boğulmuş
ortaköy’de görmüştük sahlep içerken
birbirimize sevdalı açıklamaksızın

biter mi hiç insanın kendine soracakları
hâlâ o kız mısın herkese meydan okumuş
afişlemeye giden kalkıp her sabah erken
fakültede tutuklanmış sınav çıkışı ansızın

dağdağalı yılların biz kayıp çocukları
aşkımız sabıka kaydı gençliğimiz uçurulmuş
ekmek al ben unutmuşum eve dönerken
gülümse tozu gitsin yalnızlığımızın

düşünme yakalanırsak olacakları
farkına varmasınlar arandığımızın

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

yani epeyce zindan – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN YANİ EPEYCE ZİNDAN

gelir devrilirdi nisan
müstesna çiçek kokularıyla
insanın kafasını karıştıran

yukarda bir akşam
ebruli bir akşam ki
perde perde açılan
bir şaşaa bir şehrayin bir ihtişam
billur kadehlerde rakı
bulanık
duman duman
dudaklarda mısralar
mısralar ki nâzım’dan
savaş yıllarının ağır karanlığında
ufkumuzu gizlice aydınlatan

gelir devrilirdi nisan
müstesna çiçek kokularıyla
adamın kafasını karıştıran
sonra birkaç sansaryan hanı
birkaç duruşma arkasından
sağırların dilsiz sükûneti
yani epeyce zindan

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

 

di’li geçmiş – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN Dİ Lİ GEÇMİŞ 1

1.
gecenin karanlığında uzun adamlar
yanlış bir yağmurun iplerine dolaşmış
daha yanlış bir yalnızlığa doğru gidiyor

senin beklediğin gemiler hiç gelmeyecek

hiç gelmeyecek o uzun saçlı çocuk
hani geceleri dudaklarını boyayan
korkunç bir çetrefilliğin uçurumundaki

ne kimse onu bekliyor ne de o kimseyi

daha sonra kara trenler ışıksız trenler
uçuşur ateş böcekleri asker sigaraları
savaş henüz başlamamış eli kulağında

herkes kimi öldüreceğini tasarlıyor

Attila İlhan
-kimi sevsem sensin-

mevsimidir – Atilla İlhan

ATTİLA İLHAN , MEVSİMİDİR

mevsimidir
müphem bir meltem yoklar dal uçlarını
gizlice ürperir yaseminler
körfezde deniz dalgın
bilinmez hangi aşktan arta kalmış
vahim bir yalnızlığı dinler

mevsimidir
artık erken kararır sular
her biri bir bulut ardına sinmiş yıldızların
korular terk edilmiş
ağaçlar duman duman
yalılar tenha
kanlıca ilk yağmurla serinler

mevsimidir
nedense ölmeye heveslenir insan
uzaya
bir avuç yıldız tozu gibi savrulmaya
rayından çıkmıştır yaşamak
bir eskimişlik duygusu nereye baksan
gücü yetmez kimsenin kimseyi kurtarmaya
çünkü ne güzeller
zehir zemberek güzeldir artık
ne zehir zemberek çirkindir
yeni çirkinler

Atilla İlhan
-kimi sevsem sensin-

saklı sevda – Attila İlhan

saklı sevda, Şehnâz

cam yeşili bir kız çok kirpikli
saçları nasıl karanlık bir kızıl
örtülü bir güzellik benzeri olamaz
dudaklarındaki kan etkiliyor asıl
duyarlığı alıngan gönlü ikircikli
ne yazsam ona tutsak
/adı şehnâz

belki kadın belki çocuk iyice kuşkulu
hangi tutku buğulamış camlarını
bazen ne çok var bazen ne kadar az
kan kırmızı yaşayıp yaz akşamlarını
okşaması boğulmak öpmesi uğultulu
sabah olsam ona tutsak
/adı şehnâz

saklı sevda sevdaların en saklanmışı
birbirimizde çok fena kayboluyoruz
hiç kimse birbirimizin yerini tutamaz
benimle yaşayamadığı ona uygunsuz
hiçbir şeye değişmem onunla yaşanmışı
uygunsam ona tutsak
/ adı şehnâz

saklı bir sevdadır bulduk sığındık
bu büyülü bir aşk çünkü yasak
gizli bir mutluluk ki ne söylesem az
binyıl da yaşasak hiç de yaşamasak
varımız yoğumuz aşkımız artık
hayatım ona tutsak
/adı şehnâz

Attila İlhan

-kimi sevsem sensin-

yalnızlığı denemek – Attila İlhan

YALNIZLIĞI DENEMEK

gecenin ortasında ne işin var
yıldızlara dokunma yanarsın
bak  birazdan ay da batacak
karanlık  bulaşmasın ellerine
tersin döner yolunu bulamazsın

içi dışı uzay tozu yansımalar
sahi mi yalan mı anlayamazsın
bir rüya gemisi iskele sancak
dokunup geçiyor hayallerine
ağlayasın gelir ağlayamazsın

sevmek insanın yüreği kadar
küçükse büyüğünü taşıyamazsın
yalnızlığı da dene oldu olacak
nasıl yankılanır derinden derine
iyi midir kötü mü çıkaramazsın

insanı ancak kendisi tamamlar
içinde başka dışında başkasın
eksiğin fazlana elbet bulaşacak
öbürü sığacak  bunun derisine
yoksa sabaha sağ çıkamazsın

Attila İlhan

-kimi sevsem sensin-

sonra o güller – Attila İlhan

14

sonra o güller
ayışığında vahşi
bilinmez hangi acıların kanattığı
sonra o saklı kokular
yapışkan ıslak ve dişi
insanı tepeden tırnağa
ter içinde bırakarak

sonra o sıcak
o çocuk gülüşleri uzaktan
içine sanki yıldızların aktığı

sonra bülbüller
yahya kemal bey’in
kanlıca’da bıraktığı
karışır en ümitsiz yalnızlığa
sabaha karşı çırpınarak

sonra “melâl ve hicrân”
ve çaresizliği boş bir silah gibi taşımak
bakıp o yoksul kalabalığa
parmak uçlarında kan
“nobran ve derbeder”

sonra hayaller
hayaller
hayaller
“kürt” mustafa divan-ı harbi’nde sanık
“kemalist” fedailerin yaşattığı
-körüklü çizme avcı ceketi kayzer bıyık-
teşkilât-ı mahsûsa “artığı”

sonra müstesna ölüler
“melâli” anlamayan neslin tanıyamadığı
sultan galiyef mollanur vahidof
ve mustafa suphi ve ethem nejat
görünür zaman zaman
saat o saat
kıvılcım yüklü bir duman
etrafta barut kokusu
boş mermi kovanları
boşalmış fişeklikler
ve “mazlum milletler”in uğultusu
bir dağdan öbür dağa yankılanan
asya’dan
afrika’dan

sonra boğaz’ın pusu
fecrin en dokunaklı anları
ezanlar dağılıyor eski istanbul’dan
beylerbeyi sarayı’nın
sabah mahmurluğuna
şeker ahmet paşa’nın
kayıp tablosundan
eflatun ve mor

martılar uçurulmuş
bir yağmur loşluğuna
kimse kimseyi anlamıyor
yâkup cemil bey çoktan
teşkilât-ı mahsusa’dan kovulmuş
idam mangasının kurşunları yağıyor
göğsündeki “liyâkat nişanı”na.

Attila İlhan

-kimi sevsem sensin-