Kara turna ekspresi – Haydar Ergülen

HİLMİ YAVUZ YALNIZLIK BİR TARİHTİR

Atilla Jozsef istasyonunda indim trenden
uzandım hayatın üstüne boylu boyunca
ilk maaşımı almıştım son defa Şirket-i Hayriye’den
deniz ve tren; ikisiyle de şiire giderdim ben

Atilla Jozsef istasyonu uzakmış Budapeşte’den
şairim, Pendik’te inecek değildim ya trenden
hem benim bir gözüm karadır, diğeri takma
bu kara kuş da nedir, turna olsa gerektir
müjdeler olsun iki gözüm dedim de
kara gözüm karardı, sevinç ile ışıdı cam gözüm
kaderinde gözü olur mu insanın olurmuş meğer
kader bende bir göz oldu karadan
öyleyse çıkaralım dedik şu hayatı aradan…

… o zamanın parasıyla yirmibeş lira maaşım
yıl yetmişüç daha sigaraya bile başlamamışım
Ankara Birası yok satıyor çünkü yok,
Tünel-Beyoğlu, Pasaj’da bir bira, Arjantin
iyi de bugün arife, boşver, bayramsonu içerim
çoğu dinden imandan çıkarır, azı tevekkülden mi ne
dindar eder adamı şu para denen meretin
hem ilk maaştan kafa çekilmez derler
kaçarmış bereketi, nasıl olsa hayat bir tren
çok istasyon var daha arada iner içerim

sallandığıma bakılırsa bir gemi olmalı hayat
amaaan şimdi bayram seyran, sonrası faşizm
dedim bana müsaade iyisi mi ben burada ineyim
hem ilk maaşını denizden almış bir şairim
hem Attila Jozsef’i de görürüm dedim, indim
trenden o iniş, baktım ne Budapeşte burası
ne Attila Jozsef var görünürde, belki takma
gözüme denk geldi, göremedim, bu kara kuş da
nedir, turna ekspresi olsa gerektir, “Bağında
üzüm kaldı”, daha dün akşam Cem Karaca
yazlık sinemadaydı, turnada gözüm kaldı,
ezildi onsekiz yaşım, kim silecek gözüm yaşın
biz dünyadan gider olduk Haydar Can dedim
bu şiiri yerime yaz, iki gözüm, yoldaşım…

Atilla Josef istasyonunda katar olmuş turnalar
al gözüm seyreyle, yerime gör, kardeşim Haydar
ceme götür dön beni turnalar semahında
dar beni yor beni dünde gör ki neler var
dur beni sor beni günde gör ki neler yok…

Haydar Ergüler
-Keder gibi ödünç-

Dünyanın diline düşme yoksulsan! – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN DÜNYANIN DİLİNE DÜŞME YOKSULSAN 5

5.
Herkesin içinde başkalarının terk ettiği bir ev vardır
ve kalp kiralık bir odadır orada, bazen
kapalı kalır ve herkes onu pahalı sanır,
sökülür sökülmez dildeki ucuz mühür
kalbin odası da açılır o an bu boşluğa
kendisinden başka kiracı bulamaz insan:
Kalp ile dil arasında her zaman
iki insan vardır birbirinin uzaklığına taşınan

Boşluk içimizdeki en geniş oda
sık sık konuk ağırlamaya bayılırız orada
gelince seviniriz de birazdan kalkıp
gitmelerini isteriz konukların sabırsızlıkla

– Havalandırdım ama gitmiyor
hangi kalp sinmişse bu boşluğa!

Kalbimizi koruyamayız ama sevebiliriz onu
(‘Komşunu sev’ değil miydi onuncu emir, hele kiracıysan!)
dünyayı değiştiremeyiz ama yenileyebiliriz kelimelerini
(ne zaman göç edecek şiire yoksulların dili?)
şiiri kaybedemeyiz ama toprağını değiştirebiliriz
(şiir lüks bir kayıptan başka neyse hayatta?)

Haydar Ergülen
-keder gibi ödünç-

Fiyakası nedir hayatın? – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN FİYAKASI NEDEİR HAYATIN

1.
Hayatımı nasıl taramalıyım ki fiyakalı dursun
kimse anlamasın bir İstanbul hatırası olduğunu
yoksa taşralı bir küçük adam Paris ‘te şair olur
ve ölür, ütülü bir mendil gibi unutulur

Galiba insanın yakışıklı bir kalbi olmalı önce
sık sık tozu alınmalı, parlatılmalı aynalı sözlerle
benimse kâlp hususunda cilalı bir cümlem bile yok
mırıldandığım sözlerin çoğu ondan gelse de

Kendime en çok on yedi yaşımda benziyormuşum
buldum o çocuğu Gençlik Parkı’nın önünde
yıllar seni eskitememiş dostum, ifaden aynı
yarısı tebessüm yarısı korku dolu o çehre
suçlarımla göz göze gelmemek içinmiş meğer
o resimden bugüne gözlerimi kaçırarak bakışım
hâlâ suç gibi duruyor o bakış gözlerimde

2.
Yıllarca mırıldandım olmadı, artık yalvarıyorum
Tanrı’m n’olur bir fiyaka bağışla bana
hatırlı kullarının arasında sayılmasam da
çok görme ufacık bir jesti, fiyakalı bir bakış
fırlatmadan ölüp gideceğim yoksa
Yalnızca ben değilim bunu dileyen
kâlbim ki kırk yılı aştı bir-iki kez evinden
çıkıp başkalarının kâlbinde konaklamaktan başka
fiyaka nedir hiç bilmedi hayatta
her kâlbin olur o kadar fiyakası
boşuna mı besliyoruz onu göğsümüzün
en güzel odasında

3.
Yürüyüşümse hiç fiyakalı olmadı zaten
aynı yol aynı menzil, bir adamla gölgesi,
on yedi yaşındaki çocuk ve adam, ikisi de ben
gittik durduk uygun adım hiç mırıldanmadan
ve gölgesi sahibinden muntazam o memur
adımlarla uydum da şu hayat denen mesaiye
yine de uygunsuz bir şey kaldı bu muammadan

4.
Hiç kolay değilken kendine alışması insanın
başkaları nasıl da kolayca alışır ona, şaşarım
onlar alışınca alışmak kaldı bana da
oysa unutulacak kadar alışılsın istemiştim hep
varlığım kadar yokluğum da -varlığım
yokluğuma armağan olsun- varken olmadı da
bari yokluğumdan bir fiyaka kalsın!

5.
Orhan Kemal romanlarında rastlardım o kadına
hani tütün içen adamını kokusundan sever ya,
tüttüm durdum da onca biri çıkıp demedi:
o sigarayı bir tutuşun var ki adamım
kim görse aşka düşer de kül olur ona!
Başka resmim olmadığındandır bunca kül bunca duman
o da eskidenmiş meğer, sönmüş, yetişemedim
tütünün fiyaka sayıldığı büyülü zaman

6.
Ruhun fiyakası mı işte buna gülerim
onu bir tek şairler yazar yazmasına da
yine şairler anlamaz: ruh bir miras
fakat gelenek gibi yeniden yorumlanırken
galiba biraz cila gerekiyor ona da
benimse ne sözlerim cilalı ne istikbalim parlak
fiyaka yapayım derken fiyasko olur da
ruha ıstırap vermekten başka bir işe yaramaz!

Bilirim fiyakalıdır bazı itiraflar, bende
ne fiyakalı bir itiraf var ve ne de bir cümle
acı ve trajedi, aşk ve ölüm üstüne, şöyle;
Aşk tek kişilik cinayettir ve herkes
kendine kıyar sevdiğini öldürmeden önce!

7.
Gür bir hayat gerekir şiire taramak için
bundandır bende üzgün durması kelimelerin
Haydar Ergülen
-keder gibi ödünç-

Şiir; o eski mektup – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN ŞİİR O ESKİ MEKTUP

1.
Yola sordum: şiir mi mektup mu
ikisinin de dönüş yerine geçmeyeceğini
biliyordum, yolculuktan dönüş yok
yolun yerine geçecek hiçbir şeyim yok

Yine de söyle sevgiline eski yakınlığın
anısına uzak bir telefon kulübesinden
seni jetonla değil pulla arasın
belki mırıldanacak bir mektubun olur

Pul seni arar çünkü
jeton sesinden geçeni…

2.
Mektup herkese gider, bulduğuna açılır
şiirse kimseye açılmayan o eski mektup
zarfını kelimeler doldurur; sen içine bak!

Pul mektubu terk edeli çok oldu
Pul şiiri bulduktan beri böyle bu

3.
Postacıları unut, verecekleri bir şey yok
şiirin yoluna çık onun yolunda çok
aşk harcandı, harcansın, şiirin kazandırdığı
bir aşksa, aşkın kazandıracağı hiçbir şey
yoktur, fakat aşkta başka bir şey de
yoktur, kaybettiğinin aşk olduğunu böyle
anlar insan ve bir şiir kazanır bundan.

4.
Ona dedim ki: N’olur kazandığın şiiri
mektupla göndermemi isteme benden
şiir, eski mektup değil artık, bir pul:
Ya gönderilmemiş bir aşkın üstünde dursun
ya bu sessizliğin bir köşesinde unutulsun.

5.
Postacıları unutma, Il Postino’dan sonra
mektubu unut, bak postacı geliyor
şiir veriyor.

Haydar Ergülen
-keder gibi ödünç-