Güz – Nazım Hikmet

Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.

Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.

Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

Nazım Hikmet
-Şiirler 4-

GÜZ – Ahmet Ada

AHMET ADA GÜZ

Ey hüzünler bırakan güzel şövalye
Bir zaman gökyüzüne açılmış şemsiye
Gibi yaşadın uğultulu ve yalnız
Kalbin rüzgârlı bir kuşhaneydi her gece

Yağmura çıktın çoğu zaman
Yarım kalmış çocukluğunu yaşamak için
Çocuklar sokakta yoktular
Belki de Akdeniz’e uçan göçmen kuştular
Güz, her yerde yalnız güzdü
Gitsen de hüzünler bıraktın
Sakladın çoğu kez gam yükünü yağmurdan
Yağmur ki bir güz türküsüydü şapkanda
Usul usul okyanusları taşıran

Güze çıktın ölü bir zaman
Alnında kuş gölgeleri, yüzünde yağmurun elleri
Bir gülümseme gibi yağıyordu yağmur
Islandın sen ey kendine süvari

Sokakta kediler vardır, yalnızdır
Bir kat daha yalnız boştagezer insanlar
Bilirsin işte yaramaz intiharlar
Ne camların ardında ne uçurumlarda
Kalbin yaşamak için vardır

Ahmet Ada
-Varlık Şiirleri Antolojisi,
Nisan 1991-

 

GÜZ – Neriman Calap

09

obasına ulaşamayan aşiret kızı
yitirmiş içine dolan serin dağ rüzgârını
da… salınır durur uçurumunda
sarı çiçek. kırılmış bir mermer gezginin
parmaklarında, dudakları kanar durur.
suskunlukla sızlar.
yüreğinde kocaman bir düşkırıklığı.

neydi yaşamın gerçeği
kendinin doğrusu aykırıydı herkese
büyüktü / bir tanrıya yakışırdı ancak
eski mabette kurban edildi
adağı vardı doğanın yedi rengine
boyadıkça tanrı günlerini siyaha.

yumdu gözlerini. hiç kimse ve artık çok şey
yağmurlara yükledi yaşamın anlamını
ölü bir yaprak dökümüydü
aşkın son günlerine kucak açan güz
kökünden yıkılmış ağaçlar. kuşlar katar katar
karlı bir sabaha doğru yola çıktılar

Neriman Calap
-Damar, Aralık’98-

GÜZ – Neriman Calap

NERİMAN CALAP GÜZ

obasına ulaşamayan aşiret kızı
yitirmiş içine dolan serin dağ rüzgârını
da… salınır durur uçurumunda
sarı çiçek. kırılmış bir mermer gezginin
parmaklarında, dudakları kanar durur.
suskunlukla sızlar.
yüreğinde kocaman bir düşkırıklığı.

neydi yaşamın gerçeği
kendinin doğrusu aykırıydı herkese
büyüktü / bir tanrıya yakışırdı ancak
eski mabette kurban edildi
adağı vardı doğanın yedi rengine
boyadıkça tanrı günlerini siyaha.

yumdu gözlerini. hiç kimse ve artık çok şey
yağmurlara yükledi yaşamın anlamını
ölü bir yaprak dökümüydü
aşkın son günlerine kucak açan güz
kökünden yıkılmış ağaçlar. kuşlar katar katar
karlı bir sabaha doğru yola çıktılar

Neriman Calap
-Damar, Aralık’98-

Güz – Egemen Berköz

EGEMEN BERKÖZ GÜZ

~~ Behçet Necatigil’e ~~

Sisli gözler bakar
yalnız, derinlerden
uzaklarda bir ses, İstanbul
iner eve

demli çaylar, söyleyişler
uzayıp giden mi, biten mi
güzelliği öldürüp çöl ortasında
düşlere mi giren

ağzının tam köşesinde
bir coşku tomurcuğu
sonra kış, sonra gök
açılıvermiş, ansızın

tükenen ne, beklenen
dalgınlık, belki dalgınlık
özlemi soyutlayıp
tükenen, ey can

açılır kapı, sessizce girer
dalgınlık, belki dalgınlık
şiirler dolusu gün
şiirler, yeter mi.

Egemen Berköz
1963
-Unutma, Toplu Şiirleri-