EDEBİYAT SINAVINDA – Can Yücel

CAN YÜCEL VE BABASI CAN YÜCEL İTİRAF

Şair Câmi niçin “Câmi” mahlasını seçti?
Çince mi?.. İçince mi?.. Yok, canım!
Camcı olduğu için de olmasa gerek,
Pencereler kafesliydi o zamanları biliyorsun…
Yoksaaa
Mahviye Sultan Camii’nin duvarına işemeye teşebbüsten
Bostancılar gözlerinin camekânını indirdiler diye mi?..
İyi düşün ama!
O dönemde gözlük kullanılmaya başlanmış mıydı
O İmparatorluğu’nda

Bilmiyor musun?..
Pekiyyy, sana son bir soru daha!
Kaç minareliydi Şair Câmi?
Ve de kaç şerefeliydi o mekruh mâbedin minareleri?..
Cönklerde kendini boğulmak süretiyle intihar ettiği söylenir kendisi için
Doğru mu?..

Doğruysa, söyle, Haliç’e gömüldüğünde o körolasıca zındık,
-Geceyarısı vuku bulmuştu vak’a biliyoruz-
BEŞER kollu şamdanları onun ve şehrâyin kandilleri de
O yaldız boynuzlu suya temas ettiği an,
Onlar da sönmüş müydü, sönmemiş mi
-Püf diye değil elbet-
Cızzzzzzz diye?…..
Tüh be sana!
Koskoca Hasan Âli’nin oğlu olacaksın bir de!..
Milâdlar sonra rastladık, İslâm Ansiklopedisi’nde
Meğer Şair Câmi, İran’da “Cam” adında bir şehirde doğmuşmuş
1400 falan senelerinde
Nerde, nasıl ve hangi tarihlerde öldüğü meçhul.
Leylâ ile Mecnun’u yazmış Fuzulî’den önce
Cam üstüne…..

Can Yücel
-Gökyokuş-

SU KASİDESİ – Can Yücel

can-yucel-su-kasidesi

Kara kışa da yangınım ben
Sarışın kızıma da
Devrâna kızıp kızıp kızıştığımdan…
Babalarım tuttukça başlarım anasından
Neşeye Neşide’sine Schiller’in
Ve karlarla gülüşür afrika menekşelerim

Su, kızım, donmuş olsa da memlekette emsalin
– Ve kim bilir daha ne kadar sürecek bu erbain –
Turna telleri içinden cemrelerle geldikçe sesin
Sular serpiliyor içime bilesin

Can Yücel
-Gökyokuş-

İğneli – Can Yücel

CAN YÜCEL GÖKYOKUŞ

Anam babama âşık olmuş,
Babam da anama.
Gezelim bu çarşamba demiş babam.
Sur-dışlı anam, öyle şık bir fistanı yok,
Ablasının nişanlığını istemiş ödünç,
Teyzem daha toplu, oturmamış üstüne entari,
Teyelle, iğneyle ayarlamışlar üstüne anamın.
Babam, kavilleri üzre, gelip Topkapı dışındaki evlerine,
Anamı alıp, kaçbir tıramvaylan aktarma,
Bebeğe götürmüş o Afrodit’i
Bebek sırtlarına çıkmışlar.
Babam oturtmuş anamı çayıra,
Denizi göstermiş,
İyi şeylerden söz etmişler,
Derken öpecek olmuş anamı,
Anam çoktan râzı.
Babam el atınca orasına, burasına,
Fistandaki iğneler batmaz mı eline!
Ay! Demiş bağırmış babam…
O gün, o çayırda, o an
Düştüğüm için ben anamın imgelemine,
Yaşamda da, şiirde de
Böyle iğneli konuşmaklığım.

Can Yücel
-Gökyokuş-

GÖRECE – Can Yücel

CAN YÜCEL GÖRECE

Ne küçük şeymiş buradan açıktan
Sent Con şovalyelerinin koskocaman kalesi!

Cancan da okuldan gelişinde çıkarırdı çantasından
yaptığı resimleri
– O gün iki Hayalet Uçağı dolanmıştı üstümüzde

Bu dedi yüksekten uçtuğu için küçük
Bu da alçaktan uçtuğu için büyük.

Melih Cevdet Bey Zaman yoktur buyurmuş
Belki haklı, ama bakıyorum da şimdi
Karaada’yla benim aramda resmen
Zamana benzeyen bir mekân var
Derya diye bir camgöbeği
Fiy tarihlerine gebe gibi

Az sonra daldığımız o allahlık yere gelince.
Hani Sabahattin Ali’nin Bulgar sınırının bizden yanında
başı taşla ezilerek öldürülmesinden onbeş gün önce tam
Mai Gâziler’in ilkinde
Piçkurular misâli bağrış-çağrış çimerken içinde
Tekneden ” Gel, Sabattin, kalkıyoz!” diye seslenen
arkadaşlarına
Bırakın yau, şuracıkta ağız tadıyla öleyim, dediği
O mekâna benzeyen zaman
Ve o mekâna benzeyen zamana benzeyen o mağara
Yok da var da sayılamaz değil mi?
Allah için?

Can Yücel
-Gökyokuş-