Fazıl Hüsnü Dağlarca(26 Ağustos 1914 – 15 Ekim 2008) Anısına saygıyla..

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA SAÇLARIN 2018

SAÇLARIN

I
Saçların sırma kement olsa ne var boynumuza?
Tut ki hançer kesilip can evimizden vurdun!
Bizi sen mahvedemezsin ne kadar zulmetsen:
Toprağından yaratıldık çilekeş bir yurdun

II
Gönlümün sevgisine hasret çeken altın tasına,
Mey dururken niye beyhude zehir doldurdun?
Beni sen mahvedemezsin ne kadar zulmetsen:
Toprağından yaratıldık çilekeş bir yurdun.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
Yayımlanmamış Şiirlerinden

AKLIN ERDİĞİ – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA AKLIN ERDİĞİ

Kuş elbet konacaktır, gökte durulmaz,
Kanadı al olsun, sarı olsun.
Yerin rahatı daha başka,
Yeşili daha uzun.

Taşlar elbet resimlenecek, mademki düz,
Mademki çizilebilir.
Nasıl çiçeklediyse rüzgârlar,
Oyduysa nehir.

Ağaç elbet yanacaktır sürtmekten,
Sudan ve meyvadan sonra.
Soğuklar ve karanlık için,
İnsanlara.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-20.Yüzyıl Türk Şiiri
Antolojisi-

Çocukluğum – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA ÇOCUKLUĞUM

Bazen gözlerimi yumarım akşamüstleri,
Kendimi, gözlerimdeki karanlıklara bırakırım bir an.
Ruhum, bir yelken gibi akar, hatıralardan
Ruhum arar o yeri, o, dünyada olmayan yeri.

Yaşatır bir mantar tabancası fatihlerin gururunu,
Bütün bir mimarîdir kumların üstündeki yığınlar.
Bir değnekten atta çılgın koşuların sürati var;
O yer, ah o yer ki bir sükûn, çiçeklerin sükûnu.

Küçük bir şişe için günlerce ağlamak.
Düşünmek, bu neci diye, akşamın karşısında.
O yer, ah o yer ki hayattan ayrı bir ada;
Ki onu nurdan dalgalarıyla yaşatır, ayrı bir şafak.

Bir rüya kadar hafiftir ablamın bebeğindeki düğünlerim,
Ve bindiğim bir araba bir saltanat gibidir

…..

Çocukluğum, yalnız hislerden yapılmış bir şehir
Çocukluğum, Allah’a en yakın olan günlerim.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Havaya Çizilen Dünya/
Dört Kanatlı Kuş-

Kaybolmak Arzusu – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA KAYBOLMAK ARZUSU
Kaybolmak isterim şehirler arkasında,
Sesten gölgeden arzulardan uzak.
Alnımda bir söz dalgası gibi şafak
Kaybolmak isterim şehirler arkasında.

Kaybolmak isterim, kaybolan yıllarım gibi;
İçimde tabiattan üstün beyaz güller.
Düşüncem Tanrı’nın hayallerinden eski,
Silinir bütün bildiklerim önümden birer birer.

Kâinat anam benim, anamı kaybetmek isterim;
Anlamadan duyan bir çocuk gibi ağlaya ağlaya.
Gönlümü, düşüncemi bırakıyorum dünyaya;
Bir kaybolmuş ülkenin kokusudur çiçeklerim.

Kaybolmak isterim şehirler arkasında,
Bir manâlar dünyasında dağılmak istiyor başım,
Kaybolmak isterim bir yalnızlık noktasında,
Ki bir yalnızlık noktası yanımda yürüyen arkadaşım.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Fazıl Hüsnü Dağlarca,(26 Ağustos 1914 – 15 Ekim 2008) Anısına saygıyla.

FAZIL HÜSNÜ

KAÇAK – Fazıl Hüsnü Dağlarca

Ben kaçtım yurdumdan bütün özgürlüğümle
Yurt sevgisizliğinin dışındayım.

Bütün evlerde uyurken
Bütün evler dışındayım.

Kocaman ağızları küçücük ellerinde
Çirkin yalanlarının dışındayım.

Kaçtım Kafdağı’na dek
Cücelerin cüceliklerinin dışındayım.

Öyle tiksinmişim ki
Su içse yöneticiler su dışındayım.

Kaçmışlığımı anlayamaz köle olan
Sömürü dışındayım.

Bir bayrak gibi gökyüzündeyim işte
Daha daha… Gökyüzünün dışındayım.

Kaçtım gittim ben artık
Yurt içindeyim ya devlet sınırları dışındayım.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Bir Gece – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA BİR GECE

Bir evimiz vardı ki üst katı baştan başa sofaydı,
Yazın babam, annem, biz beş kardeş hep burda yatardık.
Bir bahçeye bakan pencereler dururdu her zaman açık,
Ekseri geceler burayı aydınlatan gökteki aydı.

Yine yukarı çıkmıştık dersleri bitirip bir gece;
Yine yerde uzamıştı halı gibi, aylı pencereler.
Herkes özlerken sıcaktan alnı için bir mermer,
Koydu küçük ablam ortaya bir karışık bilmece.

Hepimiz uykunun disiplinini bozduk buradan;
Birbir üstüne gele gele bilmeceler, hikâyeleri getirdi.
Sözlerin, kahkahanın, susmanın manası birdi;
Yalnız bir neşeydi ortada su gibi akan.

Eski bir süvari zabiti olan babam da neşelendi o vakit;
Kışladaki boruları çaldı, yumruğunun içiyle.
Kalın, baba ve gür sesindeki tonla gelmişti her şey dile,
Başladı yarı karanlık duvarın üstünde bir resmigeçit:

Yemek borusu, ders borusu tam bir kalabalıkla geçtiler,
İçtima borusunda koşan askerleri gördük hepimiz.
Sonra önümüzde açıldı kıpkırmızı bir deniz;
Kıpkırmızı süngülerin parıltıları yandı birer birer.

Hücum borusuydu bu; kan renginde parladı sükûn,
Hepimiz bütün geceden çıktık, yalnız ruh olup.
Bütün akşamıyla doldu içimize ateşten bir gurup,
Kolunu kaldıran yaralı bir asker sonu oldu hücumun.

Sonra babam, sofanın bu büyük sükûnunda
Yat borusu diye üfledi, bir uyku rüzgârını.
Duyduk, birleşen kirpiklerimizle gecenin diyarını;
Ki tüylü meyvelerin parmaktaki lezzeti vardı bunda.

Ve ben hâlâ o hücum borusunu yaşamaktaydım.
Bu, uykuların büyük bir gül gibi açıldığı saatte.
Vücudum temasların hayatından kurtuldu gitgide,
Ve düştü alnıma zaferden şafaklar, salkım salkım.

Geçti çocuk muhayyelemden kıpkızıl atlarıyla bir ordu.
O gece vatanı dalgalandırdı ruhumda bayraklar.
Allah Allah sesleri büyüdü sabahlara kadar;
Ve o gece rüyada Allah’ı gördüm, gülümsüyordu.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Dilek – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA DİLEK

Gün doğar doğmaz
Bakınırsın ya dört yana
Dağlrını sayarken
Beni de say.

Kuşlar kaç
Uçanlar
Daldakiler kaç
Kat o kümelere beni de say.

Yollardaki
Şu gördüğün çocuklar içinde
Buğday benizli sarışın kumral
Belki utangaç… beni de say,

Ağaçlar dizilmişlerdir ya yol kıyılarına hep
İkişer ikişer, tek tek
Aralıklarında dur biraz
Beni de say.

Ölüleri sayarken
Bir ülkü uğruna yaşamasını vermiş ölülerini
Unutma
Beni de say.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-