Kaybolmak Arzusu – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA KAYBOLMAK ARZUSU
Kaybolmak isterim şehirler arkasında,
Sesten gölgeden arzulardan uzak.
Alnımda bir söz dalgası gibi şafak
Kaybolmak isterim şehirler arkasında.

Kaybolmak isterim, kaybolan yıllarım gibi;
İçimde tabiattan üstün beyaz güller.
Düşüncem Tanrı’nın hayallerinden eski,
Silinir bütün bildiklerim önümden birer birer.

Kâinat anam benim, anamı kaybetmek isterim;
Anlamadan duyan bir çocuk gibi ağlaya ağlaya.
Gönlümü, düşüncemi bırakıyorum dünyaya;
Bir kaybolmuş ülkenin kokusudur çiçeklerim.

Kaybolmak isterim şehirler arkasında,
Bir manâlar dünyasında dağılmak istiyor başım,
Kaybolmak isterim bir yalnızlık noktasında,
Ki bir yalnızlık noktası yanımda yürüyen arkadaşım.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Fazıl Hüsnü Dağlarca,(26 Ağustos 1914 – 15 Ekim 2008) Anısına saygıyla.

FAZIL HÜSNÜ

KAÇAK – Fazıl Hüsnü Dağlarca

Ben kaçtım yurdumdan bütün özgürlüğümle
Yurt sevgisizliğinin dışındayım.

Bütün evlerde uyurken
Bütün evler dışındayım.

Kocaman ağızları küçücük ellerinde
Çirkin yalanlarının dışındayım.

Kaçtım Kafdağı’na dek
Cücelerin cüceliklerinin dışındayım.

Öyle tiksinmişim ki
Su içse yöneticiler su dışındayım.

Kaçmışlığımı anlayamaz köle olan
Sömürü dışındayım.

Bir bayrak gibi gökyüzündeyim işte
Daha daha… Gökyüzünün dışındayım.

Kaçtım gittim ben artık
Yurt içindeyim ya devlet sınırları dışındayım.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Bir Gece – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA BİR GECE

Bir evimiz vardı ki üst katı baştan başa sofaydı,
Yazın babam, annem, biz beş kardeş hep burda yatardık.
Bir bahçeye bakan pencereler dururdu her zaman açık,
Ekseri geceler burayı aydınlatan gökteki aydı.

Yine yukarı çıkmıştık dersleri bitirip bir gece;
Yine yerde uzamıştı halı gibi, aylı pencereler.
Herkes özlerken sıcaktan alnı için bir mermer,
Koydu küçük ablam ortaya bir karışık bilmece.

Hepimiz uykunun disiplinini bozduk buradan;
Birbir üstüne gele gele bilmeceler, hikâyeleri getirdi.
Sözlerin, kahkahanın, susmanın manası birdi;
Yalnız bir neşeydi ortada su gibi akan.

Eski bir süvari zabiti olan babam da neşelendi o vakit;
Kışladaki boruları çaldı, yumruğunun içiyle.
Kalın, baba ve gür sesindeki tonla gelmişti her şey dile,
Başladı yarı karanlık duvarın üstünde bir resmigeçit:

Yemek borusu, ders borusu tam bir kalabalıkla geçtiler,
İçtima borusunda koşan askerleri gördük hepimiz.
Sonra önümüzde açıldı kıpkırmızı bir deniz;
Kıpkırmızı süngülerin parıltıları yandı birer birer.

Hücum borusuydu bu; kan renginde parladı sükûn,
Hepimiz bütün geceden çıktık, yalnız ruh olup.
Bütün akşamıyla doldu içimize ateşten bir gurup,
Kolunu kaldıran yaralı bir asker sonu oldu hücumun.

Sonra babam, sofanın bu büyük sükûnunda
Yat borusu diye üfledi, bir uyku rüzgârını.
Duyduk, birleşen kirpiklerimizle gecenin diyarını;
Ki tüylü meyvelerin parmaktaki lezzeti vardı bunda.

Ve ben hâlâ o hücum borusunu yaşamaktaydım.
Bu, uykuların büyük bir gül gibi açıldığı saatte.
Vücudum temasların hayatından kurtuldu gitgide,
Ve düştü alnıma zaferden şafaklar, salkım salkım.

Geçti çocuk muhayyelemden kıpkızıl atlarıyla bir ordu.
O gece vatanı dalgalandırdı ruhumda bayraklar.
Allah Allah sesleri büyüdü sabahlara kadar;
Ve o gece rüyada Allah’ı gördüm, gülümsüyordu.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

Dilek – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA DİLEK

Gün doğar doğmaz
Bakınırsın ya dört yana
Dağlrını sayarken
Beni de say.

Kuşlar kaç
Uçanlar
Daldakiler kaç
Kat o kümelere beni de say.

Yollardaki
Şu gördüğün çocuklar içinde
Buğday benizli sarışın kumral
Belki utangaç… beni de say,

Ağaçlar dizilmişlerdir ya yol kıyılarına hep
İkişer ikişer, tek tek
Aralıklarında dur biraz
Beni de say.

Ölüleri sayarken
Bir ülkü uğruna yaşamasını vermiş ölülerini
Unutma
Beni de say.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Dört Kanatlı Kuş-

ÖZGÜRLÜĞÜNE DAL BUDAK SALAN – Fazıl Hüsnü Dağlarca

ÖZGÜRLÜĞÜNE DAL BUDAK SALAN - Fazıl Hüsnü Dağlarca

Ağaç bir ülkedir
Dalları kentler
Yaprakları yurttaşlar
Gün doğarken aydınlanmasıdır sizin uyanmalarınız

Gece gündüz sallanır ağaç
Geceyi okurkendir gündüzü okurkendir
Geçmişbilimin yerbilimin anılarındadır
Yaz geldi mi yeniler evren yaşamını

Çok güçlüdür ağaç
İnandığı toprakta yeşilde
İnandığı erdemde
Durur bir tek yalan söylemeden

Ağaç söz verdiğini yapar
Kiraz mı dedi kiraz verir
Armut mu dedi armut verir
Adıdır söz verdiği

Ağaç bir insandır
Yurdunda dal budak salan
İnsanlar ağaç olmalı
Özgürlüğüne dal budak salan

Fazıl Hüsnü Dağlarca
Akatalpa, Mayıs 2004

Havaya Çizilen Dünya – Fazıl Hüsnü Dağlarca

FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA HAVAYA ÇİZİLEN DÜNYA

Yalnızlık, sabahların yaşadığı yalnızlık;
Suların içindeki ışıklar kadar ılık.

Hüzün, o mısralardan dudakta kalan hüzün;
İkindi üstlerinde aydınlığı gündüzün.

Uykular, ilk gençliğin gündüz gibi uykusu,
Vücudun balık olup içinde yüzdüğü su.

Sessizlik, geceleyin yolcusuz sokaklarda;
Sükûn dalgalarının ortasındaki ada.

Ruha uzak bir şehir içinden gelen rüzgâr,
Ayrılıktan önceler, ayrılıktan sonralar.

Müzelerde o ölü zaman, o gölgesizlik,
Yüze değen eskilik, sonsuzluk, kimsesizlik.

O kadar siliktir ki bir bayram günü şiir,
Uyurken akla gelen son hayaller gibidir.

Hayatın oyundaki sükûna değen sesi;
Çocuklukta her yeni sınıfın ilk dersi.

Müzikten sonra içi dinlemek uzun uzun;
Bir resimdeki davet, bir heykeldeki sükûn.

Öyle sevgililer ki bir gece görülmüştür,
Hatıraları ömrün gecelerince yürür.

Duyulan sılasıyla sezilen o beldeler,
Geçer yelkenler gibi enginden birer birer.

Dudakların habersiz söylediği şarkılar;
Vücudun ağaçlardan önce duyduğu bahar.

Çiziyorum havaya dünyamı bir çiçekle
Ve hayran bakıyorum bu rüya gibi şekle.

Fazıl Hüsnü Dağlarca
-Havaya Çizilen Dünya 1935-