“eylül” – Neriman Calap

NERİMAN CALAP EYLÜL© Alexandrov Alexandar

“eylül: gürültüyle açan bir gülün
yere solgun düşmesi yüreğimden
eylül: gizemli ormanlar yangını
kalmış ateşi bir başka eylülden”
a.uysal

eylül… güneşin bulutlar arasındaki kararsızlığı… eylül ve sonyaz, hüznün ve özlemin karşılığı olarak yerleşiyor her yıl takvim sayfalarına.
bitişin, yokoluşun başlangıcı oluyor şiirlerde, romanlarda…
buruk bir tadı vardır her zaman eylülün. insanı ürperten bir esinti, ansızın akıveren gözyaşları gibi yağmurun dökülüvermesi, ardından toprak kokusuyla karışan havayı ısıtıveren güneş ışınları…
*
yaşlı bir kadın, başını pencerenin camına yaslamış, düşünüyor:

“önce kuşlar konmaz oldu pencere pervazlarına, balkon demirlerine, ortancalar, fesleğenler kurudu sonra, camlar tozlandı, yıllar tozlandı, anılar tozlandı.
—özlem nerede mekân tutar oğul?
rüzgârın dallarında şarkılar söylediği ağaçlar yok oldu arttıkça beton yığınları. kalabalıklaştıkça kentler daha çok arttı yalnızlıkları insanların. güvensizlik arttı, insanlar gölgelerinden korkar oldular. arttıkça korkuları unuttular sevgiyi paylaşmanın güzelliğini.
yoksun, yüreğim yitimlerde kıyılır oğul. karaşın gözlerindeki bir çağrımlık hüzünle anımsarım seni. yerleşik bir acı gibi kaldın yüreğimde, yüreğim hep yağmurlu gün rengi… güzse ve yağmurluysa hava, kuşların kanatları ne renk parlar oğul? menzilinden çıkmış, yalnız uçan kuşlara döndüğünde, dönüp baktın mı hiç kanadı kırık bir serçeyle oynayan çocukların yüzündeki acınası şaşkınlığa?…
sen acıları unut, yaşamından uzak tut yağmurlu gün rengini, ben ışığa sızan karanlıktım, kayboldum. sen engin gökyüzünce özgür ol, aydınlık ve mutlu ol… belki darılır, kırılırsın şimdi… yolu yok, umarı yok… her düş biter, her yara kanaya kanaya sağalır bir gün, yerinde hafif bir iz kalsa da… insanlar hiçbir yere çıkmayan yollardan yorulur da dönerler oğul, sen geleceğe akacak ırmaksın… gönlünce ak, özgürce ak…
ben mi oğul? insanlar zamanla bir çok umutlarını yitirerek eksik yaşamaya alışırlar. yosun tutmuş taşlar arasından sızan, ulaşacağı bir deniz olmayan küçük bir dereyse… tek düze akar durur.
artık güzlere de alışıyorum, bahçede güllerin solması, kuşların göçüşü, yaprakların dökülüşü, yağmurlar incitmiyor beni. yaşam bu diyor, bir kitabın arasında özenle kuruttuğum gülü çıkarıp öpüyorum özlemle, seni kucaklarcasına… ben iyiyim oğul, çok iyiyim.
sen de kendine iyi bak emi?”

eylülü yazmaya başladığımda, hayatının eylülünü yaşayan yaşlı kadın -sonsuz boşluğu içine doldurmuş insan- yazının yaşamdan daha canlı olduğu gerçeğine bürünerek paylaştı sözcüklerimi.
yalın ve kanayan yanlarıyla yeryüzündeki sonsuz öykülere yansıyan yaşam da bir rastlantılar yumağı değil mi?
önemli olan derinliği ve sınırsızlığı içinde yaşamı; algılıyarak, duyumsayarak -dizgin tutmaz acılarla olsa da- yüreklilikle yaşamak değil mi?
eylüller, güzler kışlar da geçer… mevsimler, ömürler, aşklar, güzellikler biter ve her bitenin yerine yenisi başlar. geriye ne kalır? daha bir çok eylüller ve…

” bir de o şiirler kaldı geriye
örselenmiş yüreğimdem damıttığın
umut ve umutsuzluk sözcükleri
ömrümün anasonlu günlerinden
bir de o şiirler kaldı geriye”
a.uysal

Neriman Calap
-yağmur ile gezgin(2008)-

Eylül – Hilmi Yavuz

hilmi-yavuz-eylul

eylül! daha çocukluğumdan
beri size bakardım ben
bir yazın azalmakta olan
sözcüklerinden nasıl da
ansızın sökülürdünüz
bahçelerle ve kül
dolardı içim…eylül!

eylül! kırılgan mevsim!
cam hançeri güzün
dağılırdı kalbimde
birden gecenin ve gündüzün
perdesiyle örtülürdünüz
tenhâyla ve tül
dolardı içim…eylül!

eylül! unuttum sizi
dağ kızarır yol sararırdı
ve ben dönüşlere bakardım
o amanvermez belleğin
paramparça güldüğüydünüz
aynalarla ve gül
dolardı içim…eylül!

Hilmi Yavuz

EYLÜL – Ted Hughes

ted-hughes-eylul

Oturup akşamları izliyoruz yayılan karanlığı yavaşça:
Hiçbir saat saymıyor bunu.
Yinelendiğinde öpücükler ve kollar sarıldıkça
Kim bilebilir zamanın nerede olduğunu.

Yazortası: iri, durgun sarkıyor yapraklar:
Bir yıldız gözlerin ardından,
İpek bileğin altından bir deniz, diyorlar:
Hiçbir yerde zaman.

Şimdi duruyoruz; uyamadı yaz zamanına yapraklar.
Saatlerin söylemesi gereksiz.
Artık salt anımsadıklarımız var:
Başkaldırıyor dakikalar, ellerinde başlarımız

Başları gibi talihsiz Kraliçesiyle bir Kralın
Ayaklandığında budala kalabalıklar;
Ve sessizce sularına havuzların
Atıyor taçlarını ağaçlar.

Ted Hughes
İngiliz,(1930-1998)

Çeviri: Şavkar Altınel – Roni Margulies
Dünya Şiir Antolojisi 2

EYLÜL – Mustafa Demircioğlu

mustafa-demircioglu-eylul

Kesif bir yalnızlıklar ülkesidir eylül
Kahır ve nedamet ağaçlı ormanlarında
En acı meyvesi unutuluş olan

Ardıç kuşları gibi uçmak ister ruh orada
Güneşi donuk bu ülkenin
Sevişmeyi çoktan unutmuş kafesinden

Özlemez hiçbir sakini olmayacak baharı
Yaşamaz karanfil tek başına saksıda, bilir çünkü,
Büsbütün kesidiğinde ayak sesleri

Mustafa Demircioğlu
-taş ağrısı-

O’nun Şiiri – Behçet Aysan

BEHÇET AYSAN ONUN ŞİİRİ
odur koşarken yaralı ceren
kimsesiz bir han odasında

biraz işsiz biraz gurbette
biraz aslı
biraz kerem

yıldızlardan düşmüş

taş baskısı
göçebe bir sabah

seyrederdi

bakırdan sikke
gibi.

bey
ay

o
da

durur seyrederdi.

ve sürgündekiler
ve metal çınıltılar

ve fabrika düdükleri
ve tırpanlanmış gözyaşından
çavlanlar

ve bir ılgar
sevda.

odur koşarken
yaralı ceren.

Behçet Aysan
-Eylül-

 

Eylül – Ceyhun Yılmaz

CEYHUN YILMAZ EYLÜL

Günaydın canım
9 gibi uyandım
Ve başlamış Eylül
Öyle takvimler falan karar veremez Eylül’e
Yalnızca gökler bilir
Bir ağlar, al sana Eylül
Ağustos’un hükmünün kalmadığını ilan eder
Ve siler yaz güneşinin bütün parmak izlerini
Ve kabuğunu kaldırır yaraların
Bir damlası yeter çocukluğumu hatırlatmaya
Derken sırılsıklam olurum
Daha da kururmam artık
Eylülse sana ne deme
Beni böyle yapıyor işte

Ceyhun Yılmaz
-Sevdiğim İkinci Kadınsın Sen-

Eylül – Cenk Koyuncu

CENK KOYUNCU, EYLÜL

Çoban Kızına

Seni susuyorum, en çöl yanım bu
her bakışında bir başka kuruyorum
gölgelere ilikliyorum bedenimi
sensizliğe yanaşmıyor hiçbir bakış
her bakışta kör oluyorum.

Seni soluyorum, en yaşamsal yanım bu
pencerelere sığmıyor kabaran gövdem
neden böyle taşıyorum, neden böyle taşıyorum
bunca yüklü, geçen zaman
neden böyle taşıyorum?

Kabaran ve kararan yürek sana aç
dilde şiir tende istek eksik durmuyor
gölgeler bile sana muhtaç
kelimeler gibi sensiz de olmuyor!

Cenk Koyuncu