Eski – Arife Kalender

ARİFE KALENDER ESKİ BEDİRHAN GÖKÇE UMARSIZ

Gardaki trenlere yağmur yağarken
Haydarpaşa’ya uğrardı vapur
koşmaların eskittiği peronda
gurbeti ezbere okurdu mermer

mendirekte korkuyla bekleyen martı
çığlığında sesini taşır hayatların
kule saatlerinin yelkovanı akrebi
çevirir zamanın pervanesini

diyeceksin ki… deme Muharrem
insan da eskirmiş bildikleri de
bugün sis var her taraf duman
inan yalnızca ben değilim kaybolan
allahı bile eskittiler

anımsa! bul resmini kafanda
kırların rüzgârı bizimdi çayır çimen
ne güzel sokak çocuklarıydık
ilkin sesimizi topladılar yollardan
durmadan içeriye, durmadan teller

diyorum ki Muharrem,
ne desem yanıyor dudağımdan çıkınca
demiyorum. Boşver!

Arife Kalender
-Yağmur Sandım Kendimi-

“Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi” – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN CAM ESKİ YENİ ÖDÜNÇ ALINMIŞ VE MAVİ

Aşk, karanlık bir ‘şey’dir.
İnsan bile aşk kadar karanlık değildir,
insanın gecesi olan anılar bile
hiçbir anıya yakıştıramadığımız hayvanlar bile
öyle masum kalır ki aşkın yanında:
“Rain Dogs” koyu kahveyle iyi gider
“Rain Cats” bugünlerde kezzapla
aşkı neyle denersen dene
ölümle iyi gider yalnızca

Kimse gecesinden bir aşk bağışlamaz
kimsenin kelimeler kuyusu olan kalbinde de toplanmaz aşk
kimsenin kederinden çalınmaz
ve ödünç de alınmaz kimsenin yağmurundan…
Aşk karanlığını bağışlar insana
kalbini sen toplarsın ona
kederi sen yakıştırırsın
ve sendeki yağmuru paylaştırırsın
kimin gözyaşından kaldıysa

Aşk bazen de onun yerine söylenir
herkesin bildiği şeyleri üstelik
ilk defa gibi: Aşkı dünyadan
getirir insan birine bakarak değil,
öyle büyük olmalı ki aşk, karanlığından da fazla,
‘sende aşk yokmuş’ dememeli kimse kimseye
‘aşk kalmamış dünyada’ demeli, ‘suç bende değil’
‘yoksa ben de âşık olmak isterdim sana, ama yok,
yok ki aşk dünyada ben nerden getireyim?’

Belki sözler de karanlık kalmalı, rengini açmamalı
onların da, yoksa… Virgül bile aşk için delildir.
Belki sözlerin de aynası olmalı ve bakmalı
nasıl söylendiğine ve kime… Niye yok
yoksa suretimiz suskunluğumuzdan değerli midir?

Herkesin kaybettiği aşkı ben de bulamadım
küçük bir oğlan gibi, sanki acının mutluluk
olduğuna inandırmışlar da çocukluğumda
inanacak başka bir şey kalmamış bana

“Mavi Kadife” yi niye unutamadığını hatırla
simsiyah bir şiirdir baştan sona ve hâlâ,
maviliği şairler ve budalalar içindir,
istersen İskenderiye armağanı ‘Justine’e de sor,
istersen ‘kuyu’ diyelim karanlığa da
sen bu şiiri bitir
ya da küs ve aşkı eğlendir

Aşk çünkü karanlık bir eğlencedir
sen üzülürsün aşk eğlenir

Aşk bir kere yalnız
bırakırsa insanı
yalnızı bir kere daha
yalnız bırakır aşk da

Çünkü insan bir değil
iki kere yalnızdır aşkta
(iki kere karanlık da denilebilir)

önce, kendinde değildir
ve sevgili de inanmaz
kendinde olmayana

De ki öyleyse:
Ölümden başka her şey ödünçtür
ödünç bir bıçak gibi elden ele gezen aşk da
ve bir kadının ‘herkes bıçağını bende biledi’
demesinden daha kötüsü, bıçağını o kadında
deneyen herkesten biri olmaktır, olsa olsa!
Sen de denedin, ‘zor’ olduğu için aşkı
yalnızca ondan istedin,
oysa aşktan daha zoru, istemekti,
bilmedin!

Bilme öyleyse:
Aşk bu kadar karanlıksa
şiir nedir?

‘Asl’ olan insanın gülümsemesidir
başkalarının görmesi değil’ diyemiyorsa…

‘Aşk için daha bazla boşluk
yaratmayı’ öğretemiyorsa…

‘Aşk, görünmez oluncaya dek, sevdim
seni, derine indim ve gözden kayboldum’
yokluğuna inemiyorsa…

Şiir nedir?
‘Bahçeyi derviş yetiştirir , şiiri aşk’
Bana n’oluyor öyleyse?

‘Ne istediğimi sen bilmezsen
ben nasıl bilebilirim?’
demedikçe şiire ne bizden?

‘Ne kadar güvenebilirsen
acı çekmeyen birine
aşka da o kadar güven!’
demeyen şiirden de bana ne?

Dinle öyleyse: Şiir doğudur Asya kadar
iyi bir şair de görmedim ben
kendinden önce başkalarının düşünü gören

Çocuğu içinden atarsan anne olursun
yağmuru parka atarsan üzgün
şiiri içine atarsan
içine atmış olursun yalnızca
aşk olursun diyemem yine de
içine attıkları bu karanlıkta

“Eskiler alıyorum” diye gezene
şimdi sokak kalmış mıdır kimbilir:
Geceyi tanımadan şiir yazdın
âşık olduğun karanlığa kalmadan
şiir dediğin ısrardan başka ne
‘ödünç’ diyorsun durmadan, ödünç, ödünç
karanlığı mı istiyorsun ödünç yerine
karanlıktan şiir çıkmaz, geceden çıkar
ve aşk, istemezse, karanlığını bile
ödünç vermez şiire!

Bu bir mektup olsaydı
seni güldürürdüm mutlaka
fakat bu bir şiir, bağışla
seni yine güldürdüğüm için, bağışla
Bak ben kaldım, sen de
Kal! Karanlığa
bir yarım ekle yalnız
bir de yağmur kız ekle
ve kal istersen yarısı mavi,
yarısı bordo bu ödünç şiirde

Ya da;
Ya yağmuru alıp gidelim buralardan
Ya yağmuru terk ettiğin parka bırak beni de!


(on dakika ara)

Haydar Ergülen
-On Dakika Ara/Üzgün Kediler Gazeli-

(“Eski, Yeni, Ödünç Alınmış ve Mavi” (Se til venstre, der er en svensker) Danimarkalı Yönetmen Natasha Arthy’nin 2003 yapımı filmi)

Eski – Selahattin Yolgiden


artık zamanı değil eskinin
yaz çoktan bitti bahçelerde
şimdi kokulu mumlar ve kalın bir perde
ile örtülü odalardasın, odalar her yerde!

sana ağlayan heykellerin kıymetini bil,
bir zamandan ötekine götüren
avuçlarında bir tutam saçla
uyandığın esrik rüyaları unut gitsin.

bir büyücüydün eskiden
vardan yok, yoktan var eden
bulutların vardı deniz kokulu
yağmurların denizlere ağlayan.

kurtar kendini acılarından, arın
herkes unuttu seni, kimse sevmiyor
“su sokak” bile sıradan bir sokak artık
herkes unuttu seni, unut gitsin sen de

artık zamanı değil eskinin
kendini unut, içindeki seni dinle!

Selahattin Yolgiden