KAPI, EV VE MARTI – Engin Turgut

ENGİN TURGUT KAPI EV VE MARTI
 
O kapı benim gönül kapımdır. Girilmesi zor, çıkılması çok kolaydır. O kapı çiçekle çalınır, çiçeklerle, şiirlerle, aşkla açılır. “Kalp kemiğe benzemiyor, kırıldı mı kolay kaynamıyor ” demiş birisi. Evin kapısı kalbimizdir, evlerin odaları düşünlerimiz, evin balkonu ruhumuzdur. İnsan bir evdir, üzdürülmeye gelmiyor. Benim evim kağıttan, buruşturulup bir kenara atılmayı sevmiyor. Ben ahşap bir adamım bir alevle tutuşur yanarım. Kendimi çaksam gök, bir daha yansam aynayım artık! “İnsan kalbinin içindedir” demişti şairim Turgut Uyar. İncindiğim ve kanadığım için kapım kırmızıdır. Bu kapı herkese açılmıyor, sevmesini özlemesini bilmeyene kapalıdır. Ahşap bir adamım, beni ağaçtan yapmışlar. Benim incecik, dal gibi bir kalbim var, üzerseniz çıt diye kırılırım. Susarak anlaşmanın da tarçın kokan bir tadı var. Sessizliğim konuşkan, kederim mahcup, göğüm kapalı, kuşlarım uçmuyor, bahçem su ister, gönlüm gül sayıklar, gözlerimden güz yağar. Sevsem beyhuda, sevmesem şuramdan lirik bir yara akar. Güzel gözlü, martı çocuğum, hadi tut kalbimin elinden, beni içindeki denizlere çıkar.
 
EnginTurgut
-Rengârengin-

ANNEM VE GÖKYÜZÜ – Engin Turgut

ENGİN TURGUT ANNEM VE GÖKYÜZÜ

Annem kalbi iyilik dolu komşuluğun mavi şarkısı,
kalbi kırık bir beyazlık, küs bir çocuğun büzülen alt
dudağı, açmadan önce solmayı öğrenmiş bir çiçeğin
uykusuz sancısı, yeni çağların merhametli ve cömert
hayalcisi, hayatın kalbinde oturan vefa çiçeği, sanki
üzgün bir gül yaprağı, ruhunda bayram sevinçleri
taşıyan, sevdiklerini sevgisiyle yaşatmaya çalışan
bir düş tıpırtısı, ağzını hicaz şarkılarıyla yıkayan
yağmur yalnızlığı, boynu bükük hatıralar kasabası,
kucağı sıcacık kuş cenneti, kalbi camdan bir hakikat
masalı, üşüyen ahşap bir keder, eski vapurlar, eski
trenler, eski yazlar, yazlık sinemalar serinliği, taş plak
bir gönlün solgun yorgunluğu, saksıdaki güz, balkondaki
güneş desenli hırka, içten sarılmanın konuşkanlığı,
her şeye üzülen, üzüm ve hurma kokan bir yemiş
ve hep incinmiş bir dut ağacı türküsü, annem portakallı
bir kurabiyenin gülümsemesi, hayatın alnına sığmayan
sıcacık nefes, dikiş tutmayan o ince yara, o ince hanım.

Melekler erken uyanır sabahları fakat ben annemden
başka gökyüzü görmedim!

Engin Turgut
-Suyun Rüyası-

HAYAL – Engin Turgut

ENGİN TURGUT HAYAL

Işığın bir semtinde, buğuevinde oturuyor ve
bir yılan gibi kıvrılıyorsun rüyalarımın sırtında
yağmur saçlı, kuytu bir kadın olmalısın.

Masallardan oyduğum bir tanrıçasın,
tutup kendini bir güle öptürüyorsun, kendi
gurbetine tutunan bir yaprak kadar incesin.

Bakışlarında avare gökyüzü, ellerin ateşten
deniz, kendime senden bir yaz gecesi yapsam
ve sesindeki ışığı kana kana içsem.

Bir ipeğin pembe vakti olmalısın, hazan tavrı
inliyor kaygan teninde, melekler korosu başlasın
bir mağara bacaklarının ormanı.

Derin macera, uykusuz bir hayal olmalısın,
hiçbir zamana sığmayan avangard bir kadınsın,
lirik bir mavisin, gözlerinde uyumasam da,
o beyaz gövdenin coğrafyasına gömülsem.

Sana susamış bir bahar şıkırtısıyım,
Uzaklığından nazlı bir fayton geçiyor.

Engin Turgut
Varlık, Ocak 2005

YANLIŞ ADRES KORKUSU – Engin Turgut

ENGİN TURGUT YANLIŞ ADRES KORKUSU

— Adres, bendekine postalıyorum
Değişmiş olabilir
Geçmez de eline bir yerde kalırsa
Bir gün açar birisi
Belki kendisinedir.

Behçet Necatigil

 

Pulsuz ve zarfsız bir mektubun gideceği adres kadar yalnız biri değilim fakat postacısı yorgun bir evin dalgınlığı durur üzerimde nedense… Pulsuz ve zarfı olmayan bir mektup daha çalışkan olmasa da rüyalarımızdan, mektuplara sığmayan hasretin kederine ne buyurulur?… Mektup kaç canlıdır bilmiyorum fakat yağmuru hiç susmayan bir trende saklanan aşk kaçaklarıydı yazıp da kendinize gönderemediğiniz mektuplar…

Mektupların içinde yazılmış olan her şey, tıpkı bir suyun ıslığı gibi, kelimelerin alınyazısı gibi, itinasız ve sabırsız, gümüşü altına dönüştüren sessiz bir efkâr gibi dururlar…
Yazılmayı bekleyen her mektup küçük bir melek tadında, küçük bir arzunun paylaşılması ya da parçalanmasıydı belki de… Mektuplar adresine terkedilmiş gibi yaşasa da hayatlarını, göçebe bir ruhu vardır beyaz kağıttan aşağıya düşen kelimelerin… Mektubun yakasını bırakmayan zarf, ne kadar memnun gözükse de bir giz oluşundan yine de bir çöl yalnızı olmaktan kendisini kurtaramayacaktır!..

Mektupların oluş ve bozuluş hallerine eziyet etmememiz lazım… Gönderilen her mektubun okuyanda bir güvercin tadı bıraktığına inanıyor ve hayal gücünün zekâsını bir tek mektuplar anlar diye düşünüyorum… Her evin başı ağrırdı, gülümseyen bir postacısı yoksa!.. Can çekişen bir mektup gördünüz mü hayatınızda? Kaybolan her şey kadar gerçek, bize bakan her şey kadar saçma, hem umutlu, hem uykusuz, her an bir ceset olabilecek kadar sahici sırları yok mudur mektupların?.. Ve bazı mektuplar gizli bir aşk kokusu taşırlardı…

Henüz adresi yazılmamış her zarf, kimsesiz bir rüyanın boşluğu ve ağırlığı kadar içinde saklayacak sırları bekler… Bazı mektuplar gam yüküyle ve sonsuz bir iştahla yazılmadıkları için; postacıyla pul arasında, tereddütle uzaklık arasında, kalple ruh arasında gidip gelmişlerdir… Belki de bu yüzden bazı mektuplar okunmak için değil; yırtılmak ya da kaybedilmek için yazılmışlardır!.. Bazı mektupların gündüzü hiç olmamıştır, gece feneriyle yazılmışlardır çünkü!..

“Aslolan unutuştur, ben daha önce vardım” cümlesini söyledikten sonra Borges, bana da “sahtekâr bir dünya için, zarfla yola çıkılmaz fakat pul olmuş bir hayat için, yokluğun acısını biraz olsun dindirebilmek için, her mektup açılmayı bekliyor” demek düşer!..

Bazı mektuplar gül soyundandır, gönderilemedikleri için solmuşlardır ve fil gibi yalnızlığı, bir köpek gibi havlayışları bundandır. Eskiden aşk makamında yazılırdı ya mektuplar, vefa duygusu kalmadığından mıdır nedir, şimdilerde küçük bir melek gibi durmuyor zarfın üzerindeki pullar!.. Belki de mektup yazmak eylemi tehlikeli “oyun”larımızdan biriydi, hem kendimize, hem karşımızdakine dürüst olmalıydık; öyle ya; yalanlarla kaplı şu ikiyüzlü çağımızda belki de en çok cümlelerimize kıyamıyorduk!..

Keşke bir mektup gibi yaşasaydım, kalpleri ve ruhları çöp dağı olmuş insan figürlerinin üzerinden atlayarak sürdürdüm hayatımı…

Sevgili mektup, sakın kendini herkese açma çünkü varlığın adresi sürekli değişiyor buralarda, hem senden daha zarif daha sıcak ve hüzünlü ne kaldı ki hayatımızda… Özellikle şairlerin yazdığı her mektubu pamuklara sarmalı diye düşünüyorum… Bir mektubun iç çekişini duydunuz mu hiç?.. Bazı mektupların içinde bir hayat saklıdır ve kime gönderildiği önemlidir çünkü hayatımızı kurtarır bazı mektuplar…

Bana bir mektup yazar mısınız, sizin de küçük bir “hakikat”iniz olsun!

Engin Turgut
-hiçbir zaman sığmayan/
Denemeler-

 

böyle başlamak istemezdim – Engin Turgut

ENGİN TURGUT BÖYLE BAŞLAMAK İSTEMEZDİM

Karbonları silik çıkmayan bir hayat seçtim kendime. Kendimi çok özledim. Bir martının sesini duyarım. Bir çocuğum olur adını gün ışığı koyarım. Aşk dersem sus! Aşk dersem öl! Hep sperma, hep yas, benim mi bu mika aldanış. Sözleriniz ne güzel, gözleriniz sis, lütfen yüksek sesle sevmeyiniz. Sıcacık bir serçe düşer gözlerimden. Uzar akşamların sıkıntısı, uzar ay kılıklı bir aşk, evlere sığmaz…

Yalnızlığım yalnız kaldı
Güvercin uçuşu bir öpücük alır mıydınız?

…Saat altı. Hüznün mesaisi bitti.
Hadi içelim, şimdi insan olma vakti.

Bir adam çekip giderim buralardan ıslığıdır.
Çekip gidemez buralardan bu onun dalgınlığıdır.

Ey kül rengi kadın sahi siz en pıhtı tanıdığım mıydınız? Gün bir uyanmak gibi gerinir. Neyimize yetmez küf ve su, baharat konuşur. Öpün üşüyen ağzımdan, köpürsün gövdem. Şaşırsın böcek!  Konuşsun lamba! Korkunç uyumsuzum. Ey gecelerimin ormanı, düzelt hüznümü, köpürt! Su rengi çiçeğim, kestane saçlım, buğum benim. Gece ve çıplak. Çıngırak ve tomurcuğun sesi. Ve hayat ve hayat komuta bende artık! ..

Topallayan ah deli yüreğim
Böyle başlamak istemezdim…

Engin Turgut
-küs-

OLMAYAN – Engin Turgut

ENGİN TURGUT OLMAYAN Walter Moras

Şuramda bir ağaç oturuyor
Kibir denilen tozları silkelemiş
Gülümseyen bir bilge olmuş sanki
Uzun elleri, kolları var bu ağacın
Sonra benden kâğıt yapacaklar
Şiir olmayı bekliyor ağaçlar
Şimdiden!

Üşüyen bir can mıdır nakkaş
Renklere tutkuyla bağlı hep
Kendisini bekler gibi çok uçurum
Çok uzun yalnızlar çarşısı görmüş
Nar ve incire çalışkan bir mavi
Bir kader kokusuyuz
Şimdiden!

Kedigözlü bir rüyanın bahçesiyiz
Sanki bakır bir göğün
Pas tutmayan güneşin terine
Banar da güz bakışlarıyla
Geniş zamanlı düş yolcusu oluruz
Kuş yüzlü, yoksul bir akşamsefasıyız
Şimdiden!

Rakıdır, içinden beyaz atlar geçer
Şarkılar şaraptır, kahırdır ışığı
Akşamlar neden kimsesiz
Yorgundur akşamların ıslığı
Hece vezni gibi durup içlenir
Doğuya bakar gibi bir yüzü
Şimdiden!

Zaman denizinde boğulsaydık da,
Nefesimiz kesilseydi çağların şerbetinden

Engin Turgut
-suyun rüyası-

Görsel:  ©Walter Moras

TEN VE HIRKA – Engin Turgut

TEN VE HIRKA - Engin Turgut

Masal yüzlü kadınsın, esmerliğini doğunun meleklerinden mi aldın
Ellerinde bin bir renkli çiçekler, masum kuşlar yuva mı yapmış kalbine
Hayat akıyor ışık saçan gözlerinden, gözlerinden isyan ve vicdan akıyor
Tenha sesli barış kokan şarkısın, ördüğün hırkayla bak sıcacık çocuklar
Aşkla ısıtıyorsun şu buz tutmuş dünyamızı, saçların bahçeye dökülüyor
Pas tutmayan bir kalple güneşe karışıyorsun, gönlümüz kanatlanıyor

Ellerin ne zaman buğdaylara dokunsa ekmek oluyor, insan oluyoruz
Rüyanın sokaklarından geçiyorsun, güller kitabın koltuğunun altında
Derdin denizleri taşırsa da, sevinçlerin gökyüzü, düşlerin rüzgâr kokuyor
Ormanda yürüyorsun, gülümsüyor sana börtü böcek ve şakacı sincaplar
Ay yeniden doğuyor arzular şehrinde, ellerindeki kirazlar gülümsüyor
Nar şurubu olmuş ağzın, atını koşturunca meyvelerini bırakıyor ağaçlar.

Engin Turgut
-Mest-

©Frank Bramley..