YÜZYILIN SONU – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ YÜZYILIN SONU

Bu bürümcük elbise
onu dokuyanın güzelliğini kattı
asma bir gül gibi
balkon demirine yaslanan bedenine.

Sana uzanınca
çatıdan düşen mor bir çavlana bulandım
begonvil yumağında uyuyup kaldım.

Sayılar geçti sıra sıra
Ülkeler yarıştılar kömürde, çelikte
—Herkesin ne çok silahı!
Hiç kimse yarışmadı
Kimin daha çok gülü diye.
Kim daha çok sever akasyaları
Kim bekler portakalların çiçeklenmesini
Yalnızca altında bir soluk için.

Elim seni içeri çekmeye çalışıyordu
—Tekstilde Avrupa’yı giydiriyoruz
Onlarca elbise dikerim her gün
Ne bir elbisem var, bir erkeği çekecek
Ne asma güllü bir balkonum.

Kameralar hızla dolaştı kentlerin sokaklarında
Yapılardan başka bir şey göremedi
Her şey alınıp satılıyordu
Gül bahçeleri bulunamadı.
Döneklikten döndü Kautsky
“Demokrasiden neden korkalım” dedik
Yüzyılın sonunda, yine başa döndük
Yıllar sonra ilk sevgiliye döner gibi

Duygularımız pek değişmedi ama
Sevgilimiz Dünya, çok hırpalandı bu arada.

Gözlerimi açtım
Salonun ortasında koca bir çınardın
Hayatım dallarının altında gölgeleniyordu
Bir kedi yavrusunu sevmek için
eğildin.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

KUŞSUZLUK – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ KUŞSUZLUK
—Sait Faik’in anısına

Kuşlara da yer kalmadı artık
Geçen yaz bıraktığı köyü bulamıyor leylekler
Asit yağmurları örttü üzerlerini
Kırlangıçlara ne çatı altları kaldı yuva yapacak
Ne ıslatıp biçimlendirecekleri toprak
Şıra içemezler artık
Asma kütükleri kahverengi birer haç
Petrol denizlerinde renkleri değişti martıların
Yalıçapkınları bilirler mi
Avları metal ölüsü bir balık.

Kuşlar için evler yapardık oysa
Penceremizde, saçağımızda, bahçemizde
Sesleri alıştığımız bir şeydi
Ne oldu da uzaklaştık kuşlardan
Kuşsuz dünya, biraz da insansızlık değil mi?

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

YANIT – Turgay Fişekçi

turgay-fisekci-yanit

Sorularla dolu bir mektup yazdım
uzaktaki yakınıma
Evi, işi, dili, tanışları, geçimi… diye uzayıp giden…
Çok sevilen biri üstüne bilinmek istenen her şeyi.
Yürüdüğü yolları
ayağındaki ayakkabıyı
sırtındaki gömleği.

Bir kartpostalın ardına
birkaç renkli kalemle çiziktirilmiş
bir çiçek resmi geldi yanıt olarak

Evini,
işini,
dilini
tanışlarını,
gömleğini,
ayakkabısını,
yürüdüğü yolları anlatan.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

UZAKLIK – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ UZAKLIK KOS ADASI

Kos uzakta artık
Hint pamuğundan incecik bir tülbent gibi çöktü sis
Bir kuşun ardındaki belli belirsiz bir çizgidir dağlar

Çok değil, elli yıl önce
Ne zaman müzik sesi duysak düğüne giderdik
Burda cami yoktu
Karşıya namaza, alışverişe.
Pencereleri aynı sokağa bakan evler gibidir kıyılarımız
Gelinler el sallar karşıdaki anasına
Herkes birbirini bilir
Karşıdaki ışıklar yalnızca
Yalnız olmadığımızı anlatır

***
İstanköy dediğin nedir aslında?
Bir avuç kum
birkaç kaya parçası.
Portakal burada da portakal orada da
İnsana özgü bir esintidir yalnızca
gidip gelir burayla ora arasında
Yürek yumuşatan
ten kokan
göz dolduran bir esinti.

***
Ağızlarda ne denli yıpransa da
En canlı sözcük yine de yürek.
Yaban bir portakalın dalında salınan
aykırı bir meyva
Bir insandan geriye kalan tek şey.

Gözüm doluyor gönlümün boşluğundan
Bir portakal çiçeği bakıyor bana karşıdan
Dolunay var Anadolu ile İstanköy arasında
Bir damla yaldızı boyuyor bütün karaları ışığa.

Senin için bir dileğim var Kos
İsterim o görkemli ışığın
Yol göstersin bir gün
Tükenmekte olan insanlığa.

Turgay Tüfekçi
-Dip Sevgi-

PAY – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ PAY

Güneş beyaz evin kıyısından bir yitip bir göründü
Portakallar beyaz duvarda yeşil ördeklerin altın gözüydü
Bozdağ’dan inen sular
kayalarda yaylı çalgılar

Yüreğimi savurmuştum yeryüzüne
Bir parçasına rastladım, işte bu bahçede

Duvarda bir çift gözün yıllarca baktığı İstanbul
İnsanlarına kendini özleten kentin resmidir

Hangi elmas oydu o kıyıları
Birer iç çekiş mi koylar
Kıyılarında uyuyanların saçları korular
Her semtini sevgiler kim bilir kaç kez yarattı

Ben düşler içindeyken Boğaz kıyısında
Otuz üçüncü yaşım odamda anılarını bırakıp gitti usulca

Birgi’de Hollandalı bir Çalıkuşu
Çakırağa Konağı’nın soluk tavan resimlerini parlatıyordu

On sekizinde Beyazıt kulesi’nde öpüp
Sonra yitirmek hayatı
Bize de bu düştü

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

DİP SEVGİ – Turgay Fişekçi

turgay-fisekci-dip-sevgi

Avucunun ırmaklarında akar yüreğim
Dolaşır iç sularında
Küçülür
Bir çift göz kalır karşında
Bağlanır bıkmadığı tek oyuncağa.

Elimden tutunca
Köşe pastahane
Çikolatalı pastalarla kandırır
Piyano öğreneyim diye.

O küçük taburedir aydınlık cehennemim
Dikteleri başaramam
Tuşlara vuran suçsuz kırmızılığı yüzümün
Kırar loşluğunu akşamın.

Ne sözler verdim kendime
Sana yaraşacağıma
Hep beni sevesin diye cehennem sevginle.
Ömrüm bir gülün yaprakları arasında geçer gibi
Dizkapaklarının kıvrımlarında geçsin diye.

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-

 

UMUT ÇİÇEKLERİ – Turgay Fişekçi

TURGAY FİŞEKÇİ UMUT ÇİÇEKLERİ

Bir orman yangını ne demek
anlıyorum şimdi
alevlerin önü sıra dağlanarak kaçan canlıyı

Çöllerde kuma gömülmeyi anlıyorum
güneşten dökülen alevdeki ısıyı

Bruno’yu anlıyorum şimdi
Jeanne D’arc’ın cesaretini
Galilei’nin uysallığını

Kentlerde yaşamayı anlıyorum şimdi
Kömür ve mazot dumanlarıyla halsizliği

Tüpgaz ve şofben patlamaları
Grizular
Ozon delinmesi ne demek anlıyorum

Bedrettin, Baba İshak, Mustafa Suphi

Biri yüz karası
Ya hepsi birden ne?

Umut için ölenler
Çiçeğiniz bir gün açar mı dersiniz?

Turgay Fişekçi
-Dip Sevgi-