SU TADINDA – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL SU TADINDA © Dukhanin Sergey

dilimin tütün acısını
demli bir çayla yıkarım
ötüşünü dinlerim kuşların
saçakları sınayışlarını sonra
yüreğimin kafesinden
yükselir kanat sesleri
ince bir rüzgârla
dağılır hüznüm

kızımı öperim alnından
vedalaşırım karımla
çıkmadan önce evden
gölgem girer koluma
fısıldar kulağıma
yaşamın sınamadığın dilimi
yeni bir gün başlıyor
su tadında

Bülent Güldal
-Sabaha Biriken-

©Dukhanin Sergey

GECE YOLCULARI – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL GECE YOLCULARI

El yordamıyla bulduğunuz kapılardan
Kaçar gibisiniz nereye böyle
Demelere zaman bırakmadan

Dönüp de bakmadığınız o yerlerde
Anlaşılan hiç yaşamamıştınız
Bu yüzden kamburunuz elinizde

Karanlığı yüreğinizde taşıyorsunuz
Uzun süreceğe benzer gece yolculuğu
Tekil kaçışlarla güneşe varılmaz anlamıyorsunuz

Bülent Güldal
-Durgun Sis-

AYRINTI – Bülent Güldal

AYRINTI - Bülent Güldal

aydınlatırsın dar sokağını
gün dilimlerimin
sıyrılırım suskudan
söze yüklenir
anlamı
sevginin

yıllar geçti yazmadım
gül dudakların
ince endamın şiirini
bir ayrıntısın
gölgesini kucakladığım

sabahını beklediğim
gecelerin
güle düşen
çiğ tanesisin
yüreğim yanardağ
anlatamıyorum
yaşamak benim için
biraz da sensin

Bülent Güldal
-Sabaha Biriken-

SABAHI BEKLERKEN – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL SABAHI BEKLERKEN

Yaşanmamış bir güne uyanıldığı sanılan sabahlarda
Yorgun sevişmelerdir hüznü avutan
Binlerce ağıtı sığdırmış da yüreğine
Onbinlerce ağıta davetkâr
Kalmış karanlıklarda

Bulutsuz bir gökyüzü
Çıkar mı düş maviliğinden
Neler umar ki insan ışımayan güneşten

Say ki yaşamamışız özlemlerin burgacında
Döne döne yağan karlar örneği
Savrulmamışız caddelere
İş peşinde sessizlikle dolaşıp
Kapıların önünde kuzu gibi söyleşip
Ölümcül yarışlara girdiğimiz olmamış say ki
Böyleyse nereden kaynaklanıyor yorgun sevişmeler
Gülistanlık iklimlerin sevdalı çağrısıdır anlayana
Ağaçların güzellemesi yapraklardan yükselen sesler

Umut taze bir bahar
Yüreğimin siyah gülü
Yıllardır besledi hüznü
Yıllardır büyüttü hüznü
Umutsuz da yaşanmaz diyeceksiniz
Sonsuz gibi görünen çıkmazlarda

Bahar nasıl harmanlarsa toprağı
Sıkışan bir yanardağ nasıl patlarsa
Zincir vurulabilir mi ışıklara
Dört bir yanı su ve ışık olan memleketimde
Hüzne karşı iz sürülüp varılacak aydınlığa

Farkına varılmadan türküler söyleniyor
Nakaratı bir dilden
Bir karmaşık nakışı örüyorlar hep birlikte
Caddeler dolusu yorgun insanlar
Böyleyse nereden kaynaklanıyor yabancılaşma
Bir yapışkan yönsüzlük içerisinde neresindeyiz hayatın

Gözlerinize bakarken ürkünün gölgesini görüyorum
Say ki ayrı dünyaların insanlarıyız
Sokak lambaları sönmemişken henüz
Kumrular dem çekerken dal uçlarında
Kaldırımları ilk günaydınlayan değiliz say ki

Dal aşıya yabancı boz çiçekleniyor
Yine de umutsuz yaşanmaz diyorsunuz.

Bülent Güldal
-Durgun Sis-

©Nusret Çolpan Minyatürleri..

KIRIK MERDİVEN – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL KIRIK MERDİVEN GOETHE SEVGİ YAKINLIĞI
 
Ey gülüşünden sakınarak öptüğüm
çiçekler bu kadar güzel mi açar
gamzelerinin sır uçurumunda
 
Teninden savrulan ıtır ve huzur
yolum oldu şen bahçelere doğru
onardı kendini kırık merdiven
dört mevsimde yaşadım bir ömrü
 
Dağlara ve denizlere aşıktım
sen girince araya konuştu evren
ıssız güzelliğime sözden bir küpe
gümüş pınarıma mor köpük oldun
ölüm ne ki, gölgen düştükçe üstüme
 
Bir yanım uçurum diğer yanım sen
hangisine baksam ipekten bir sema
şarapla dolu mataram, su ne yapar
ateş ne, kendisi uçurum olan
doğuştan bir sarhoşun derin atlasına
 
Ey gülüşünden sakınarak öptüğüm
gün doğuyor kasvetli odalara
ay buluttan çıkıyor sana baktıkça
 
Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-
 

Mahsune Hanım Konağı – Bülent Güldal

BÜLENT GÜLDAL MAHSUNE HANIM KONAĞI ENDİK'te Bir RUM EVİ PENDİK Palas ( 1889 yangınından önce. )

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
Bimen Şen söyler taş plakta
açışır vazoda kırmızı güller
gülşene döner buhurlu oda

İpek bir mendille siler
yaylı tamburun aynasını
yıldızları şakır kara gözlerinin
salkım kiraz kıskanır dudaklarını
sevinir döşemeler o yürüdükçe
deniz kokusu yayılır etrafa

Gözlerinin yorgun pınarından
damlalar düşer titreyen ellerine
sesiyle irkilir sonsuz karanlığın,
boş odalara savrulur düşlerinden
ölü aşklar mahsunu yalnız bir kadın
vardığını düşünür derin ummana

Anılar limanına rastgele yanaşan
palamarsız gemiler dolaşır sularında
girdaplara açılır ömrünün son mevsimi
bir gülüş, bir ses dünyalara bedeldir ya
şaha kalkmaz artık dalgalarının ucu
gül mevsimini aranır boşu boşuna
ıssız yollarda yalnız bir yolcu

Yanar kandilleri ilk geceden
aralanır ipek perdeleri
ürperişi başlar beklemelerin,
gri yağmurlara açar pencerelerini
kayan yıldızlarla söyleşir
yalnızlığın sarmalı örer beliklerini
döner kendi içine, kendi içinde
küstüm çiçeklerini sular yalnız bir kadın

Bülent Güldal
-Şakayık Şelalesi-

Yağmur Kuşunun Türküsü – Bülent Güldal

49397934_291115808256363_1708916388221972194_n-tile

Her eve biraz Nazım verelim. Atlas bulutlarda harmanlanmış altın sarısından aşkın. Nasıl kafa tutulurmuş zehirli otlara, dip sularda nasıl yüzülürmüş anlaşılsın.

Karadeniz’i verelim size.’Papa XII. Pie gibi önü açık yatar: Bir eski zaman orospusudur sanki. Sarkık memeli. Huysuz. Yatalak. ‘ İlhan Berk’in penceresinde yanlış öten bir kuşum. Bilmem siz nasıl düşünürsünüz.

‘Ya sus-git, ya konuş-gel, ortalarda kalma’. Söylemini getirdim kapınıza Özdemir Asaf’ın. Irmakları tersine akıtmak isteyenlere duyurulur. Kavgalar en az iki kişilikse aşk bire nasıl indirgenir? Sarmalda incecik bir lifiz unutuyorsunuz.

‘Işıklarla oynamayın’ diyordu Hasan Hüseyin. Kurşun eritiyordu sağır kulaklara. Şarabını yudumlarken çevresinde pervaneydiniz. Ölümün eli değdi alnına. Arabesk dediniz. Gömütünde açan güller soruyor: Işıklar kararırken nerelerdeydiniz?

Küçük evlerin düşlerini isterseniz Behçet Necatigil verelim biraz. Karabiber, kâfuru ya da fesleğen. Hırçın sevgilerinize serpersiniz. Hayatın kenar süsüdür yorgun yaşamak. Kimseleri ilgilendirmiyor küsmeleriniz. Anlaşılmak için daha çok beklersiniz.

Sınıfta bırakılıp azarlandıkça başkaldıran ‘Adiloş Bebe’nin hakkını verelim. Çılgınla mazlum arasına hakem olsun Ahmet Arif. Dicle’nin kıvrımlarından dinleyelim harami masalını. Çıplak krallar utanır mı acaba?

Üsküp Koruluğu’nu verelim size. Şiirin öldürüldüğü meşelik ormanı. Yüreğinizde saklayın ömrünüz boyu. Dar sokaklardan sıyrılıp gökyüzüne çevirin gözlerinizi. Kul kim, efendi kim anlayacaksınız. Kimler için kurban olmuş Sabahattin Ali?

Yolcu yolun özgürlüğeyse kapını açık tut şair sözüne. Kartalın görkemine olduğu kadar yağmur kuşuna da pay ver aşkından. Ummana bakarken zerreyi anımsa. Sana ait değil mi başında dönen dünya?

Her eve biraz şair verelim. Bir kurşun gibi ağır. ‘Üvercinka’ gibi ince. Trajedyalardan süzüp hayatı otur aşkın sofrasına. Verilenle eksildiğini anlayıp almaları öğreneceksin. Yolcu yolun özgürlüğe …

Bülent Güldal
-Yağmurkuşunun Türküsü-