YALNIZCA KIRLANGIÇLAR BİLMELİ GÖÇ ETTİĞİMİ – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR YALNIZCA KIRLANGIÇLAR BİLMELİ GÖÇ ETTİĞİMİ

I.
(dedem ben küçükken ölmüştü*
dedemin evi vardı eski bir rum evi iki katlı denizi kaleyi gören
şirin bir bahçesi umutsuzlar için dilek kuyusu çiçekleri iki mandalina ağacı
pencerelerini açarlardı yazın bunaltıcı sıcaklarında
saçakaltına yuva kuran mübadil kırlangıç yavruları doluşurdu odama
dedem “pedimu, mino paluko, bırak kuşlarla oynamayı” derdi
ama ben yalnızca bakardım oynamazdım doyamazdım
daha fazlasını anımsamamalıyım
dedem ben küçükken ölmüştü)

kırlangıçlar göç edermiş yaz sonu göremezdim

*ölüm seni benden ayırabilir ama
aramızdaki sevgiyi asla

 

II.
(erkenden uyanmalıyım sabah vardiyası işçileri yola düşmeden
doğrulmalıyım yatağımda geceden gördüğüm düşleri hayra yormalıyım
kalkmalıyım yüzüme bol bol su çırpmalıyım
çay suyunu koymalıyım ocağa kalanıyla traş olacağım
pencereleri açacağım geçen günkü doludan arta kalan
erik çiçeklerinin kokusu doluşsun odama
bir güzel kahvaltı yapmalıyım haberleri dinlemeliyim radyodan
en temiz giysilerimi giymeliyim sırt çantamı açmalıyım
içine bunca yıl yaptığım yanlışları doldurmalıyım
-alır mı acaba-
ve ağzını sıkıca düğümlemeliyim, dağ çiçeklerine, pınarlara, denizlere
özüme başlayacak sarp bir yolculuk olacak
fırtınaları boran olup karşılamaya yürümeliyim koşar adım)

yalnızca kırlangıçlar bilmeli göç ettiğimi
sevgilimden bile gizlemeliyim

kırlangıçları görürsem söyleyeceğim

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

YANKISI KALIR – Tuğrul Asi Balkar

tugrul-asi-balkar-yankisi-kalir-uc

üç

ey her şeyi alıp götüren zaman
anımsa güzün uslandırdığı haylazları
uysal kırlangıçları, düşündükçe
unutuşun bulutları peşinden
giden yüreğini, çakıl taşlarının
sessizliğine alıştırmış çocukları:

sanki çölde
bir çiçek
bilmeden
gizlice açan
sevinci
sanki yolunu şaşırmış
barbar yasaların
yargıladığı günleri
anımsa el ele
tutuştukça dalgınlığa yakalanan
izimizi
ve her şeyi alıp götüren zaman

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

SUSKU – Tuğrul Asi Balkar

 

antonio_mora3

şimdi bir suskudayım. yorgun. yüreğini avuçlayan
rüzgâra bağrını açmış ellerim
sen zaman dersin başkası, tarih
ne olduğunu bilmeden, poyraz
nasıl olduğunu duymadan, lodos
nerede olduğunu görmeden, karayel
denizlere yakışan teninle kıpkırmızı
geçerken yazın içinden

şimdi bir suskudayım. durgun. dumanlara
yenildim. otobüs gitti. sen gittin. ıssızlığa
gömüldüm. bir yanlışın verdiği gözdağı mıydı
ardından okunur kimliğin
dudakların yüreğin sanki
gözpınarların savaşsız bir acı
değilim bir poyraz aşardım yoksa
değilim bir lodos vururdum kıyına
değilim bir karayel eserdim dağına
geçerken yazın içinden.

şimdi bir suskudayım, söndürdüm ışıklarını gecenin
nedir geride kalan? yüzünün fotoğrafta eriyen közü
evcil çocukların sığ denizi
balkona konan böceğin ürkütücü sesi
ay’da söndü bir mektupla
olur mu hiç
özlemenin tortusu
geçerken yazın içinden

sustum. sustum. sustum.

susma bir daha
bir daha anlat bana kendini.

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

DALGA – Tuğrul Asi Balkar

tugrul-asi-balkar-dalga

Ben o dervişe sordum:
Aşk nedir
Aşk var olduğu iki tenin
Sevincidir

Dedim:
Ân nedir zaman nedir
Güneş saatinin gösterdiği
Sedefli gölgedir

Söyledim: uzak
Nedir nerededir
Alıngan mavinin
Konuk olduğu göktedir

Kandım dervişe,
Anladım aşkı ânı zamanı uzağı nedir
Usumu kurcalıyor yine de
Aşk nedir ân nedir
Zaman nedir uzak nedir

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

İBRE – Tuğrul Asi Balkar

TUGRUL ASİ BALKAR İBRE

Sıfırı gösteren bir ibresin sen
Ayarını yaşamın kurduğu
İçli bir türkünün
Gönülçelen ezgisi peşinde
Epeydir kaçaksın

Ne zaman ibre sağa sapsa
Yol ağızlarında
kuşkuyla
Kalmak mı gitmek mi
Üzünççelen ezgileri
Söyler durursun

Ne zaman ibre sola sapsa
Dönemeçleri korkmadan
Geçip gidersin
gönül
telini titreten
Mızrapsız şelpe*

Kimse demedi ki ol
Sıfırı gösteren bir ibre
Reddetmek, terk etmek değil ki
Nirengi bir seçim
Yaptığın sadece

Korkma yüzleş kendinle
Geçmişi geri veremezsin
Geleceğime ilişme
Şimdiyi bana terk et
Reddedecek ne var ki

Sıfırı gösteren ibre

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-
*Şelpe (Farsça: Şelpe) elle vurma, şaklatma. …

KANATMAYIN GÖZYAŞLARIMI – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR KANATMAYIN GÖZYAŞLARIMI

bırakmıyor kırkikindiler kirli yakalarımı
karanlığın kaldırımlarına döşeniyorum birer birer
yüzümü denizlere daldırıyorum okyanus sanıyorum kendimi
haykırıyorum balıklar sıçrıyor ben gömülüyorum
(yitersem heykelimi dalgalardan yontunuz ey martılar)

bilirim ağaçlar yapraklarıyla yaşarlar yalnızlığı
susuyorsam aşk şarkıları silindiğinden teker teker belleğimden
(ağlıyorum n’olur kanatmayın gözyaşlarımı)
ben hep treni kaçırınca gitmeye kalkışırım buralardan

bir elemge olmalıyım acılarınızı sarmalısınız boynuma
(kırlardan getireceğiniz karanfiller boy verecektir yüreğimde)
sevgilim kokla biraz bir demet karanfilden başka neyim ben

durdurun el verirse ellerimi zincire vurun duvarlar örün dudaklarıma
(gözyaşlarım tomurcuklanmaya duracaktır o suskun şafağın yamaçlarında)

sevgilim gül biraz her karanfil gibi benim de ömrüm
fırtınaları kucaklamakla geçti

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

Yanan Bir Buz Parçası – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR  YANAN BİR BUZ PARÇASI

hayır! her şey yeni bir başlangıçla bitmiştir,
deseniz de
ben sizin sırrınızım dilinizin altındaki
ben sizin sırrınızım yüreğinizin derinliğindeki
ben sizin sırrınızım utangaç sevinciniz

siz benim sırrımsınız dilimin üstündeki
siz benim sırrımsınız yüreğimin su kesimine vuran
siz ben sırrımsınız sevgime utanmayı unutturan

ey ten! büyülü çoğrafya…. yanan bir buz parçası!
senin aşkın.
ne kendini ısıtırsın ne karşındakini

-ya yüreğindekini?
-ya yüreğindekini?

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-

Biriken – Şükran Kurdakul

ŞÜKRAN KURDAKUL BİRİKEN

Bir de ben vardım elinden geldiği kadar
Sözcükleri sokağınızda arayan biri
Rüzgârdım… ağacınızda dalgalandı sesim.
Çizgi oldum çocukların resimlerinde
Eskiyen karanlığa ışık getirdim.

Kaç gözyaşı gülü varsa dünyada
Hasretimin büyüttüğü sabırda güllendi.
Ölümcünün yarattığı korkuya inat,
Kuşku oldum, gerçeğe vardım sonunda
Ey en zorunlu geçit.. ey en büyük beklenti.

Dargın bir bahar gibi kapanıyor içine
İşte bu.. bildiğimiz öyküde sürüp giden.
Dağılmalar, çözülmeler, eriyen kafdağları,
Kalbim soluk al, sönen her bir damara karşın
Yaratmak zorundasın yeniden bir damarı.

Bir de ben vardım.. düşünebildiği kadar
Aldığı yaraya içerleyen biri.
Yaşarken görünenleri
Sorarken büyüyenleri
Yıllar yılı heybesinde biriktiren.

Şükran Kurdakul
-Ökselerin Yöresinde-

KUŞKULARA KUŞ KONMAZ – Tuğrul Asi Balkar

TUĞRUL ASİ BALKAR KUŞKULARA KUŞ KONMAZ

“her yanıt bir soru olmadıkça
ne önemi kalır yaşamın”

I
incecik elleriyle toplamıştı sessizlikleri
çınaraltı serinliklerinden
gün ışığı görmemiş güncesine düşen
kırkikindili damlacıkları özenle
yerleştirmişti mendiline
yangından yangına
koşuşmuştu yara bere içinde
yaşamı ayrık otlarıyla dolu toy
bir ozanın dizelerinde:
– ocaktı odağı magmalaşırken
lav ve tüften
ne kalırdı geriye

hangi g ü l yaşardı
a r t ı k a r t ı k-

başka bir adı daha vardı herkesten
gizlediği, kuşkulara kuş konmaz
çamlı’nın çatısına konan kuşları
beslerdi her gün
bayat ekmek parçaçıklarını ıslatıp

yüreğinin haykırışlarını
koparmıştım gözbebeklerinden
-N., diyebilmiştim,
titreşen bacaklarına yapışan
gölgelerin esintisine
sarılakalmıştım
solgun bir nergise rastlamıştı
kentsoysuzluk bulvarında
çiçekçi çocukların ellerinde,
-yanlış bir bahara gelmiş
nergisler ve çocuklar
tıpkı benim gibi, diye
mırıldanmıştı kendi kendine.

suskundu gök, yalnızca
sağırlara ulaşıyordu ses
oysa o sesini okyanusa
kavuşacak ırmağın akışına alıştırıyordu

II
ne zaman solgun bir çiçek görsem
usuldan bir gül açar ardından
kuşkulara kuş konmaz

Tuğrul Asi Balkar
-Biriken-