BİR BİR AKLIMA GELİYOR SEVDİKLERİM – Nihat Behram

NİHAT BEHRAM BİR BİR AKLIMA GELİYOR SEVDİKLERİM

Kışsa, saçlarından karla geçişini rüzgârın,
saydam gökyüzünü, çatıları;
yazsa, feryat figan söküşünü şafağın,
akşamın tenden ateşi yüzüşünü,
boynunu, damağını sevgilim;
güzse, öterek pencereye gelişini bir kuşun,
kayaları, rengini kızılcığın,
dizlerini, bileklerini bir de;
baharsa, çiçeğin eğdiği daldaki ağırlığı,
yuvadaki kuşu severim;
sonra yavrusuyla karacanın, kekliğiyle,
bebeğiyle, fidanıyla
baharı ilk yaşayan canlı hiç sevilmez mi?

Yolu yordamı olur mu aşkın;
kendi başına buyruk öpüşleri severim,
bir de söğüt dalları gibi örtüşünü üstümüzü gecenin;
sonra altında sevgilim
balkıyan mercan hiç sevilmez mi?

Mertliği severim insanda;
sevinçte, umutta, amaçta diretmeyi,
düşse de eğilmeyen savaşçıyı severim;
buzula ve
kaynar suya alışkın gözlerini sevgilim;
ince hüneri sarp yollarda;
şefkati, merhameti;
ışımayı severim halkların hâlâ karanlık ormanında;
sonra fabrika duvarlarını dostlarla
afişlemek hiç sevilmez mi?

Az buz zaman değil ki
yüreğin iki vuruşu arasındaki an;
gürz gibi dövüşünü severim damarların gövdeyi;
kelebekten taze ellerini sevgilim,
bağrındaki kınayı;
sonra bir şiirin dibinde yatan
güneşli hülyalar hiç sevilmez mi?

Civcivleri,
yumşacık burnuyla oynamayı eniğin,
tayların sıçrayışlarını,
şüphesini tavşancıkların,
kıvılcımı,
ölümü göze alabilmeyi bir de;
yanağında yuvarlanan tadı sevgilim,
gözlerini sevinçle yumuşunu avcumda;
sonra, şurada bir üzüm salkımında çıkan
uçuçböceği hiç sevilmez mi?

Denizde köpüğün ışığa geçişini severim birbirine değince;
ırmakta çakılın kayayı eritişini,
göğü emişini ormanın,
kayada kartal
narda bülbül izlerini severim;
bir de hasretin sevgilim
boyunlarda dişle dindirilişini,
sevgiyi,
sevindirmeyi,
gülerken titreyen kirpikleri;
sonra, bir çocuğun
ağrıdan kurtuluşu hiç sevilmez mi?

Gül aşısını babamın ellerinde,
anamda içlenmeyi,
bağlılığı kardeşlerimde,
bir de seçkinleşip şiir olan kelimeyi Ataol’da;
harçlığıyla halka koşan dostları,
merakla eğilmeyi hayata,
onuru,
direnmeyi;
gömleğimi kokunla sarışını sevgilim,
ortak oluşunu severim kirazıma;
sonra, bir resimde ansızın
dalgınlaşmak hiç sevilmez mi?

Yavrulama aylarında hırçınlaşan uysalllığı severim;
serçeyi,güvercini,
hayatı kıskanışı düşmandan,
pençeyi,
diklenişi,
yılmamayı savaş günlerinde,
volta vurup dertleşmeyi;
soruşunu severim sevgilim
hayatla yarışmayı;
sonra, ayrılık günlerinde
yârin tasaları hiç sevilmez mi?

Koşmayı severim en çok körpe yoncalar arasında
yaşadığımı duyarak
söyleşe şakalaşa sevdiklerimle…

Nihat Behram
1973
-Fırtınayla Borayla Denenmiş Arkadaşlıklar-