GÜZDÜŞÜM – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN GÜZDÜŞÜ

her şey yerli yerinde
yerli yerinde şerbet kabı
vazoda çiçek
yüzgörümlüğü ablamın
başucumda
sık sık çalan saat

bayramla birlikte
özenle yerleştirilen
mendil cebe
kız alıp kız vermeler
su gibi ömrün olsun
pek de güzelmiş demeler
saraylı kadınlar konaklı kızlar
el sıkmalar el öpmeler
gece düşleri lamia hanımın
sonra eylül okul ve hüzün
çantada kalem silgi defter
mini mini boyalar
resimler silgiler

her gün inip çıktığım yokuş
rami’den aksaray’a
aksaray’dan beşiktaş’a
balıkçı Ferit
çıması hasan
sevilen dosttan gelen mektup
karpuz sergisi hayri amcanın
nazi toplama kampının
fotoğrafları duvarda

her şey yerli yerinde
yerli yerinde
yüksük iğne iplik
perdede tülden bir kelebek
cansız sarı
süslü püslü terlikler
zıbınlar hırkalar yelekler
ve aklımdan neler geçtiğini
hiç anlamayan
hep çatık kaşlı büyükler
verilen sözler
(ki sonradan unutulan)
gizlice kapıyı açıp
ilk kaçışım evden
ilk aşk ilk heyecan
ev ve araba taksitleri sonra
ana okulu masrafları çocuğun
okunmuş sular adaklar dilekler
suya çözülen
çileler mamak’ta

şimdi hepsi gülümser gibidir sanki
ruhumun üşüyen göçebe çoğrafyasında

Betül Tarıman
-Gülsüm Cengiz/Kadınlar İçin Söylenmiştir/ Anadolu’da Kadınların
Şiirli Tarihi-

eksik bahçe – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN EKSİK BAHÇE

biz burada kuşları tutalım
dünün üflediği ney
rehavetiyle hu deyip
kuşları tutalım
ve dahi bazı
sis alçalır kıyameti yücelten
ve her dakika nefesimizi
tutup bırakalım

çünkü dünya âlem
bahçemize sunulmuş
ölünün bakışında bir körlük
zalimi sokakta
kuşları tutalım

düşünelim dünya buymuş demek
örtüleri kaldırıp
rüyalara sığmayalım
çünkü itibar ettiğim dün
azalarından yoksun
yağmura koşan tohumlarla
elmayı çekirdeğinden
göğü kuşlardan soralım

sonsuz hevesiyle çünkü
bitmeyecek sinsi ateşi
ve her saniye rüyada biri rüya tabiri
dün oldu geldi kılıcını kuşanmış
çıkmaz yine de yakamdaki kiri
bırakalım

Betül Tarıman
-rüzgârın azabı-

Neyzen – Betül Tarıman

betül dünder neyzen

~~söyleyip gideceğim buradan
kendimi nasıl bir candan silip gittiğimi

beni kendime sevdiren söz
beni dertten korusun
kavuşmasın üzerime hallacın elleri
ömrüme uzak olsun

hayat sen öne geç ölüm arkaya
bir başlangıç biriktir kimsesizliktir uzatır ölümün ipliğini
ele geçirilmiş hayatta üç nefeste çalar sur
çalsın hem ne olacak dün neysen şimdi de osun

yürüdüm ifadenin ortasında kalpten bir yara didem
yani dünün biçimlendiği bir el hep aynı nezakete uzamış
değil tam on iki parmağı var on iki günde on dört ay
bereketsiz toprakmış yılda dört kez kendine batıp çıkıyor
batsın! sanki doğmuşum gibi ondan
haydarabat’tan zordu güç okunurdu yüzün diyor
and olsun ki gideceğim

kalmaya geleceğim kendime bıraktığım yerden
söz de yorulacak derdime kapanmaktan
bir cam kırığı ıssızlık olsa ne fark eder
ne zaman şehla olduğumu söylesem
kimsesizliktir doğumun eşiğinde
uzatır derinliğin sesini üfler içime neyzen

Betül Tarıman
-ağır tören-

Yemekten Önce Okunacak – Betül Tarıman

betul-tariman-yemekten-once-okunacak

kıştır yemek pişer
pütürlenir ekmek tahtası
eskitir hafızayı haliyle
anne söylene söylene
kaşlarını çatar vişne hoş-abı sade pilav arasında
mutfakta yalnız kalınca

mutfakta yalnız kalınca
anne sıcak sudur
yorulmuştur saymaktan evle arasındaki mesafeyi
kuraldır baba beklemek demektir
yemeğin en iyi tarafı ona verilecektir

baba beklenir şiirdir pusuda durur
kahvaltı sofrasında sofra düzenli
hanımın saçı dağınıktır
bir tel tabağın kenarında
üzerinde bir ipekli en salınımlı haliyle
utançla sol el etek düzeltir

pervasız esen rüzgârdan eskidir hanımın sesi

bey eve gelir askılık ona bakar
omuzlarında atkısı yılların
ayakkabı kenara alınır ve olup bitenler
toz uçar hanım toza alınır
arada bir hanımın hülyalı gözleri
kara böceğe takılır
arada bir hanımın topuğunun sesi tık
komşu evden bey evine
sakız böreği tepsiyle gider
beyin elleri yemeğe müsaade ister

tada varmanın kalabalıklığıdır erkeğin sesi

bey demek bir harfi boğaza tıkmak
bardağa suyu koy
yemek bitti çayı demle demektir
erkek evde süs bitkisidir susar
haber izler gazete bakar
arada göz ucuyle gözleri hanımın bacağında
anlamasın diye çocuklar
çocukların odaları arka bahçeye bakar
zira eskimiştir döşeme hanımın altında gıcırdar

Betül Tarıman
-ağır tören-

bölünme – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN BÖLÜNME

~~bir cenazeyi böyle mi kaldırır göğe bulutlar

ben
kendiyle kıvamlanmış
senin olandan
fazlası değilim
erimekte olanım
seslediklerimden

bir anıyım ben
terk edilmiş
kendim sandığım aynada
faili devlet olan

sen ki beni güneydoğuda
bir okul sanırdın
dumanı dışarı savrulan
bilmekle bir şeyi
bir gülmek başlardı benden
dışarıdan seslenenler sanırsın
benden bir şey yapacak

çünkü her ben bir zambaktır
ortasında bir sözcük meleği
açmış çok solmuş
ait olduğum yaşam

ellerimin bitişememesinden

Betül Tarıman
-rüzgârın azabı-

rüzgârın azabı- Betül Tarıman

 

BETÜL TARIMAN RÜZGARIN AZABI

ben rüzgârın azabıyla
hatıralara ilmeklenen
aklımın aldığıyla
alamadığı arasında
bir sökük
terzi var gibi orada
sabaha ulandım

koştuğum bu
son şarkı dedim
başa sarar mı
intiharla yaşam arasında
bir tasvir
okyanus var gibi orada
ıssız ovaya salındım

seçildim tesadüfün
üzerime yığdığı tüfle
duymakla bir sesi bahtiyar
çocukluğu kötü geçmiş
yazla kış arasında
bir cinnet var gibi orada
endişeye kapıldım

zor olanı seçtim
uçurum uzun sürecek gibi
teslim oldum tamahkâr
hissettiğimle
hissetmediğim arasında
bir ünlem var gibi orada
söze sarıldım

gördüm bunu
içine doğduğum rüyayı
ve hatırladım
gülle diken arasında
bir yara sis varmış gibi orada
kuytuma çağrıldım

Betül Tarıman
-rüzgârın azabı-

 

EV İÇİ – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN EV İÇİ

I
ev içi. kadın sormaz mevsimi. mühürlenmiş dili
eski bir nakkaş arar, kuşkusuz gezdirir kalbini
aynalarda tedirgin. çünkü içindeki beyazla

kırık bir ömrü onaracaktır fasılalarla.

II
ev içi aşkın “paydos saati”. yokluk acı ya da
sis, evlerimiz teslim alınmış kulelerimiz “olmalı”
sığındıkça içinde kar zamanı, beni oraya bırakma.
aşk ten tene değinceye kadarmış.

tükeniş, tükeniş, tüke…

Betül Tarıman
-Son Yeni Biçem, Aralık’97/
kadınlar için söylenmiştir
şiir antolojisi-

Çektiğim Hayat Çilesinden – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN ÇEKTİĞİM HAYAT ÇİLESİNDEN

kuşlu sabahta kapı önünde terlikler
maziden fırlamış gibidir gecedir
annemin pullu elbisesidir
sararmıştır yakası çektiği hayat çilesinden
çektiği hayat çilesinden çocukluğun keskin virajlarında
yıkılır ruhu çektiği hayat çilesinden

babamdır kaşları göğü çizer
ölçüsü yoktur çorbaya kattığı karabiberden
kaç ağız yanar göz söner
panik olmuşken ortada kalma hallerinden
fırlayacakmış gibi duran göbeğimi içeri çekme gayretinden
dolaşır yazdıklarımı ve içimi iki sessiz gemi
dert dolaşırken odaları hormon takviyeleri ile
büzülür içime aldığım kedi çektiği hayat çilesinden

aşkımdır kapısını sorgu sual bekler o süpürür sual eser
onu üzen şey beni de üzebilir gerçeğinden
omuzlarımı tutan el omuzlarımda kal
ilkti aynı noktaya baktığım ay şarap bere
eve bolluk içime rüzgâr bahçeme tohum ek
kasığımdaki yara kurudu birbirimizi görme hevesinden

hırstı bir şey olmamışlar evinde
küfürlü konuşurdu iki şair
kalkayım dediydim mülküme zarar gelmeden
paltomu aradan kaldırdım keşmekeşliği de
domateş salatalık doğradım tabağın ortasına
ben o zaman talihi kötüye girmiş şıracıydım
üzüm şaraba durmadan evvel

Betül Tarıman
-ağrı tören-

Helallik – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN HELALLİK

kendimi gördüm sende
ekim’dir hoş geldim
alnın kırışmış
ömründen geçen her ölü
senden helallik ister

uzatılır boylu boyunca taşa
ya da omuzlarda yüreğinize bela
içinden bir tel kopar ve
kendini görürsün
gidenin ardından baktığında
ölümünü dar bir elbiseye
giydirildiğini bedeninin

ölçüp biçersin kendini
neden geldiğini dünyaya
oyundan çıkarıldığını
bilmek için gönderildiğin cehennemde
insan gitmesini de bilmeli susmasını da
kendini eğdiği çare odalarında
ne ki gidemez alışkanlıklarıyla
örneğin alışkanlıktır her gün geçtiği yolda
bir sesi duymak aynı köşede oturmak
ayaklarını her gün aynı koltuktan
hayata aşka kendine sarkıtmak

düşünürsün kendini indirdiğin mevsimde
üstünde ağırlığınca filler
taşınmaz olur yük ve ölüler
kendine yer açma odalarında
sesin kısılmış ekim’dir ölülerin de sabrı sınanır toprakta
gömdüğün her aşk toprağa
senden hesap ister

susarsın olabildiğince ve çatanalar
ses olur ve kendin
insan insanda ölürken
acısını bin yılların sanki içine çekmişsin de
uzar bir yol önünde
elbisende yırtık ve günah
yoktur bir umarın bu yolu gideceksin
gitmenin doğruluğuna inandırdığında kendini
bu kadar sözün döküldüğü odada
sobada yalnızlık çıtırdar

Betül Tarıman

-ağır tören-

Mahan – Betül Tarıman

BETÜL TARIMAN MAHAN

yordunuz beni
acı dolu taştı fincan
işte ben bu kadarım
incecik bir kadınım
bir su kabıyım ellerinize
suyun azaldığı yerde
bir buğu kadarım

saçılsam bilmezsiniz
nişan alsam ipteyim
bana bir fırsat verilse
ben derine gülle inerim
gülde bahar vardır m a h a n
eşiğinde yorulan evlerin aşk
bana kapıyı aç
daha çok kadınım şimdi
siyah bir kadın ancak

salihayım ben, dükkân önleri
ölü böcek kabukları kadarım
gözlerimde huzur evi kederi
beykoz’da başdöndüren
bir koku kadarım

dergi kapaklarından gemiler yaptım
asansörlerden korktum hep
olmadı bakışlarımın sevgili rengi
ölmeye yatmak istedim dün öğlen
ölüm ki siyah bir kadındır
siyah bir kadın
siyah bir kadını ancak
sözle toplar kendinden

Betül Tarıman
-ağır tören-