ORADA KAL – Ahmet Telli

83179203_2953661317977310_5822195775978864640_o

Sana orada, eski bir lokomotif
Gibi soluyan istasyonda elveda
Demiştim ve o an bitiyordu işte
Bütün hikâyeler gibi bizimki de
Yaralı bir hayvan inine dönerken
Nasıl kan izleri kalırsa ardında
Öyle ayrılmıştık biz de izimizi
Bıraka bıraka karlı istasyondan

Bu şehir hurda demir yığını
Gibi paslandı sen gidince
Kar aydınlığında basıldı evler
Kahreden bir tipiye tutulduk
Kış uzun sürdü diyordu herkes
Kar ayrılık mevsimidir ve yollar
Yolcular için diyordum ben, bunu
Biten bir aşk için söylüyordum

Biten bir aşkın sonunda serçeler
Gibi üşüyüşün kalmış aklımda
İstersen kalayım ya da hiç
Gitmeyeyim deyişin kalmış
Kar ayrılık harflerine dönerken
İkide bir biletini düşürüyordun
Perondaki telaş ve gürültü ortasında
Küçücük bir sessizliği büyütüyorduk

Şimdi aynı istasyon kederle
Terliyor ve ben senden kalan
Fotoğrafları, gümüş yüzüğünü
Unuttuğun saç tokanı, bir de
Bana hayretle bakan bir bulutu
Yolluyorum bildirdiğin adrese
Şimdi büsbütün bitiyor hikâye
Ardında hiçbir iz bırakmadan

Kal desem kalırdın biliyorum
Ama sen orada kal istersen

Ahmet Telli

-Barbar ve Şehlâ-

YOL – Ahmet Telli

AHMET TELLİ YOL

Dalgın yahut telaşlı
Bir yolcunun unuttuğu
Şu bir demet çiçek
Yer alabilir mi istasyonun
Kayıp eşya listesinde

Anımsar mı şaşkın yolcu
İner inmez trenden
Neyi unuttuğunu geride
Avuçlarındaki kıvılcım
Tutuşturur mu bir ormanı

Yolculuk uzun bir cümledir
Ezberini bozar kimilerinin
Derin yüzmek nefesini tutmak
Ve bir de anıları daima
Yanınıza almak gerekir

Kaybolan nedir, solgun
Bir bahçe anlatır bunu
Unutulan bir demet çiçek
Açık kalmış bir kitap anlatır
Yarım kalan bir cümle

Yol unutturur kimilerine
Daha istasyondayken birşeyleri
Vedanın sıcaklığı yele dönüşür
Üşür bir demet çiçek o an
Kapanır içimizdeki kapılar

Vefa dışarıda kalır

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

ISRAR – Ahmet Telli

AHMET TELLİ ISRARPapatyaya sığınan arı bile
Bozguna uğratabilir şiiri
Dağın yakın göğünse çok
Uzak görünmesi yolcuya

Dağın yamacındaki sürü
İyi tanır çobanını, köpeğini
Bir de ay doğunca büyüyen
Çok büyüyen karanlığı

Testisi kırılan çocuk suyun
Sesini doldurur avuçlarına
Balık pulları gibi ışıldar ses
Bocalatır türküdeki kırık sesi

Bir sigara içimi ötede yolcu
Şaşırabilir belki yolunu
Bekleyeninse gözü takılır
Bir buluta ya da kuş kanadına

Çünkü ısrar ediyor hayat
Metalden kuş tüyüne, şehirden
Kelebeğin ağırlıksız imgesine
Kurarak bir asma köprüyü

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

SES – Ahmet Telli 

AHMET TELLİ SES

Ünledin
Gelmedi kimseler
Kalabalık olurum sandın

Usanırsan beklemeyi
Gizle bile kendini
Meş’um sorulardan
Kimselerin bilmediği

Bilmediği güzergâhtan
Gâh seni gâh onu
Yanıltıp sevdalardan

Çınlasa da iyidir ses
Sese değdiğinde
Her kimse ünleyen
Dön bir bak istersen

Bak erikler çiçeğe
Yangın yalaza
Yolcu yollara tırmanıyor

Dağ tırmanıyor buluta
Sisli sesler çizerek
Ve dönüp bakmadan
Yeryüzüne

Yer gök arasında bir yerde
Yazılır mı söylenir mi
Aklınla tırnakladığın tarih

Aklının çatısı uçuyor
Yağmur başlandığında
Ama iyidir ses
Yağmurunda olsa

Fırtınanın da

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-

 (c) Ercan Deveci..

ÖYLE BİR VEDA – Ahmet Telli

AHMET TELLİ  ÖYLE BİR VEDA by Igor Zenin

Ama her şey var ben yoksam
Sonu gelmeyen yalanlar yani
Ördüğün danteller gibi uzayan

Hiç kendin olamadın ya bu dünyada
Bu yüzden sokak köpekleri
Başlarını çeviriyor seni nerede görseler

Tiksindiğin şu tinerci çocuk
Leş değil bir ihtilâldir bu kente
Ve daha sahicidir ölüm karşısında

Vesveseyle geçirdiğin geceler
Ömrün kadar uzun oldu artık
Umuduna bin düğüm ekleyerek

Uzak dur şimdi ben çekip giderken
Sahicisini hiç bilmediğin hüzünden
Ve gözyaşlarından

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ- (c) Igor Zenin

BARBAR VE ŞEHLÂ – Ahmet Telli

AHMET TELLİ BARBAR VE ŞEHLA 1 VE 2

I

‘Hayyam, yalnızdın sevgilinin yanında
Şimdi gitti, artık ona sığınabilirsin.’

Rivâyetdi ve zaman sâkin
Bir su gibi hâreleniyordu
Senin için orman uğultuları
Uzun kış geceleri getirdim
Artık okunmayan masallardan

Bildim ama bilemeyip düştüm
Yollara ıslığımdaki gül kokusuyla
Çünkü gül mağrur bir yalnızlık
Yahut dalgın bir keder olarak
Yakışırdı senin şehlâ sesine

Rivayetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Ankanın beni bıraktığı yerde
Barbarlara rastladım, en çok
Seni andırıyordu incelikleri
Seni ve senin şehlâ duruşunu
Rüzgâr doldurdular ceplerime

Oysa ben yılanların deri değiştirdiği
Bir çöl arıyordum kendi çölümde
Gövdemin çağına ulaşmak için
Matematik ve şiir çalışıyordum
Tarihse barbarlık öncesi devirlerdi

Rivâyetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Dağlarımda yangın ovalarımda
Tûfan hikayeleri anlatılırken
Masaldan masala efsâneden
Efsâneye sığınıyordun ve ben
Sıfırı öğreniyordum Aztekler’den

Şiirse şehlâ sesine benziyordu
Yani yalan yani bir kara zulüm
İnceliğin barbar duruşu belki
Vak’anüvis edâsıyla geziniyor
Yenildiğim tüm alanlarda şimdi

Rivayetdi ne zaman sâhi oldu
Bildim bilemedim sâhi nasıl soldu

Bir kez daha uğradığımız
Cinayet yerine benziyor
Unutmak istediğimiz ne varsa
Meğer ne çok biriktirmişim
Unutmam gereken şeyleri

Duruşunu şehlâ sesini meselâ
Yatağımda kalan sıcaklığını
Yastıkta başının bıraktığı çukuru
En çok da bir yolculuğa çıkarken
Dönüp dönüp sarılışını

Zaman bir su gibi hâreleniyor yine
Rivâyetdi ne zaman sâhi oldu
II

Uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
Yüzün büsbütün gülistan oluyor ve bitti
Sandığımız yerde yeniden ürperen bu aşk
Hangi hâtıralarla kanadı hangisinde sustu
Biz hangi şehirde güller taşıdık odamıza
Hangisinde yaralarımızı saracak bir dost
Bir yoldaş aradık ölürcesine, yoktular

Zilsiyah hâtıralar edinmişti şehirler ve barbar
Zamanlardı şehlâ sessizliğimizde

Nice yıkımlardan kurtardığın şeydi susmak
Adressiz yaşamalardan, mutsuzluklardan
Umutlardan geri kalandı ve yakıştırdın
Kendine, yüzünün biçimi buradan geliyor
İki şehir, iki Darbe arasında geçirdiğin yıllar
Sana bir onur gibi susmayı ekledi ki güller
Sessizliğin koynunda bulurlar renklerini

Ayrılıkların bir rengi vardır, susuşların
Bekleyişlerin, yalnızlıkların da öyle
Şehrin görüntüsü unutmanın rengine benzer
İstasyonlarsa özleme dönüktür nedense
Ve bir köşesinde mutlaka taşra kokusu
Kokunun rengi nasıl yayılır bilirsin
Güllerden, fesleğenlerden ve acılardan

Hiç konuşmayalım istersen susmak bir dil
Bir hatırlamak olsun yitirdiğimiz ne varsa
Hatırlamak deyince içimden bir rüzgâr
Işıkları söndürülmüş kasabalar geçiyor
Komşu bahçeden hoyratça kopardığım güller
Kendimi Pekos Bill yerine koyduğum
Günler düşüyor içime, kendime sığmıyorum

Hatırlamak deyince annemin öldüğü gün
İçimden bir mürekkep ırmağı akmıştı
Su ve ateş, hava ve toprak ve her şey
Cıvaya dönüşmüştü orada, ikide bir
Gülkurusu yolculuklara çıkışım bundandı
Yön duygumu galiba o zaman yitirdim
Hangi şehirde yoksan ben kayboluyorum orada

Zarif hatıralar edinmiştik sokağımızdan
Ve eğilip bakardı geçip giden bulutlar
Sen mektubundan önce gelirdin, kuruyan
Fesleğenler için yas tutardık yazsonları
Devrim bir ihtimal olarak kaldı diyenlere
Sessizce itiraz etmeyi öğrendik o günlerde
Dokunsalar akasyalar gibi yaprak dökerdik

Şimdi ürperten, onaran bir şey var, sen bir gülü
Uzun uzun koklayarak anlatıyorsun bunu
Kalbimizse küllerin altında kalabilen iki köz
İki cehennem; imlâsı bozuk mektuplar gibiyiz
Çünkü imlâ evlilikle biten aşklara benziyor
Rüzgârını yitirmiş vâdiye, bulutsuz
Yağmursuz bir gökyüzü de diyebilirsin

Uzun uzun susuyorsun bir gülü koklarken
Hatırlamak böyle bir şey olmalı diyorum
Unuttuğumuz ne varsa barbarlar sızıyor
Bizse şehlâ bir isyan oluyoruz şehrin
Zilsiyah hâtıralarından sıyrılarak
Sevmek böyle bir şey herhalde diyorum
Sen uzun uzun koklarken bir gülü

Ve yüzünün doğusu gül kokuyor çünkü doğu
Gülistandı dağın ve destanın bize anlattığı

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ –

Hecelerken Ömrümü – Ahmet Telli

DERSİM MUNZUR AHMET TELLİ HECELERKEN ÖMRÜMÜ

Ömrümün hangi hecesine baksam
Uzadıkça uzayan bozkır yalnızlığı
Ve duman rengi kasabalar ki sen
Okunaksız mektuplar da diyebilirsin
Sesini yitirmiş bu gergin coğrafyaya

Sözlerin eksilip eskidiği bu gri atlas
Karanlık bir vadiye akıyor, bütün
Işıkları söndürülürken belleğimin
Ve sen kurtarabilirsin beni ancak
Unutmanın bu vahşi saldırısından

Alnımı okşa dağıt alışkanlığımı
Belki sümbül serinliği olur yeniden

Çocukluğumun elinden tutan
Masalcımdın benim, göğsüne
Yaslanıp gecelerce dinlediğim
Dinlediğim ve kederini nehrin
Kızılkahve toprağına benzettiğim

Bana öyle geldi ki her çiçek
Ve her kuş su içmek istiyor
Sesinin gözesinden bu bahar
Bense bir çiy damlasıyım
Dudaklarının ışkın kokusunda

Ellerin diyorum, Berçelan Yaylası
Yahut Munzur tedirginliği şimdi

Esirgedik kendimizi mutluluğun
Sığ sularından ki aslında uzun
Bir öyküye benziyor en kısa ömür
Kayıp yıllarımızın uçurumundaysa
Ay doğardı ve biz susardık seninle

Susardık, Munzur anlatırdı aşiret
Töresinden dağ geleneği yarattığını
Sonra arkadaşlarımız gelir konuk
Olmazlardı ayrılıklara ki ay o vakit
Bir göçebe çadırıydı Sümbül Dağı’nda

Zap Suyu ise telkâri bir kemer olup
Sarılırdı Kürt kızlarının beline

Kalbim dedim sonra, aşk da
Bozkırdaki yangınlar misâli
Yeşerse de arsız otlar yeniden
Ne dağların eflâtun ufku ne de
Kırlangıçların esmerliği görülür

Ki her ömrün ezberindedir
Bu hecenin bütün harfleri
Eprimiş anılar kalıyor geride
Bir de ceylanların ürkek
Sıçrayışları tetik boşluğunda

Ve unutuluyor işte bu kadar
Çok sevilmişse sevilenin adı

Ahmet Telli
-Barbar ve Şehlâ-  Resim: Dersim/Munzur