AVLU – Gülten Akın

270-383

Çığlık uzadı uzadı. Mapusane avlusunu dolandı. Taş ve demir yüzeylerden içerlere sızmayı başardı. Göğe ağdı. Turnaları ürküttü. Maviyi soldurdu. Zorla büyütülmüş cılız ağaçlar, albenisiz çiçekleri yokladı, uzaktaki havuza inip çıktı. Nöbetçi kulübelerine vurdu. Çatılmış tüfekleri salladı. Çavuş iplerinden çekilmiş gibi sıçrayıp, erlerine komutunu çekti. Tüfeğini kapan yürüdü. İç avludaydı kadın. Çığlık sürüyordu.

Kollarından tuttular. Yarı yürür, yarı sürüklenir, götürdüler. Çığlık ilence dönüştü. Yüksekliğini, bozmadan. “……leer. Öldürdüler oğlumu, “…… laaar, beni de öldürün..”

Hızını almıştı çığlık. Kadın sustuğunda da sürdü o.

Kadını sonradan ekleme, alçak damlı yapıya soktular. Yere yığıldı. Kollarından tutanlar birbirlerine baktılar. Kaldırsalar mı? Bıraksalar mı? Ayakta mı tutsalar, sandalye mi versinler altına? İnanılmaz şeydi. İlk kez geliyordu böyle bir şey resmiyetin başına. Yıllardır bu suskun kalabalığa, yalnızca ağlayan, gözyaşını yüreğine aktan bu kalabalığa resmiyet komut veriyordu. Resmiyet öğüt veriyordu. Resmiyet bağırıyor, azarlıyordu. Arada bir tartaklama da görevleri içinde bir görevdi.

—Ne bağırıyorsun kadın? diyecekti. Görevli eğer yakında olsaydı. Eğer vaktinde yetişseydi. Koşup geldi. Yere yumulmuş bir yığındı kadın.
Öfke söndü. Bir an, tutup kaldırmak, oturtmak geçti içinden.”Anadır bu,” diye yükseliyordu ki boğazından ses, resmiyet ezdi onu.
—Tutanak tutulsun. Bize hakaret etti bu kadın, çabuk.
—Emredersin (….)

Dağlar aşmış, beller aşmış, sular geçmiş bu kadın, kimbilir nerelerden, oğlunu görmeye. Beş dakika için. Yalnız beş dakika. “Nasılsın, iyi misin?” “İyiyim anam, sen nasılsın?”
“İyiyim” “Babam, bacım nasıllar?” “İyiler hepsi” “Bir isteğin var mı?”

Ancak aptal bir yazar uzatır sözü burda. Herkes bilir ki dakikalar çoktan dolmuştur. Son kez bir bakışılmadan, bir gülümseyiş yakalamadan, bir bedensel devinim izlenemeden, bitmiştir.
Olsun. Ana gelir. Üç günlük yoldan. Dağları dağları aşar, ırmakları geçer. Soluyan makinalardan garlara, otogarlara dökülür. Üst üste yığılmış yükler gibi dolar binitlere. Varır kapısına oğlunun.

Görüşler yasaklanmış da, nedense üç beş çocuğun görüşü kaldırılmamıştı. İçerde olanlar kentlerde köylerde birçok evi yakıp kül etmişti. Söylentiler sürüyordu. Zincire vurulmuşlar, dövülmüşler, üstlerine köpekler salınmış. Tekmelenmişler. Hayaları çiğnenip ezilmiş. Ana oracıkta, adının okunmasını beklerken bölük pörçük duydu bunları. Bekledi. Oğlunun adı yasaklılar içinde çıkmamıştı. Gizlice sevindi. Sonra utandı sevincinden. Ötekilerin yüzüne baktı. Yüzleri yüz olmaktan çıkmış acılı kadınlardı. Bir kez daha utandı. Sevinci yitip gitti. Orda kalanların arasından seçilip içeriye gönderilirken tedirgindi. Kızdı oğluna. “Niye herkesten ayrıldı ki? Bana kötü bakmaz mı şimdi bu analar? Hele bir,” dedi kendi kendine. “Hele bir varıp göreyim.”
Varıp gördü ki, oğlu ayakta duramıyordu. Sesi çıkmıyordu ağzından, başı sargılıydı.
—Ana, gördün işte, böyleyim, şimdi artık git, ayakta duramıyorum.
O saat anladı. Anladı ki bu ayrımın yükü oğlunun omzunda değil. Onlar onlar onlar ayırıp gösteriyorlardı bazılarını. Belki gözdağı, belki bir başka nedenle.

Şaşkın bakındı bir süre. Dışarı çıktı. Merdivenleri inmeye başladı. Dışarda öteki anaları gördü. Çatılmış silahları gördü. Köpekleri gördü. İşte o anda çığlık yüreğini, ciğerini, boğazını zorlaya zorlaya açtı. Çıkıp gitti ağzından. Bir daha, bir daha durmamacasına. Bağıran o değildi sanki. Çığlığıydı.

Avludaki analar. Çığlığı alıp yerine koymaya onlar da hazır değildiler daha. Çığlık serserileşti orda. Aralarında gezindi. Çamaşır torbalarına girip çıktı. Başörtüleri, kınalı saçları, akları elledi, yoksul ayaklara süründü.
—Eyvah, nasıl gördü oğlunu kim bilir? Ya kızlar, onlar da… diye düşündü analar.
Görüş yasağı olanlar bitmiştiler. Ağızlarını bıçaklar açamazdı. Kendilerinin ki neceydi? İki ana oracıkta bayıldı. Tutup kaldırdılar. Kaldırdılar da banklara yatırdılar. Ağlıyordu çoğunluk sessiz.
Çığlık gözyaşlarına girdi, kuruttu onları. Bayılanları ayılttı. Yakalarından tutup insanları sarstı sarstı.
Görevlilerin üstüne vardı. Havlayan köpekleri sindirdi.
Sessizlik.
Tutanak yazıldı iş olsun. İş olsun imzalandı.
—İmzan var mı? dediler anaya.
—Var.
—At şuraya.
Attı. Kendine gelmişti. “Oğlum gitmiş, sönmüş oğlum. Beni de öldürün. Hiçbir şey umurumda değil.”
—Götürün bunu oğlum, yukarıya.
Yukarıya götürüldü. Kendine geldi ya, ne söyleyeceğini tasarladı merdivenleri çıkarken. Yukarda birilerinin top gibi gürleyeceğini bekliyordu. Azarlanacak, aşağılanacak.
Kapıyı açıp girdiğinde, tüfekliler çevresini sarıp, durduğunda orda, biri seslendi adıyla. Elinde tuttuğu tutanağı sallıyordu.

—Niye öyle çığlık attın, niye ilendin, niye o sözleri söyledin.
—Oğlumu orda öyle görünce. Yavrumu sıkmış ezmiş un etmişsiniz ben ne edeyim. Neyim kaldı ki korkum olsun. Aha bir canım onu da alın kurtulayım.
Yönetici tutanağı koydu masaya. Düşünceliydi. sıkkındı. Resmiyeti yanına yanaştırmayacak gibi görünüyordu.
—Getirin oğlunu, yüz yüze görüşsünler. Görsün ki oğlu ölmemiş, görsün ki bunlar yedi canlı. Bişeycikler olmaz.
—Yel alsın ağzından.
Oğlunu getirdiler. İkisine de birer sandalye verdiler. Tuttu ellerini, öptü sevdi yüzünü.
Demek, diye düşündü ana, “Demek o çığlığı salıverme tutmadan yeğmiş.” Gülümsedi.
İşi bitmişti çığlığın. Şimdilik. Usulca uçup saçağın en ucunda köşede bir yere tutundu. Asılıp kaldı orda.
Her bakan onu orda görebilir.

Gülten Akın
-42. Günün Şiirleri (1986)-

Avlu – Gülten Akın

GÜLTEN AKIN AVLU

Avlu bir çığlıkla tamamlandı
Sanki eksikli kalırdı o çığlık olmasa
Uzun buzdan sarkıtlar biçiminde
Dondu çığlık

Dondu çığlık
Lacivert resimler çizerek üstümüze
– Ana o çığlığı nereden buldun?
Düşündü nöbetçi , sirenlerden mi
Martılardan belki
Ama nerde deniz? Deniz olmalı ki
Üstümüzde mavisi kesilmiş soğuk gökyüzü
Altımızda
Altımızda yanımızda ve her yerimizde
Avlu.

Avlu , o yedi günün birinde
Toplaşıp toplaşıp dağıldığımız
Yaşayan parçamız oldu.

Avlu
Kulübeler ve dikenli teller
Pembe ve çatık nöbetçi
Kalan altı günde birikir mi
Kurşuni damdaki deprem öncesi sessizliği
O çığlık olmasa yarım kalacaktı sanki
Üstümüze doğrultmaya tüfekler
Mekanizma sesleri
Geldi bütünledi
Çelenkti o , kara gövdesiyle devindi avluda
Dokusunda ilenç çiçekleri
Önünde durdukça her bir ananın
Büyüdü
Öyle ki
Onu kim görse dağ derdi
Şimdi biz
Yani biz analar
Artık o avluya nasıl sığarız

Gülten Akın
-Ağıtlar ve Türküler-

Avlu – Haydar Ergülen

HAYDAR ERGÜLEN AVLU
Sevgilim, güzel yazım, ince randevu
verirsen bana: Adam evdir, kadın avlu
yaz! Ben sana açılayım, sense sokağa
yaz, beni de bir ince vakte ayarla,
bir adam adası varsa oraya bırak,
ister ıssız bırak, uğurla, dilersen uğra,
su gibi yaz: Kadın deniz, adam ada,
hem bütün adalar kadınla ıssız hem
adam kadının ortasında tenha, bir kuğu
bile bir kez olsun kendi etrafında
kirlenmeden dönemiyorsa bu dünyada
neyi yazacaksın sevgilim, yaz! Ucu
kırılmaya doğru açılmaktaysa kalemin,
yükselmekteyse şiirin adasındaki sular da!
İşte ıssız adalar bir bir kadınlarda boğuldu,
en iyisi denizin yuttuğu bir adam oldu…
Dünya avlumuz olsaydı da evler gibi
yüzyüze bakabilseydik orada, yaz ve açıl
sevgilim, güneş bir avlu daha kazansın senden,
denize de benden bir adam daha…

Güzel avlumsun benden sokağa açılsan da!

Haydar Ergülen
-Son Çeyrek Yüzyıl Şiir Antolojisi-