TAŞ DA SUSTU – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU TAŞ DA SUSTU

taş da sustu sevgilim
gittiğimiz hiçbir yerde değiliz şimdi
fırtınada göğe çarpan gözyaşı yaprakları
örtmüyor artık
bu ebedi kış evindeki
çocuk mezarlarını

taş da sustu sevgilim
akşamın kuleleri otlara indi
yoruldu ayakta durmaya çalışan ağaç
kimseye hiçbir şey anlatamıyor
içimi acıtan ağrı

çürüdü gök
kaldırıma düşmüş bir çiçek gibi
denizi ıslatmıyor artık yağmurlar
yaşıyoruz kanımızda yarı ölü hayvanlar
kararıyor kemiklerimizin içi

her şeyi bilirdik, anımsıyorum
bizden sorulurdu dünyanın hali
ah, gel gör ki taş bile sustu
sözün bittiği yerde hâlâ inliyor
demirden bir gecenin yalnızlık vakti

taş da sustu sevgilim
ay ışığı ölü yengeç vadisi
işaretli kentlere gömüldü dağlar
bugün ne zaman dün oldu söyle
ne zaman unuttuk yağmura şarkılar söylemeyi

sessiz bir ölüm dansı zamanın gözlerinde
bizi bize anımsatan kimse kalmadı
yanıyor şimdi bir yeraltı nehrinde
tutuşan bir çağın çığlıkları
böyle mi yürürdü önceden de
çimenlerde sürünen böcek
biz mi göremezdik, her bulut yağmaz
her hatıra saklanmaz çeyiz sandıklarında
uyusam, ah uyusam
kuşları susmayan bir karanlıkta

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

Gün Bitecek – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GÜN BİTECEK

gün bitecek paramparça döneceksin kendine
silmeye çalışarak geceden suretini
aynaya bakacaksın içindeki deliye

kim bilir hangi aşkta bıraktığın gülüşün
kırıkları olacak yaralı bakışında
aynalarda gördüğün
son cesettir kendine öldürdüğün
diyecek gözlerinde kırılan ayna

sen geceden gizleyip suretini
gövdendeki hayalete sarılacaksın
tanıdık kokular kesecek bileklerini
yırtık fotoğrafları yeniden yırtacaksın

geceyi örtse de geçtiği mevsimlere
hâlâ yalanların en güzelidir aşk
sarışın acılar gizlenir gölgesine

böyle diyecek ayna, yine inanacaksın
ilk kez inanır gibi huzura ve lanete
paramparça bir yüzün son gülüşünden kalan
cam kırıkları hâlâ kanarken yüreğinde

geçtiğin sokaklara yeniden dönmek için
içindeki delinin ardından koşacaksın

sustuğun aşklar gibi konuşkan
yalnızlığın gibi bin parça
yeni bir gün çizerek yüzündeki aynaya
kendine yeniden başlayacaksın

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

GİTMEK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİTMEK

I
gün gelir insan anlayıverir
tek başına yaşlanan bir ağaç olduğunu
o yüzden kederi yazmak isteyebilir
rüzgârın gövdesinde açtığı yaralara

sonbaharda şaşarak öğrenirsin
yaprakların rengine inanmamayı
ve zamanın o müthiş yalanını
o müthiş yalanını tutkunun, ihtirasın
anların, anıların,
çılgın bir nehir gibi kör koşularda
yaşadıklarının ve yaşayamadıklarının

dağlarda, odalarda, avunmalarda
çoğaldın sandığın azalmalarda
kalbin ışıklarını yutan o ölü yıldızlarda
düşen bir yaprağın son gülüşünde açan
yankısız çığlıklarda
şaşarak öğrenirsin
zamanın ve hayatın büyük sırrını

II
gök sadece yağmura anlatır sonsuzluğu
oysa unutur damla toprağa değer değmez
yağmurun da kederli bir ülke olduğunu

unutmaktan başka güz yokmuş gibi
ve hayattan daha gerçek bir yalan

toprağa ne söyler yağmurun sesi
bir şarkı mı, bir şiir mi, bir güz hikayesi mi
yaşlı bir ağaç olsan, çırılçıplak bir ağaç
ne söylerdin, kalbinde esip duran rüzgâra?

“beni terk et
içimde sonbahardan başka bahar kalmadı”

belki de gitmektir aşk, sadece gitmek
avare bir kederi sarıp yaralarına
rüzgârın devirdiği bir ağaç gibi
köklerini sessizce bırakarak toprağa

Ayten Mutlu
-Ateşin Köklerinde-

Yüzün ve Çan Sesleri – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YÜZÜN VE ÇAN SESLERİ

nasıl da ilkyazdı seninle gülmek
ve dokunmak yüzünün çan seslerine
çıplak bir nar gibi kösnül ve dingin

imleriydi yüzün kuşluk vaktinin

uğrak yerinde güzün
yüzünün kapanan denizlerinde
uçtu kuşlar zehirli oklar gibi
yaz gözleri bağlı duvar dibinde

ne kaldı yüzünden, paslı bir gölge
uzaklaşan orman, yas tutan çiçek
kırık cam parçaları ilkyazın renklerinde

nasıl alışır kuşlar bir göğü yitirmeye?

ah, geç kaldım yağmuru öğrenmeye
çıplak bir nar gibiyim yenik ve küskün
çürüyen güz gibi eski yüzünün
çan sesleriyle yitip gittiği yerde

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

AMFORA – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU AMFORA

zamanın adını sordun
bir okyanus ölüsü yatıyordu sesinde
zamanla ben, öylesine benziyoruz ki, dedim
soğuk taşlar taşıyoruz bıkmadan
hayatı sürükleyen bir nehre

başka gözlerime, dedim
adını utumuş bir yolcunun sesiyle
başla, o eski yolculuğun alfabesine
çünkü her öyküye bir yolcu gerek
göz yaşını da okuyan biri olmalı
sessiz bir amforanın kırık kalbinde

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

YARA – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU YARA

yağmurun gözlerinde
ette mızrak
gibi yanan
o uzak şehir

pişmanlık taşlarında
göğün zıpkın ağacı
gibi dörtnala
akan
o sıcak nehir

çimenden ve ateşten
kolular giyinmiş yalan
gibi
pervasız
saydam

yağmurun gözlerinde
unutulmuş
bir andan

alır getirir
seni

başlar zonklamaya
o eski yara

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

GİTME – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU GİTME

dur
uyanan güz çiçeklerinin
alazlanan taşların
çalınmış yazgıların ve ıslak hüzünlerin
ülkesi olan

yanımda kal

o vahşi güzelliği gitmelerdeki
bugünlük
çöl rügârlarına bağışla ne olur

kalırsan
akşam ve bulut ve gökyüzü ve çimen
ve gözyaşı ve kahkaha ve hüzün
ve yalnızlık
-o gizi ömrümüzün-
bu eski hikâyede ne varsa yaşanmayan
başlayacak birazdan

gitme

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-