HAYAT – Ayten Mutlu

gül ve güneş kokuyor gölge
bir bulutun gözlerine bakarak
rüzgârı içine çekiyor yaprak

eski sulardan kalan
gün ve tohum kokuyor akşam
bir ağacın gözlerine bakarak
yağmuru içine çekiyor toprak

ilkyaz gibi geçiyor bütün mevsimler
işte burda, ne varsa unuttuğumuz
gür otlar ve şarkılar arasında

hayat sermiş bütün sevinçlerini
mutlu bir yaşam diliyor çocuklarına

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

YOLDA – Ayten Mutlu

yürüyorum
sesi yitmiş yollarda
ufukların yağmuru arayan eli
bir sır gibi
dolaşıyor alnımda

şimdi bir ben
bir toprağın uykusu
ve derinden derini
şakaklarımı döven
zamanın uğultusu

yüzümde
adını unutmuş derin izlerde
yaşanmış sabahların buğusu

yürüyorum
dostlarla içilen eski şaraplar gibi
yudum yudum tadarak
yalnızlık duygusunu

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

DİLEK – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU DİLEK

hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum
uçuşarak çiçek ölüleriyle

bu sessiz acılar bizim tohumlarımız
çığlıklı günlerin bağbozumunda
güz dökümü yemişler tadacaklar
o bildik rüzgârla yarışacaklar
ışık ve ses olacak gölgeleri
otlarla bulutlar arasında

taşlar çağıracak onları mavi
yamaçlara gizli patikalara
derinleri kazacak uçurum adımları
köpükten bir yankıyla buluşacaklar

uçuşarak çiçek ölüleriyle
yağmurun adını yeniden koyacaklar
ses ve ışık olacak yürekleri
karanlık, tenha yollar boyunca

sessizlik diliyorum kendim için sessizlik
acının ve tükenişin meyvesi olsun
eski yazlardan kalan bir avuç toprak
gibi koksun yağmurun köklerinde

hiçbir şey avutmuyor beni artık
büyüyen çocukları izliyorum yalın düşlerle
acılarla büyüyen çocukları sessizce

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

Ortadoğu’da Ay – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU ORDADOĞU DA AY

ay burada taştandır, ışıktan değil
eski bir değirmendir rüzgârın ülkesinde
değdiği sularda yaralı bir sessizlik
gibi kanar karayağın teninde

burada ay sonsuzluğun pıhtısı
dağılan yürek kumu aynasız bir gecede
bir hançerin sapında parıldayan
kan kokulu bilmece

ay burada kendini beyaz sanan bir zenci
zamanın elinden düşürdüğü bir ayna
sınırında sınırsız yenilginin
kırılmaz çembere hapsolan ritim
küf kokan sandıklardan
arada bir çıkarılıp bakılan rüya

ay, toza gömülü şimşek
asasız dervişi bitmeyen bir masalın
kılıcını kuşanmış bir çadırda
çürüyen kın, kararsız bir ihtilâl
bitmeyen bir gecenin rahminde yanan
acıya aç, mutluluğa intihar

çatırdayan toprağın ıssız iniltisi
canın köpüğünde titreyen anlam
umutsuz sevişmesi insanın ve kaosun
imbikten damıtılan suskunun ilk dizesi
son şenliği ruhta bağbozumunun
çıldıran dünyanın ilk gecesinde
atomun yırtılan masumiyeti

ay, ebedi kafdağı taşın kalbinde
deli ve uysal çocuğu tevekkül anaların
ansız yaşamaların acıya aç zamanı
ilk mağaranın duvarlarından
zincirini koparmış soylu şiir hayvanı

ay burada saflığın sırat köprüsü
kıyamet tellalının üflediği ney
karanlığın testisinden güne saçılan şarap
sırın ince yerinde sırsız gece kırığı
insan kanı çatlak topraktan sızan
sararmış kitaplardan fırlayan satrap

burada ay, çölde bekleyen vaha
sırtlan ayaklarında bir bedevi uykusu
yaldızlı kubbelerde cennet adlı cehennem
tanrılar katından geçmişe fırlatılan
bombalı paketlerde fıstık yağı kokusu

zaman burda ayın değişen yüzü
kerpiç mağaralarda sonsuz sabır tespihi
geleceği geçmişine düğümlü
yeraltına sürülmüş sözün ipek yolunda
bir depremdir yerüstünü bekleyen

çünkü ay ışığı yüreğinde taşıyan
yalnız bir şamandır Ortadoğu’da

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

FEMİNA – Ayten Mutlu

FEMİNA - Ayten Mutlu

I
nasıl bir ayin gerek bu lanete Femina
yaşamının kırıkları birleşsin diye
hangi büyülü ezgiyle dans edeceksin
yeni günün şafağında?

bin yılların laneti bu Femina
başka gün yok başka dünya
hadi dans et, elinde bir tas zehir
ayak bileklerinde demirden halkalarla

sıkılgan hecelerin sedef çiçekleriyle
kanırt çivisini tüm kutsal kitapların
Femina dans et ince topuklarınla
sars kızıl opalini toprağın

uzun kürklü hayvanların ininde
soğuk yıldızların ince yılanı
gibi kıvrıl Kybele ananın suretinde

başka gün yok başka dünya
boyun eğişlerin gururlu zilleriyle
çal bin yıllık aldanışı Femina

II
içinde eskil ritim, yırtılan etin sesi
umarsız sessizliğin iç çekişleri
eşlik edecek senin dansına

işaret bekleme sim gölgeler çağından
ışığın içindeki gölge gibi gel
ballı şerbetleri yudumlar gibi
iç aykırılığın saf içkisini
yaz buğusunda yanan ülke gibi gel

aklın deliliğe çarpan kıyılarından
bay tanrının yatağından
sisten çık gel siyah tüller içinde

siyah güller içinde
dantel tencerelerin kızgın köpüklerinde

hadi dans et, çoktan başladı ayin
büyülü ellerinle çal aşkın zillerini
Femina, uysallığın çılgın gelini

dans et, siyah iplik gününde parlak taşların
dans et, lanetli çığlığıyla bataklık kuşlarının
dans et, usanmış askeri gündelik savaşların
dans et, çağıran ritmiyle kaybolmuş hayatların

başka gün yok başka dünya
yeni günün şafağında
Femina
dans et

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

SESSİZLİKTE – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU SESSİZLİKTE

“sihir asla sona ermez
o altın vadisinde ışığın”

yenik düşmüş bir kalbin sessizliğini
acıdan başka duyan yok şimdi

bir gülü büyüyordu boşluğun yüzü
yaprağın şarkısını söylerken dünya
“sihir asla sona ermez” diyordu bir büyücü

çizerek vadiye bitmemiş resimleri
yaralı bir geçmiş oldu macera
sustu erken yazın bütün renkleri
bir gülü soldu boşluğun yüzü
ışığın şarkısını söyleyen rüya
eski bir fotoğraf gibi hüzünlü

cehenneme çiçekler taşıyor bak gün
masumiyet çağını yitirdi dünya
kırıldı kanatları acemi göğün

yalnızım sokakta bırakılmış bir çığlık gibi
işte silahsızım ey mevsimin kaynağı
çekildi hayatımın bütün seyircileri

“dinle dalgın deniz kabuklarını”
diyor hâlâ acının o eskil büyücüsü
“derin dünya içinde büyüyen haykırışı”

“acıyla sulanır boşluğun gülü
ışık, o asi kuş, kendi kanında
ateşle yıkayarak külünü”

oysa büyücü bile bilmiyor hâlâ
acının da sessizlikte çürüdüğünü

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-

 

UYANDIRMAK İÇİN SENİ – Ayten Mutlu

AYTEN MUTLU UYANDIRMAK İÇİN SENİ

I
uyandırmak için seni
ayışığı sonatından geceyi çaldım
ıssız bir şehre gittim hiç gitmediğin
sessizliğe bilmediğin şiirler fısıldadım

rüzgârların dindiği kıyılarda
öykünü dinledim ıslak kumlardan
deniz uyuyordu ayak ucunda
aramızda tüy gibi uçarken zaman

aralık perdelerden yüzüne düşen
ayın tenha seslerini okşadım
açıklarda yitmiş bir yelkenliden
eğilip yıldızlara gölgeni öptüm

II
kimsesiz çocukların ince parmaklarıyla
dokundum düşlerinin kırılmış aynasına
eski resimlerin soluk çizgilerinden
ellerini seyrettim mağaralarda

uyandırmak için seni
bütün geçmişini yeniden yazdım
bir gülü iliştirip yalnızlığına
unuttum ne varsa unutmadığın

uçucu bir kokuyla sardım çıplaklığını
bir dağ gecesi gibi ürperdi tenin
soluğundan soluğuma uzanan
uzun bir yol diledim

uyandırmak için seni
alnına solgun düşen saçlarını seyrettim
sonsuzluğu çağırdım avuçlarından
kayan bir yıldız gibi ölürken kalbim

Ayten Mutlu
-ateşin köklerinde-