AŞK – Vitezlav Nezval

VITEZVAL NEZLAV AŞK

Gün yaş döker… Çiseler çayırın üzerine
Oğlanlar ve kızlar bağlamaya giderler ot demetlerini

Dönmezler geri
Çayır yeşildir gözle mavi
gözler tıpkı bir tutam menekşe demeti
Oğlanlar ve kızlar sarmaş dolaş
Aşar başlarını menekşenin mavisi

Aşkla ve orakla yaşamak zor gelir bize
Aşkı yaralar keskindir orak
Çanın sesi duyulunca avlularda
Gözlerin bunca güzelliği kalmayacak

Er geç saat gelecek
gecenin içinde solan peygamber çiçekleri için
gelecek mutluluk saati
Küçük bir çocuk kaldırır başını yastığından
anne tutsaktır aynanın içinde

Acıdan ve güzellikten çatlar
acıdan çiçeklenir güzellik
Gökyüzü yıldızlarla dolu püskürtme
Gül rengi bulutlar döner otlamaya çayırda

Gece yaş döker … çiseler çayırın üzerinde
Oğlanlar ve kızlar otların arasında öpüşmeye gitmişlerdi

Sabah çocukları açacak onlara kapıları
Döner mi oğlanlarla kızlar
Dönmezler geri

Vitezslav Nezval
1900-1958
-Dünya Şiirleri Antolojisi 1-

Çeviri: Eray Canberk

Aşk – Ahmet Erhan

IMG_20180208_0003

Yıllar sonra hatırladım ben o aşkı
Sokakların yağmurla dolduğu bir güne gömdüm
Kalbim aklımın ardında bir kapıkulu
Değildi, tek gerçek sevgilimdin benim

Değildi henüz, meyhanelerde boş bir masa
Parklarda bir öpüşlük ferahlık vardı
Çılgınlığın külünü karıştırdığımda
Yoktu ateşle ihanetin birbiriyle buluştuğu

Sendin, tek gerçek sevgilimdin benim
Bugünü unutma, beş ekim doksanbir gece
Ben seninle bir kağıt, bir kalem kalarak seviştim…

Ahmet Erhan
-Deniz, Unutma Adını!-

AŞK – Halil Cibran

HALİL CİBRAN AŞK

“Bize ‘Aşk’tan söz et,”
dedi Almitra.

Ve başını kaldırıp kalabalığa baktı,
Yolcu;
o an derin bir sessizlik çöktü insanların
üzerine.
O zaman, gür bir sesle,

“Aşk işmar ederse size, peşinden
koşun, dedi,
peşinden koşun, sarp ve sapa olsa da
yolları, onun.

Kanatlarıyla sararsa sizi, kendinizi ona
bırakın.
ona bırakın —yüreğinize saplamak için
hançer saklı olsa da kanadının altında,
aşkın.

Ve sizinle konuştuğu zaman inanın ona,
sesi, bağı bahçeyi tarumar eden kuzey
rüzgârı gibi
tarumar etse de, saçıp savursa da
rüyalarınızı.

Çünkü aşk, hem başınıza taç koyar,
hem çarmıha çeker sizi;

Çünkü aşk, hem besler, suvarır, büyütür,
hem dallarınızı budar sizin.

Çünkü aşk, hem en tepelere tırmanır
ve okşar, gün ışığında titreyen
en körpe dallarınızı orda,
hem köklerinize kadar iner
ve çekip çıkarır, toprağa tutunan
köklerinizi.

Aşk, mısır demeti gibi toplar
kucağında sizi;
Taneleriniz çıkarmak için, harmanda
döver sizi;
Kabuğunuzdan ayırmak için,
elekten geçirir, savurur sizi;
Öğütür ak pak un oluncaya kadar,
Yoğurur bir kıvam buluncaya kadar
Ve sonra kutlu ateşine sokar sizi,
közlenmiş ateşine sokar,
Tanrı’nın büyük şenliği için
kutsanmış ekmek olasınız diye…

Aşk, bütün bunları yapar, yapar ki size,
kendi kalbinizin sırlarını öğrenebilesiniz.
Ve bu bilgiye,
başka sırlar da ekleyebilesiniz
Büyük Hayat’a dair, hayatın kalbine dair,
ruhuna dair, künhüne dair.
Ama, korkularınızın içinde, sadece
aşkın vaat ettiği huzuru ve hazzı arıyorsanız,
o zaman sizin için iyi olan,
çıplaklığınızı örtmeniz
ve geçip gitmeniz olacaktır,
harman yerinden, aşkın.

Geçip gitmeniz, mevsimsiz bir
başka dünyaya…

Öyle bir dünya ki, orada gülersiniz,
gülersiniz, ama
sizin kendi gülmeniz değildir
gülmeleriniz,
ağlarsınız, ağlarsınız, ama
sizin kendi gözyaşlarınız değildir,
gözünüzden akan.

Kendisinden başka bir şey vermez size
aşk,
kendisinden başka bir şey de almaz
sizden.
Aşk, ne sahip olur, ne de olunur; Aşk
yeter çünkü aşk yeter her zaman
ve herkeste kendi kendine.

Âşık olduğunuz zaman,
‘Tanrı benim içimde,’ demeyin.
‘Ben Tanrı’nın içindeyim.’ deyin

Aşkın yolunu belirleyebileceğinizi
sanmayın sakın,
çünkü buna değer görürse, çeker
götürür sizi
kendi yoluna, kendi köyüne, aşkın kendisi.
hem de ilk molada indirtip sırtınızdan,
fazla neniz var, heybenizi, hurcunuzu,
yaşınızı başınız…

Kendini var etmekten,
kendini oynamaktan başka
bir arzusu yoktur ki aşkın.
Fakat seviyor ve arzularınız olsun
istiyorsanız,
şunlar olsun, arzularınız, sizin:

Eriyip incelmek, eriyip incelmek aşktan,
ve kendi ezgizini terennüm eden
bir derecik olmak gecede!

olabildiğince yumuşamak,
olunabildiğince yumuşak kalpli olmak
ve acısını ve neşvesini keşfetmek, böyle olmanın!
Kendi aşk idrakinizle yaralanmak, ve şifa bulmak kendi derinliklerinizle!

Bilerek, isteyerek, sevinerek kanamak,
kanamak, kanamak, durmadan kan kaybetmek,
aşkın açtığında başka yaralar için
akacak kan kalmayıncaya kadar…

Sonra koltuk altlarında kanatları uç vermiş
bir kalple uyanıvermek bir tan vakti
ve bir aşk günü için daha,yürekten şükran duymak;

Öğlen vakti çekilip kabuğunun içine, derin düşüncelere dalmak
ve rüzgârlı, dalgalı düşüncelere,
aşkın esrimesi ve esritmesi üstüne

Ve gurup vakti şükranla dönmek eve;

Sonra da uyumak, baygın düşülmeyecekse,
ya da ölünmeyecekse aşktan, seve seve;
uyumak ve dirilmek daha uyanık rüyalarda,
daha gerçek, gündüzün görülenlerden;
dudaklarınızda, sevgili için dualarla, aminlerle…”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytak

 

AŞK – Vladimir Mayakovski

MAYAKOVSKİ AŞK

Bir olasılıktır evet
gene de bir olasılıktır
ki hayvanat bahçesinin bir dönemecinde
göz açıp kapayıncaya kadar
çıkar birdenbire ortaya
ve salınır da salınır
-o da hayvanları severdi hep-
salınır gülümseyerek
çekmecemdeki fotoğrafta gülümsediği gibi…
evet,
bakarsın gülümseyiverir.

Ve güzeldir o
diriltmeye yetecek kadar güzeldir
ve sizin otuzuncu yüzyılınız
bizi paramparça eden hiçleri
aşacaktır şüphesiz.
Ve bundan böyle derim ki
sevmediğimiz ne varsa sonuna kadar
sevelim
acısını çıkarırcasına…

Dirilt beni
günlük hayatın o saçma
o ahmakça yanını reddedip
seni bir şair gibi
bekledim diye
dirilt beni
sadece bunun için dirilt!

Dirilt beni
en doğal hakkımı istiyorum!
O hizmetçi-aşk olmasın diye artık
evlenmeler
zinalar
başlıklar olmasın diye

Ve aşk
iki kişilik yataklardan
öfkeyle fırlayıp
bütün evren boyunca
salına salına dolaşsın diye
dirilt!

Dirilt
insanlar
acıyla soysuzlaşan gün ışığını
artık ağlayarak dilenmesinler diye
dirilt beni.

Dirilt ki
“Yoldaşlar”diye kopan ilk çağrıda
tüm insanlar doğrulsun
köpek yuvasını andıran evlerden
kurtulmuş yaşamak için.

Dirilt
evet
dirilt ki
bundan böyle
aile
denen şey
baba
hiç değilse tüm evren
ana
hiç değilse yeryüzü olsun!

Vladimir Mayakovski
Çeviri: Atilla Tokatlı

Aşk – Atilla Birkiye

ATİLLA BİRKİYE AŞK  (C) Akihito Hayashi

zifiri karanlık içinde
endişe korkuya geçit vermiş
yoğun bir beklenti, tanımsız
niçinin ana kaynağı, belki
eskilerden, çok eskilerden gelen
peşimden gelen aşk

yalnızlık odası kilitli
izi kor, unutulamayan
nasılın ilk kaynağı, belki
eskilerden, çok eskilerden gelen

zaman geride bırakılı
elde umut, sanki bir duygu
yokluğun varoluşu, bilinmez
nedenin asıl kaynağı, belki
eskilerden, çok eskilerden gelen
peşinden gelen aşk

Atilla Birkiye
-Yanıtsız Mektuplar da Hicran-

Görsel: Akihito Hayashi

AŞK – Zerrin Taşpınar

ZERRİN TAŞPINAR AŞK

Çoğalan kendi sesinden korkan
bir çocuk belki de aşk
güldükçe gülmesi artan.
Bir yaz dinletisinde
bütün gizlerini yitirmiş
ve yeni tatlarla donanmış
bir eski şiir.

Bir deli tay ikimiz arasında
kamçılayıp bana yolladığın
bazen benden uzak sokaklara koşulu
alfebenin ilk sayfalarından bu yana tanıdık
sanki bizden birisi
bizim gibi aç
bizim gibi çıplak
ve hazır fırlamaya bir deli tay.

Kollayıp en şaşkın zamanımızı
birden başlayan sağanak
kadar yabancı belki de aşk…
Masalsı yasaklarla atılıp Kafdağı’na
dev cüsseli cücelerce korunan
kıldan ince ve kılıçtan
daha keskin köprülerde
kıstırılmış gibi sürgün..

Bir gün kapıyı çalarsa diye
soluksuz beklediğimiz
bir deli tay.

Zerrin Taşpınar
1990
-Anılarda Şimdi-   Resim:(c)Estadio Ramón Sánchez …

Aşk – Ogün Kaymak

OGÜN KAYMAK AŞK

On iki gülmüş. Yollamışım. Saymış.
Her ay için bir tane, demiş kendi kendine.
Aşk ayları otuz çekmez, demişim. Sesimin yükseğiyle.
Aşk yılı güneş yılı etmiyor sonra. Yirmi dokuz gün sürer
Yıldız tozu hesabıyla.

Söğüt salkımına takılmış. Kalmış
Cırtlak kurdele kadar aykırı. Aşk, fotoğraflarda
Direnir ağacın yaprağı olmaya karşı.

Matematiğe sakın ha vurma!
Ne toplanır ne çıkartma
Kesirler yanından geçmez. Paymış, paydaymış… Ne hesap!
Yuvarlayın virgülden sonrasını sonsuza.
Ama Aşk bu, ayrıntılarda
Denklemi kurulmaz, grafiği kırılmaz istendiği gibi.
Korkularla,endişeyle büyütür kendini
Titrek el, terli avuç, ne var ne yok hepsi onda…

Aşk, sessiz volkan. Unutturur gücünü yıllar.
İksiri dudağında yerleşik kraterin
Tütsüsünü uzatır gözle kaş arası incelikte bir yoldan
Haince uzar telaşı, acıyı barındırmanın. Kural:
Eksiltmeden arttırmaktır infilakı, özünde özenle tutarak.

Sömürüye en müsait kutsiyet.
Hele yanılmaya gör adres eşleştirmede
Tepende seni aziz kılan nurdan halka
Trapezin en hassas parçasıdır artık
Molozluk orman sandığın yurdunda.
Kokusu. Rengi. Sabaha karşı karşılayışı kapıda
Sofraya yasladığı dirseği, mum alevinde sergiler sana
Aşka dair olan biteni asırlarca

Ogün Kaymak
-günerken-