dönmeyen kuşlar yüzünden – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL DÖNMEYEN KUŞLAR YÜZÜNDEN

dönmeyen kuşlar yüzünden,
tutup bir uzaklığı sevdim;
gözleri eylül yağmuruydu,
güneşin doğuşu troya’da,
öte yakasıydı boğazın

ah, şu kar altında uç veren
dağ zambakları yok mu
yalınlığı sevdim onlar yüzünden;
az az söyleyip susmayı,
aşk kılmayı her yolculuğu

şiir yazmasan da olur ey,
demeleri boşuna olamazdı,
şiir zamanlara savruluyordum
oraya, yok olmaya, son olmaya
dudağımla, kalbimle!

görün işte sunaklara sığındım
ilkel şamanımla içimdeki,
aya tapmanın güzelliğine;
yağmura, rüzgâra bürünmeye
uzanmaya bir dağın duldasına…

Ahmet Uysal
Mart 2011/ ida

 

troya önünde – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL TROYA ÖNLERİNDE

troya önlerinde
yine sargısını
aralıyor zaman:

takılı kalıyor
assos rüzgârı
sabahın dudağında.

orada
bekliyor seni
güz savrulması:

seninle
sürükleniyor
mavilikler upuzun

uzat elini
aşkın som yıldızı
kalsın avucunda.

yenilmiş ülkem içindir,
senin içindir
bu iklim.

uzanmalar vaktidir belki de
adını fısıldayan
otların karanlığına

Ahmet Uysal
-Sonsuz ve Uzak-

YAZLARIN ISSIZINA – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL YAZLARIN ISSIZINA

öğreneceklerim var daha ege yazlarından,
saklı gözesine gidiyorum su köpüğünün,

boynundan öpmeye gelinciklerin titreşimini,
gizil dişiliğine bürünerek toprağın,

yaz bulaklarında aramaya mavi ışığını kumun,
ipek bürümcüğünü çapkın böceklerin,

deli zambaklara sürtünmeye dingin ormanımla,
dolanmaya ay ışığına sarmaşıkların altında

zaman öncesi yolunu aralamaya eskil kalıntıların,
sonsuza kalan o bilinmeyen gizine,

ırmaktaysa izi, suyunu görmeye; atılmış kavsa
gömleği, kavını bulmaya uyanan yılanın,

ürpertisini öpmeye kuyruk değiştiren semenderin,
yaban yankısı koyaklarda kalan tılsımına,

gece tülüyle donatan ida’nın eteğini, yıldız
tozu üfüren saman yolunun uzaklığına ıssızlığına.

Ahmet Uysal
-Eylül Ebruları-

GECE – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL GECE

Geceydi, yalnızdım, sen yoktun çünkü
Yalnızlığım laciverde büründü

Zeytinyağı ve sabun koktu deniz
Tuzlu yelini bedenime sürdü

Senden kalmıştı ağzımdaki tadı
Son vişneler de dalında çürüdü

Ne eylüller geldi kederlenecek
Ne de uzaktan temmuzlar göründü

Savruldum çırpınarak karanlıkta
Yüreğim yitik bir gemiye döndü

Nasıl bir geceydi bu anlatamam
Bütün yıldızlar kucağımda öldü

Bırakıp gidemedim o geceyi
Uzadı çok, belki de yüz yıl sürdü

Ahmet Uysal
-Sularla-

İDA ÜÇLÜKLERİ – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL İDA ÜÇLÜKLERİ    İDA KAZ DAĞI ÖREN YERİ

toprak küplerde dinlendirilmiş,
yağ kokusu vardır
ida’nın gecelerinde
*
homeros’un ilyada’yı söylediği
kayanın koynundaki,
yılana sorun bana gelen yolu
*
be çocuk, yaz ırmağını atladın
taş avluyu geçtin,
sıra geldi aşka
*
ida’ya yolu düşenler,
paylaşmaya hazır olmalı
bir zeytin çekirdeğini
*
geceleri zeus altarında
şarap içenler, tanrıça hera
sanacaktır sevdikleri kadınları
*
tanrı yağmursa,
rüzgâr, ışık ve topraksa,
ida’dır tanrı
*
ben bu dağı ırmak
yılan ve kuş bilirdim, yeryüzü
olduğunu anlamadan önce

Ahmet Uysal
-Eylül Ebruları-

Görsel : Efsaneye göre ilk güzellik yarışmasının yapıldığı Kaz Dağı ( İda ) eteklerindeki Ayazma mesire yerinden görüntüler.( Evciler köyü / Bayramiç )….

baba / oğul – Ahmet Uysal

AHMET UYSAL BABA OĞUL

– baba
oğul ne demek?
– bak oğul;
şu ağacı görüyor musun
hani şu köke tutunmuş
ince narin dalları da var
biliyor musun,
o köke baba derler,
dallara da oğul
anlıyor musun

– baba
yüzün hem buruşmuş
hem de kara
– bak oğul;
bu toprağa düşmeden evvel
ben de senin gibi filizdim
yüzüm pürüzsüz, sevimliydim
seni kırmamak için
bazen diklendim güneşe
bazen rüzgâra eğildim
ne kadar kararırsam toprakla
seni o denli emniyette bildim

– baba
beni nasıl doyuruyorsun sen?
– bak oğul;
sen en güzel çiçekler ver diye
sana her mevsim su çekmeye
hiç düşünmeden o kara dediğin yüzümü
şu toprağa saldım tırnaklarımı
senin kuşlar öttüren saçların
okşayamadığım bir hediye

– baba
yük olmuyor muyum sana?
– bak oğul;
sen çok edepli, anlayışlı bir evlatsın
hem benim mis kokulu gururum
hem de her bahar, cıvıl cıvıl bir kanatsın
ne zaman ki acısa tırnaklarım
kesilse suyum
yavaşça yüklerimi omzumdan
yaprak yaprak atarsın

– baba
sen ne zaman sevinirsin?
– bak oğul;
her nisan yatağından
bazen kuşlarla, bazen yağmurla uyandırırım
seni yaşamamın güzelliğine inandırırım
ben dokundukça sen
tomurcuk tomurcuk sevinirsin
“babam seni çok seviyorum” diyerek
ne tatlı meyveler verirsin

– baba
ayırırlarsa
bir gün ben senden
o zaman ne yaparım ben?
– bak oğul;
bil ki zamanla
bana benzeyecek o güzel gövden
aç kollarını her şeyi verene tap
sal tırnaklarını toprağa,
toprağı acıtmadan, baban gibi yap

Ahmet Uysal
-Hevâ-