İRFAN KIZIMA MEKTUB – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’in bugüne dek yayımlanan şiir kitaplarında yer almayan
“İrfan Kızıma Mektub” adlı şiiri Kemal Tahir’in ilk eşi Fatma İrfan’a yazılmıştır.

1938 yılında Nazım Hikmet’le birlikte tutuklananlardan bir de Kemal Tahir’dir.
Aynı davada Nazım Hikmet, toplam 28 yıl 4 ay, Kemal Tahir ise 15 yıl hapse hüküm giymiştir.

Bu ağır hapis cezalraına hüküm giyenlerin çoğu eşlerinden ayrılma yolunu seçmişlerdir.

Kemal Tahirle, 1933’te evlendiği Fatma İrfan hanım da bu olaylar sırasında boşanmıştır.

Nazım Hikmet’in Fatma İrfan’a yazdığı mektup bu ayrılma olayına ilişkindir.

Mektubun altında Kemal Tahir’in eski yazısıyla şu notu yer almaktadır:

Anlayana sivrisinek saz
Anlamayana davul zurna az
Bu da benden
Seni çok seven
Kemal Tahir

****

İRFAN KIZIMA MEKTUB – Nazım Hikmet

İki dizinin üstüne düşmüşsün kızım
yüreğin avuçlarının içindedir
ve ona korkuyla eğilen başın
kocaman ve karanlık bir çiçek biçimindedir.
Yüreğin erdi:
etin ermedi daha.
Yüreğin bir yeşil mücevherdi
yontuldu kıldan ince kalemtıraşlarla.
Fakat henüz
gençtir etin
hamdır;
bir meyus ifrite uyup
isyan edebilir
ve yalnız nefsi nefisini mihnetzede sayıp
felekte
başını alıp dağlara gidebilir.

Etin gençtir kızım
hamdır
ve ben o insanla – ki
senin etinde yüreğinde saltanat süren adamdır –
konuşup bu bahsi kaç akşamdır
bir mühim
karara geldim:
“Mektebte arka sokakların çocukları vardır,
Onlar senin yüzüne
küçük çıplak ayaklarıyla bakmaktalardır,
Sona ermek üzredir onların kederi.
Senin onlara bağlanacaktır kaderin.”

Kararım bu kadardır.
Selâm Niğdeye bizden
bakir insanlarına ve toprağına selam.
Ablan ve ben
kara gözlerinden
öperiz kızım…

Nazım…

-Sözcükler D. Mart-Nisan 2009-

 

ORHAN VELİ

 

ORHANVELI

ORHAN VELİ’NİN TÜRLÜ HALLERİ – Sabahattin Eyüboğlu

“Türlü hallere düşer, zevksizliğe düşmezdi Orhan Veli. Oturduğu yeri, giydiği gömleği, söylediği türküyü, kullandığı kelimeleri bir hoş ederdi. Nefesinin değdiği yerde bayağılık zor tutunurdu. Belki bana böyle geliyor derdim ilk zamanlar, her haline dostluğumuz bir başka lezzet katıyor sanırdım. Sonra baktım her tanıyan buna benzer şeyler söylüyor. Şiirini yadırgayanlar bile onu tanıdılar mı duraklıyor, ucuz bir oyun sandıkları sözlerin arkasındaki insanı tarife çalışırken bir çeşit kibarlık, asillik, incelik gibi vasıflara başvuruyorlardı. Ne türlü perişanlık içinde olursa olsun üstü başı adeta kendiliğinden bir çekidüzene girerdi.Kalem tutuşunda, merhaba deyişinde, insan sevişinde ne tabii, ne sun’i diyemeyeceğimiz Orhan Veli’ye mahsus, ölçülü, biçimli, rahat bir hal, sanatta zevk gibi tarife gelmez bir hal vardı.”

**
ORHAN VELİ’NİN BELLEK GÜCÜ – Melih Cevdet Anday

“Ortak bir hatıranızdan, eski günlerden anlatmaya başladınız mı, “Bak o ne zamandı biliyor musun? der, size yılını, ayını, gününü, yerini söyleyiverirdi. Hafızası çok, ama çok kuvvetliydi. Arkadaşlarının mektep numaraları, telefon numaraları, yolculuk, tanışma eğlence gibi irili ufaklı hadiselerin tarihleri unutmadığı şeyler arasındaydı. Mektepteyken arziyat kitabının birçok bölümlerini ezberlemişti. Keyifli anlarında yakınlarını şaşırtıp güldürmek için iki yüz, üç yüz kadar baharat adı, elli altmış kadar balık adı sayardı. Hiç ukala değildi. Konuşması daha çok nükteli, alaylıydı. Karagöz’le Hacivat’ın muhaveresini çok güzel söylerdi. Sesi biraz kısık, çatlakça idi. Ama bazı türküleri, bazı eski şarkıları onun kadar içli, tatlı söyleyeni görmedim. Sohbetini herkes arardı. Herkesle iyi, candan, nazik konuşurdu. Her sınıftan, her meslekten ahbapları, arkadaşları vardı. Ankara’daki kundura boyacılarının, garsonların çoğunu adlarıyla bilir, onlar da onu tanır, severlerdi. Çok nazikti, çok terbiyeliydi. Bir gün bile ağzından kötü bir söz çıktığını duymadım. Birine terbiyesizlik ettiğini görmedim. Sevmediklerini, nefret ettiklerini yanına sokmaz, onlarla bir araya gelmemeye çalışır, ama karşılaşınca da fena bir harekette bulunmazdı.”

**
Kaynak : Sözcükler D. Mart-Nisan2014

 

GÖNLÜ GÜVERCİNLİ KADIN – Tekin Gönenç

gonlu-guvercinli-kadin-tekin-gonenc-mb16068_5290828_r1

önce sesin geldi
aralandı kapılarım
ardında şaşkın bulutlar çıkmazı
sonunda sen
gönlü güvercinli kadın

köpüren simsiyah saçlarınla
günler boyu koşuşup durdun
içimin aykırı ırmaklarında

gamzelerinde gizlediğin
o binlerce yıldızı
döküp de şimdi üstüme
söyle nereye

artık herkes
tutsun da elinden kendi şiirinin
tersinden mi girsin
ölü kelebekler sokağına

sen bende daha bitmedin ki
gönlü güvercinli kadın

Tekin Gönenç
-Gönlü Güvercinli Kadın-

 

su…sun – Neriman Calap

NERİMAN CALAP SU SUN

yosun bağladı su
ağladı gökte yıldız / çakıl denizde
buz tuttu dağlar / soğudu türkülerim
yitiklerim uzak yıllarca şimdi
ben kendine kurulmuş tuzak
boşlukta yitirdim / en derin uykularda
karabasana dönüşmesin diye günler
gökçe duyguları yollarında yitirdim.

İç denizlerim kurudu günden güne
duvarlara çarpıp geri döndü söz
söz ki yitirdi anlamını
haykırabildiği kadar sustu.

bir şarkısın şimdi kulaklarıma sağır
sen döndüğüm gide gele aşındırdığım
yolsun / anladım yoksun artık
ben de. ağıtlar sürdükçe yıllara akacak
bir çığlık yüreğimde / su…su…sun!

Neriman Calap
– rüzgâr kanatlıydı gece-

Gencölmek – Ergin Günçe

AHMET GÜNBAŞ ERKEN ÖLÜMLÜ ŞAİRLER
Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları
altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

Ergin Günçe
(12 Şubat 1938-16 Ocak 1983
-Erken Ölümlü Şairler Antolojisi/
Ahmet Günbaş-

Kum ve Köpük’ten – Halil Cibran

HALİL CİBRAN

Sokaktan gelip geçenleri seyretmek için
pencerenizin önüne oturmuş olabilirsiniz.
Ve seyrederken de,
sokağın bir başından bir rahibenin,
öteki başından da bir fahişenin
geldiğini görebilirsiniz.

Ve safça kendi kendinize,
“Bir ne kadar soylu, iffetli
ve öteki ne kadar bunun tersi!”
diyebilirsiniz.

Fakat şimdi gözlerinizi kapatın
ve dinleyin, bakın, boşlukta bir sesin
kulağınıza şunu fısıldadığını duyacaksınız:

“Bu kadınlardan biri beni dualarında arıyor;
ötekiyse çektiği acılarda.
Her ikisinin gönlünde de
kapası açık tutulan bir köşk var benim için.”

Halil Cibran

**

Gençliğe ve gençlik hakkında
kuşatıcı bilgiye,
bu ikisine aynı anda sahip olunamıyor.

Çünkü gençlik, kendini bilmek, kavramak için çok meşgul,
bilgiyse kendini yaşamak için çok meşgul.

Halil Cibran
– Kum ve Köpük-

 

Hakkâri’de Bir Mevsim – Ferit Edgü

HAKKARİ DE BİR MEVSİM FERİT EDGÜ (C) ÖMER GÜLER

XI / Gömüş

O gece uyuyamadım. Uyuyamadım.
Torbalar, odanın bir köşesine atılmış öylece duruyorlardı. İçimden, ne Süryaninin benim için seçtiği kitaplara bakmak ne haritayı incelemek geldi.

Muhtarın evinde bir sıcak çorba içtikten sonra başımı yastığa koymak üzere odama dönmüştüm erkenden. Ama değil başımı yastığa koymak, soyunmak bile gelmemişti içimden. Sobaya iki odun atmış, gaz lambasını söndürmüş, ne düşündüğümü, ne yapmak istediğimi, ne yapabileceğimi bilmeden, öylece oturup kalmıştım yatağın üstünde. Çaresiz.

Ey çaresiz
Neyin çaresini arıyorsun
Neyin çaresi var, neyin yok
Yaz bunları bir kenara
Bir gün belki bulursun çareyi
İnsanlar ölmesin demiyorum
İstediğim ölümsüzlük değil
Ne kendim, ne başkaları için
İstediğim, çocuklar ölmesin
Çocukların ölümüne
dayanamıyormuşum demek
Hiç çocuğu olmayan, hiç çocukluğu olmayan
Hiç çocuklarla yaşamamış ben
Gözyaşlarım utancım değil
Daha önce de ağladığımı ansıyorum
Ama bir düşünce:
Ya öbür çocuklar da ölürse
O zaman ne yaparım
Ama saçmalık bu
Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum
Birden ölüveren bu bebe
Saçmalık mı, değil mi bilmiyorum
Bir tek şey istiyorum
Çaresizliği yenmek.

Çaresizliğimi duyuyor, çaresizliği yenmek istiyordum. Dalgalarla boğuşulur. Limanlar özlenir. Bir kuytu limanda demir atılır. Fırtınanın dinmesi beklenir.
Sonra yeniden rota çizilir. Sonra yeniden demir alınır. Yola koyulunur.
Burda:
Hangi çare? Hangi yok?

…..

Ferit Edgü/ Hakkâri’de Bir Mevsim

Görsel: Ömer  Güler, Hakkâri…

VERMEK – Halil Cibran

image

Sonra varlıklı bir adam,
“Bize ‘Vermek’ten, söz et!” dedi

Ona da şunları söyledi, Tanrı-Elçisi:

“Sahip olduğunuz şeylerden verdiğiniz zaman
yalnızca küçük bir şey vermiş olursunuz
Ancak kendinizden verdiğiniz zaman gerçekten
ve büyük bir şey vermiş olursunuz.

Sahip olduğunuz şeyler, gerçekte,
yarın ihtiyaç duyarım tasasıyla
sakladığınız, koruduğunuz
şeylerden başka nedir ki?

Ve yarın, evet yarın ne getirebilir ki,
hac yolunda hacıların peşinde kaptığı
kemikleri
iz tutmayan kuma gömen aç gözlü
köpeğe?

Ve ihtiyaç nedir ki, ihtiyaç
endişesinden başka?

Asıl susuzluk, giderilmeyen susuzluk,
kuyunuz ağzına kadar dolu olduğu
halde
susuz kalmaktan korkmak değil midir?

Sahip oldukları şeylerin çok azını
verenler vardır.
Verdiklerini, tanınmak, bilinmek için verir
böyleleri.
ve onların bu gizli niyeti, değersiz kılar
verdiklerini.

Ama çok az şeye sahip olan ve onun hepsini
gözünü kırpmadan verenler de var ki,
Bunlar hayatın müminleridirler
ve hayatın cömert olduğuna inanırlar.
Çıkınları da hiç boş kalmaz
böylelerinin.

Neşve saçarak verenler vardır
ve neşvedir onların ödülleri.

Acı duyarak verenler vardır
ve acıdır onların kazancı, kutsanması.

Verenler ve verirken ne acı duyan,
ne vermekte neşve arayan,
ne de erdem gözetenler vardır;

Bu sonrakiler, evet bu sonrakiler,
cennetteki vadilerde mersin çiçekleri
kokularını
nasıl içlerinde tutamaz da, salarlarsa
ortaya,
işte öyle verirler, hep verirler, sonuna
kadar.

Tanrı, konuşmak için, sessizce
konuşmak için
işte böylelerinin ellerini kullanır;
onların gözlerinin içinden bakar
ve gülümser, onların yüzleriyle
yeryüzüne.

Güzeldir, biri istediği zaman vermek,
fakat daha güzeldir, istemeden vermek,
anlayarak vermek, fark ederek vermek.

Ve verileni alacak birini aramak,
vermekten daha zevklidir
eli açık olanlar için.

Avucunuzda sıkı sıkı tutmak istediğiniz
ne olabilir ki?
Nasıl olsa her şeyinizi vereceksiniz sonunda bir gün.

Öyleyse şimdiden verin, şimdiden verin ki,
verme mevsimi sizin olsun, mirasçılarınızın değil.

Sıkça dersiniz, ” Veririm, veririm, ama
hak edene yalnızca.”
Oysa, ne bahçenizdeki ağaçlar bunu deri
Ne de otlağa salınmış sürüleriniz, asla.

Onlar yaşayabilmek için verirler,
canlı kalmak için.
Vermekten geri durmak,
yok olmak demektir çünkü.

Kendi günlerini, gecelerini hak eden
biri,
sizin verebileceğiniz her şeyi
almaya da layıktır.

Hayat okyanusundan içmeyi hak eden
biri,
kadehini sizin dereciğinizden doldurmayı
haydi haydi hak eder, fazlasıyla hak eder.

Ve hayırseverlikle elde edilen de dahil,
hani liyakat, hangi hak ediş,
verileni almaya yetecek cesaret ve
güvende yatan
yoksulun onurlu hak edişinden daha
büyüktür?

Kim oluyorum ki ben, diye sorun
kendinize,
Kim oluyorum ki, insanlar, liyakatlerini
ve sarsılmayan gururlarını
sırf ben görebileyim diye,
benim önümde göğüslerini yarıp,
gururlarını sıyırıp atmak zorunda kalsınlar?

Her kimseniz, işte o olmayı hak etmiş
olmak için,
önce size veren el, yani vermek için bir araç
olmayı hak etmenin yollarını arayın.

Çünkü gerçekte, hayatın kendisidir
veren el de, alan el de.
kendini veren el olarak gören size
gelince, siz bir tanıksınız,
tanık, sadece.

Ve siz ey alan eller
– siz, ben, hepimiz, bütün ölümlüler –
minnet yükü almayalım sırtımıza,
almayalım ki, boyunduruk geçirmiş
olmayalım
kendi boynumuza da, verenin boynuna da.

Başınızı yukarı kaldırın
ve veren kişiyle birlikte yükselin,
kullanarak kanat yerine, atiyelerini
onun.

Çünkü borcunuz konusunda
aşırı kaygılı olmak,
cömertliğinden şüphe etmek demektir,
insanın;
bedeni, yüce gönüllü toprakla,
ruhu Tanrı’nın sınırsız cömert soluğuyla
akraba olan insanın.”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-
Çeviri: Cahit Koytak

Ceyhun Atuf Kansu ( 7 Aralık 1919 – 17 Mart 1978) Anısına saygıyla…

CEYHUN ATUF KANSU

“Şair ve yazar Ceyhun Atuf Kansu, bağımsızlığın, Cumhuriyetin, devrimlerin büyük bir takipçisidir. Şiirlerinde coşkunluk, başkaldırı, Anadolu tutkusu, Kuvay-i Milliyecilik, Atatürkçülük, aydınlanma ve sürekli devrim düşünceleri vardır. Süslü anlatımın dışında, samimi ve akıcı bir dille yazılmıştır eserleri. Abartıdan daima uzak durdu. Yazılarında nasıl halk adamı olduysa, doktorluk mesleğini de yaparken halkın yanında olmaya gayret etti. Şiirlerinin konusunu; insanlık sevgisi, hoşgörü, doğa ve bağımsızlık oluşturdu. Bütün eserlerinde halkın ve toplumun sorunlarına inmeye çalıştı. Başarısının kaynağı insanlara olan sevgisi oldu…”
Rahmetle anıyorum…