PORTRELER – Can Yücel

CAN YÜCEL

Can Yücel’den eşsiz bir fotoğraf albümü. Birkaç notaya sığdırdığı senfonik portreler.
Şairin kendine özgü dili ve kıvrak zekâsı kadar derin mizah duygusu da bu portreleri benzersiz kılıyor.
Ama portre deyince sanılmasın ki tarafsız betimlemeler bunlar… Can Yücel, sevgisinde ve beğenisinde cömert olduğu kadar yergisinde de bir o kadar sert.

Miraç Zeynep Özkartal/Milliyet Sanat

**

‘Portreler’ kitabının ön sözünde Aydın Çubukçu; birçok farklı ismin Can Yücel şiirinde kendilerine nasıl yer bulduğunu şöyle anlatıyor:
Kimi insan öldüğünde girdi Can Yücel şiirine, bir selam sarkıttı arkalarından, Fatiha niyetine; kimi ölmeden girdi güzellemelerle, kimi hak ettiği iğneli fıçılara girmişçesine…
Bu şiirlerin bazılarını birilerine ikram etti, yoldan geçen bir simitçiden alınmış, susamlı ve sıcak sıcak: yedikçe çıtırında kendini bulsun diye..
Kimilerini zehirlemekti niyeti, “şiiriynen”… Panzehirini de cebinde taşırdı…

Argo ve kaba sözcüklerin sarsıcı, rahatsız edici olduğu kadar (ve belki de buralardan kaynaklanan) çekici bir yanı olduğunun da bilincindedir. Anlatılan kişinin imgesi, bu tür sözcüklerden ya da bu tür sözcüklerin kendi aralarındaki ilişkilerinden doğmuş yeni sözcüklerle inşa etmek, göründüğünün aksine, hayli güç bir diyalektik işlemidir. Yalnızca mizah duygusunda sahip olmakla başarılamaz, aynı zamanda çok sağlam bir mantık düzeyi de gereklidir.
….

Aydın Çubukçu

Portreler -Can Yücel
Doğan Kitapçılık; İstanbul, 2008, 156 sayfa

 

Sabahattin Ali hakkında Nazım Hikmet’in sözleri…

NAZIMIN DÜŞÜNCELERİ HK YAZI
“Bir gün dergi redaksiyonuna kısa boylu, gözlüklü bir genç geldi. Almanca bildiğini, hikâyeler yazdığını ve adının Sabahattin Ali olduğunu söyledi, hikâyelerinden birini bıraktı, çıktı…”

“…Bu hikâye, orman işçilerinin yaşamı üzerineydi. Alman romantizminin etkisi altında yazılmış olmasına karşın, konu ve içerik bakımından Türk edebiyatında bir yenilik oluşturuyordu…”

“Genç adamın yetenekli bir yazar olduğu, daha ilk satırlarından anlaşılıyordu. Hikâye basıldı. Sabahattin Ali’yle tanışmamız böyle başladı…”

“…O, haftada iki üç kez redaksiyona geliyordu. O zamanlar yalnızca edebiyat tartışmaları biçiminde legal olarak ortaya konulabilen politik konuları onunla tartışıyorduk. Sabahattin Ali, çok kısa bir zamanda dergide aktif bir rol oynamaya başladı.”

“Sovyetler Birliği’ne karşı derin bir sevgi besliyordu. Sovyetler Birliği hakkında gerçeği yansıtan Türkçe ve Almanca birçok kitap okuyor, Marksist-Leninist yazılara ilgi gösteriyordu…”

“…Bu devrede Tolstoy, Çehov, Gorki ve Şolohov’un eserlerini okudu…”

“Kısa bir süre sonra buluşmalarımız kesildi; ben hapishaneye düştüm…”

“…Daha sonra, Sabahattin Ali’nin Konya’da öğretmenlik yaptığını, Mustafa Kemal ve rejimi hakkında yazdığı iğneli yazılar yüzünden mahkum edilerek Sinop Hapishanesi’ne gönderildiğini öğrendim…”

“O zamanlar, Sinop Hapishanesi’nde büyük bir komünist grup yatıyordu. Sabahattin Ali ile komünistler arasında sıkı bir dostluk kurulmuştu…”

“…Sabahattin, onların halkın davası için savaşta baş eğmeyen tutumlarına, bu savaşın utkusuna karşı duydukları sarsılmaz güvene hayrandı.”

“Romanını nasıl sabırsızlıkla ve ne büyük bir güvençle beklediğimi tasavvur edemezsin. Bak konkre konuşuyorum. Hikâye ve romanda bugün sen varsın, senden sonra Kemal Tahir var, sonra Orhan Kemal var, Suat Derviş var… Bugünkü durumda bu böyle. Bunun zorluklarını, mesuliyetlerini gayet iyi anlıyorum. Fakat sana her zaman o kadar güvendim ve güveniyorum ki, bu zorlukları yüklendiğin ağır yükün altından kalkarak yeneceğine inanıyorum. Romanını doğacak çocuğumu bekler gibi bekliyorum… Edebiyatımızın bugünkü seni öyle bir yere getirmiştir ki, rehberlik etmeye ve bunun mesuliyetlerini yüklenmeye mecbursun. Verimlisin, bu sana rehberliğinde en büyük yardımcıdır.”

Kaynak: Semih Öztürk’ün 26 Nisan 2017 tarihli, Listelist’de paylaşılan yazısı..

 

Ursula K. Le Guin (21 Ekim 1929 – 22 Ocak 2018) Anısına..

Ursula K. Le Guin

“Bizi bir araya getiren şey, acı çekmemiz. Sevgi değil. Sevgi akla boyun eğmez, zorlandığında da nefrete dönüşür. Bizi birleştiren bağ seçilebilir bir şey değil. Biz kardeşiz. Paylaştığımız şeylerde kardeşiz. Hepimizin tek başına çekmek zorunda olduğu acıda, açlıkta, yoksullukta, umutta biliyoruz kardeşliğimizi. Biliyoruz çünkü onu öğrenmek zorunda kaldık. Bize birbirimizden başka kimsenin yardım etmeyeceğini, eğer elimizi uzatmazsak hiçbir elin bizi kurtaramayacağını biliyoruz.
Uzattığınız el de boş, tıpkı benimki gibi. Hiçbir şeyiniz yok. Hiçbir şeye sahip değilsiniz. Hiçbir şey sizin malınız değil. Özgürsünüz. Sahip olduğunuz tek şey ne olduğunuz ve ne verdiğinizdir.

“Vaadi yerine getirdik biz Anarres’te. Özgürlüğümüz dışında hiçbir şeyimiz yok. Size kendi özgürlüğünüzden başka verecek bir şeyimiz yok. Bireyler arasında karşılıklı yardımlaşma dışında hiçbir yasamız yok. Hükümetimiz yok, yalnızca özgür birlik ilkemiz var. Devletlerimiz, uluslarımız, başkanlarımız, başbakanlarımız, şeflerimiz, generallerimiz, patronlarımız, bankerlerimiz, mülk sahiplerimiz, ücretlerimiz, sadakalarımız, polislerimiz, askerlerimiz
savaşlarımız yok. Başkada pek fazla şeyimiz var sayılmaz. Biz paylaşırız, sahip olmayız. Varlıklı değiliz. Hiçbirimiz zengin değiliz. Hiçbirimiz iktidar sahibi değiliz. Eğer istediğiniz Anarres’se aradığınız gelecek oysa, o zaman ona eli boş gelmeniz gerektiğini söylüyorum. Ona yalnız ve çıplak gelmeniz gerekiyor, tıpkı bir çocuğun dünyaya, geleceğine, hiçbir şeyi olmadan, hiçbir malı mülkü olmadan, yaşam için tümüyle başka insanlara dayanarak gelmesi gibi.”

Vermediğiniz şeyi alamazsınız, kendinizi vermeniz gerekir. Devrim’i satın alamazsınız. Devrim’i yapamazsınız. Devrim olabilirsiniz ancak. Devrim ya ruhunuzdadır, ya da hiçbir yerde değildir

Ursula K.LeGuin / Mülksüzler

 

Oscar Wilde..

OSCAR WİLDE ORUÇ ARUBA ÇEVİRİSİ

Önümde uzayıp giden, geçmişimdir.
Kendimi ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
dünyayı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
Tanrı’yı ona farklı gözlerle bakar kılmalıyım,
Onu görmezlikten gelerek yapamam bunu,
ya da küçümseyerek, ya da yücelterek,
ya da yadsıyarak.

Onu yaşamımın,
kişiliğimin geçirdiği evrimin
kaçınılmaz bir parçası olarak kabullenmekle
tam yapılabilir bu ancak :
acısını çektiğim her şeyi
onaylamamla.

Oscar Wilde

Çeviri: Oruç Aruoba
(yürüme sf 156)
“De Profundis”/1896/97’den alınarak..

 

AŞK – Halil Cibran

HALİL CİBRAN AŞK

“Bize ‘Aşk’tan söz et,”
dedi Almitra.

Ve başını kaldırıp kalabalığa baktı,
Yolcu;
o an derin bir sessizlik çöktü insanların
üzerine.
O zaman, gür bir sesle,

“Aşk işmar ederse size, peşinden
koşun, dedi,
peşinden koşun, sarp ve sapa olsa da
yolları, onun.

Kanatlarıyla sararsa sizi, kendinizi ona
bırakın.
ona bırakın —yüreğinize saplamak için
hançer saklı olsa da kanadının altında,
aşkın.

Ve sizinle konuştuğu zaman inanın ona,
sesi, bağı bahçeyi tarumar eden kuzey
rüzgârı gibi
tarumar etse de, saçıp savursa da
rüyalarınızı.

Çünkü aşk, hem başınıza taç koyar,
hem çarmıha çeker sizi;

Çünkü aşk, hem besler, suvarır, büyütür,
hem dallarınızı budar sizin.

Çünkü aşk, hem en tepelere tırmanır
ve okşar, gün ışığında titreyen
en körpe dallarınızı orda,
hem köklerinize kadar iner
ve çekip çıkarır, toprağa tutunan
köklerinizi.

Aşk, mısır demeti gibi toplar
kucağında sizi;
Taneleriniz çıkarmak için, harmanda
döver sizi;
Kabuğunuzdan ayırmak için,
elekten geçirir, savurur sizi;
Öğütür ak pak un oluncaya kadar,
Yoğurur bir kıvam buluncaya kadar
Ve sonra kutlu ateşine sokar sizi,
közlenmiş ateşine sokar,
Tanrı’nın büyük şenliği için
kutsanmış ekmek olasınız diye…

Aşk, bütün bunları yapar, yapar ki size,
kendi kalbinizin sırlarını öğrenebilesiniz.
Ve bu bilgiye,
başka sırlar da ekleyebilesiniz
Büyük Hayat’a dair, hayatın kalbine dair,
ruhuna dair, künhüne dair.
Ama, korkularınızın içinde, sadece
aşkın vaat ettiği huzuru ve hazzı arıyorsanız,
o zaman sizin için iyi olan,
çıplaklığınızı örtmeniz
ve geçip gitmeniz olacaktır,
harman yerinden, aşkın.

Geçip gitmeniz, mevsimsiz bir
başka dünyaya…

Öyle bir dünya ki, orada gülersiniz,
gülersiniz, ama
sizin kendi gülmeniz değildir
gülmeleriniz,
ağlarsınız, ağlarsınız, ama
sizin kendi gözyaşlarınız değildir,
gözünüzden akan.

Kendisinden başka bir şey vermez size
aşk,
kendisinden başka bir şey de almaz
sizden.
Aşk, ne sahip olur, ne de olunur; Aşk
yeter çünkü aşk yeter her zaman
ve herkeste kendi kendine.

Âşık olduğunuz zaman,
‘Tanrı benim içimde,’ demeyin.
‘Ben Tanrı’nın içindeyim.’ deyin

Aşkın yolunu belirleyebileceğinizi
sanmayın sakın,
çünkü buna değer görürse, çeker
götürür sizi
kendi yoluna, kendi köyüne, aşkın kendisi.
hem de ilk molada indirtip sırtınızdan,
fazla neniz var, heybenizi, hurcunuzu,
yaşınızı başınız…

Kendini var etmekten,
kendini oynamaktan başka
bir arzusu yoktur ki aşkın.
Fakat seviyor ve arzularınız olsun
istiyorsanız,
şunlar olsun, arzularınız, sizin:

Eriyip incelmek, eriyip incelmek aşktan,
ve kendi ezgizini terennüm eden
bir derecik olmak gecede!

olabildiğince yumuşamak,
olunabildiğince yumuşak kalpli olmak
ve acısını ve neşvesini keşfetmek, böyle olmanın!
Kendi aşk idrakinizle yaralanmak, ve şifa bulmak kendi derinliklerinizle!

Bilerek, isteyerek, sevinerek kanamak,
kanamak, kanamak, durmadan kan kaybetmek,
aşkın açtığında başka yaralar için
akacak kan kalmayıncaya kadar…

Sonra koltuk altlarında kanatları uç vermiş
bir kalple uyanıvermek bir tan vakti
ve bir aşk günü için daha,yürekten şükran duymak;

Öğlen vakti çekilip kabuğunun içine, derin düşüncelere dalmak
ve rüzgârlı, dalgalı düşüncelere,
aşkın esrimesi ve esritmesi üstüne

Ve gurup vakti şükranla dönmek eve;

Sonra da uyumak, baygın düşülmeyecekse,
ya da ölünmeyecekse aşktan, seve seve;
uyumak ve dirilmek daha uyanık rüyalarda,
daha gerçek, gündüzün görülenlerden;
dudaklarınızda, sevgili için dualarla, aminlerle…”

Halil Cibran
-Tanrı Elçisi-

Çeviri: Cahit Koytak

 

Yaşam (ki) – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA YAŞAM Kİ 22

22.

Ancak arada bir gerçekten yaşayacaksın : “unutulmaz bir an” denen yaşam aralıklarından birinde, tam kendin olarak,
tam kendisiyle yüzyüze geldiğin bir başka bir kişiyle
birlikte, bir şey yaşadığında (bir sevinç, bir acı…) 
—o zaman gerçekten yaşarsın.

Ama bu “an”ları son derece seyrek yaşarsın
(kimi insanlar —çoğunluk?—bunları hiç yaşamaz
belki); son derece de kısa… Gene de, bunların sağladığı
anlam yoğunluğu, yaşamının bütün geriye kalan
çölünü yeşertmeye yetecek.

Oruç Aruoba
-Yaşam (ki)-