Aşkım Bir Yağmur Damlası – Atilla Birkiye

ATİLLA BİRKİYE AŞKIM BİR YAĞMUR DAMLASI

Yaşamın birbirinden çok ve birbirinden güzel renkleri vardır.
Çoğu zaman unuttuğumuz.
Rengârenktir, genç bir kızın parmakları gibi.
Yaşamı siyah beyaz algılarız kimi zaman.
Gri bile, çeşitliliği değil, umutsuzluğun ifadesi olarak tanımlanır, küs dudaklarda.
Oysa, hayat renklidir.
Hayat aslında gençtir.
Hayat neşedir, güzelliğiyle…
Doğası böyledir; onu insan denen varlık çekilmez ve renksiz yapar.

Gecenin karanlığında, Boğaz’ın lacivert sularında bir teknenin içindeki haz, tüm dertlerimizi unutturur, o ân.
Dizeler yükselir gökyüzündeki yıldızlara doğru, bir kadına söylenmiş dizelerdir.
Yürekten söylenmiş dizelerdir, bunlar.
Ay tanıktır dizelere, zamanın akışına tanık olduğu gibi…
Zaman bir teknenin içinde, Boğaz’ın lacivert sularıyla birlikte bir kıyıdan öteki kıyıya doğru akar.

Gecenin karanlığında bile renkler, hayatın renkleri tüm güzelliğiyle tüm canlılığıyla görülür.
Renkleri görmek için, renklerin güzelliğine, estetik hazzına dalıvermek için gündüz, gece fark etmez.
Yüreğinizde duyumsadığınızda, tüm renkler, tüm karanlıklarda bile görülür…

Zaman, bazen tersine doğru yol alır, ayın tanıklığında belleklerimizde.
Eski şarkı sözlerinin, eski anıların, eski kumsalların, eski ateşlerin anımsanmasıdır bu.
Karşı kıyıda sizi bekleyen Eylül’ün sayfalarıdır, çünkü.

Lacivert sular, göründüğü gibi değildir; tersine, Eylül’ün sayfalarına doğru akar, çünkü…
Aşklarla yıkanmış, andaçların bırakıldığı kıyıda, Eylül’ün sayfaları hep vardır, çünkü…
Her ne kadar, Haziran aşkları yaşanacaksa karşı kıyıda…
Şarapla söndürülmüş ateşleri anımsa…
Ayın tanık olduğu ateşleri anımsa…
Günlerce ve gecelerce yanan ateşleri anımsa…
Aşk ateşi, Eylül’ün ateşi değil miydi yoksa?

Her ne kadar, Haziran aşkları yaşanacaksa da, zaman ayın tanıklığında lacivert suların üstünde geçmişe doğru akar.
Belki de bir umudun içinden geçip, uzak bir körfezin mehtabına ulaşıverir…
Sabahın ilk ışıkları gülümsemeye başladığında, bir şiirin dizeleri şekillenmiştir artık yüreklerde:

Aşkım, bir yağmur damlası
Gül yaprağında

Ve tüm bu olup bitenlere, renklere, anılara, ateşlere, zamana, geçmişe, umuda, gizeme, şarap ve şiire, ay tanıktır gökyüzünde tek başına.

Ay hayata tanıktır, tek başına.
Sabahın aydınlığında yıldızlar çoktan çıkmışlardır karanlık yolculuklarına.
Ancak ay, bırakmaz tanıklığı.
Ta ki en son dize yükselene kadar gökyüzüne.

Yürekten düşmüş en son dize:

Dudaklarımda hayatın solukları…

Atilla Birkiye
-yaşamın kendisidir aşk/
denemeler 1999-

CEZAEVİNİN 56. AKŞAMINDA – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’in ilk kez yayınlanan bir yazısı.

“Cezaevinin 56. Akşamı”nda yazıldığı belirtilen metin, Nazım Hikmet’in 17 Ocak 1938 gecesi gözaltına alındığı düşünülürse, elli altı gün sonra, 14 Mart 1938 günü yazılmış olmalı. Ozan, o sırada Ankara Merkez Komutanlığı Cezaevinde tutuklu olarak yargılanmayı bekliyordu.

-Sözcükler D. Mayıs-Haziran 2011-

nazım hikmet

nazım hikmet 3

nazım hikmet 2 (2)

 

 

 

İRFAN KIZIMA MEKTUB – Nazım Hikmet

Nazım Hikmet’in bugüne dek yayımlanan şiir kitaplarında yer almayan
“İrfan Kızıma Mektub” adlı şiiri Kemal Tahir’in ilk eşi Fatma İrfan’a yazılmıştır.

1938 yılında Nazım Hikmet’le birlikte tutuklananlardan bir de Kemal Tahir’dir.
Aynı davada Nazım Hikmet, toplam 28 yıl 4 ay, Kemal Tahir ise 15 yıl hapse hüküm giymiştir.

Bu ağır hapis cezalraına hüküm giyenlerin çoğu eşlerinden ayrılma yolunu seçmişlerdir.

Kemal Tahirle, 1933’te evlendiği Fatma İrfan hanım da bu olaylar sırasında boşanmıştır.

Nazım Hikmet’in Fatma İrfan’a yazdığı mektup bu ayrılma olayına ilişkindir.

Mektubun altında Kemal Tahir’in eski yazısıyla şu notu yer almaktadır:

Anlayana sivrisinek saz
Anlamayana davul zurna az
Bu da benden
Seni çok seven
Kemal Tahir

****

İRFAN KIZIMA MEKTUB – Nazım Hikmet

İki dizinin üstüne düşmüşsün kızım
yüreğin avuçlarının içindedir
ve ona korkuyla eğilen başın
kocaman ve karanlık bir çiçek biçimindedir.
Yüreğin erdi:
etin ermedi daha.
Yüreğin bir yeşil mücevherdi
yontuldu kıldan ince kalemtıraşlarla.
Fakat henüz
gençtir etin
hamdır;
bir meyus ifrite uyup
isyan edebilir
ve yalnız nefsi nefisini mihnetzede sayıp
felekte
başını alıp dağlara gidebilir.

Etin gençtir kızım
hamdır
ve ben o insanla – ki
senin etinde yüreğinde saltanat süren adamdır –
konuşup bu bahsi kaç akşamdır
bir mühim
karara geldim:
“Mektebte arka sokakların çocukları vardır,
Onlar senin yüzüne
küçük çıplak ayaklarıyla bakmaktalardır,
Sona ermek üzredir onların kederi.
Senin onlara bağlanacaktır kaderin.”

Kararım bu kadardır.
Selâm Niğdeye bizden
bakir insanlarına ve toprağına selam.
Ablan ve ben
kara gözlerinden
öperiz kızım…

Nazım…

-Sözcükler D. Mart-Nisan 2009-

 

ORHAN VELİ

 

ORHANVELI

ORHAN VELİ’NİN TÜRLÜ HALLERİ – Sabahattin Eyüboğlu

“Türlü hallere düşer, zevksizliğe düşmezdi Orhan Veli. Oturduğu yeri, giydiği gömleği, söylediği türküyü, kullandığı kelimeleri bir hoş ederdi. Nefesinin değdiği yerde bayağılık zor tutunurdu. Belki bana böyle geliyor derdim ilk zamanlar, her haline dostluğumuz bir başka lezzet katıyor sanırdım. Sonra baktım her tanıyan buna benzer şeyler söylüyor. Şiirini yadırgayanlar bile onu tanıdılar mı duraklıyor, ucuz bir oyun sandıkları sözlerin arkasındaki insanı tarife çalışırken bir çeşit kibarlık, asillik, incelik gibi vasıflara başvuruyorlardı. Ne türlü perişanlık içinde olursa olsun üstü başı adeta kendiliğinden bir çekidüzene girerdi.Kalem tutuşunda, merhaba deyişinde, insan sevişinde ne tabii, ne sun’i diyemeyeceğimiz Orhan Veli’ye mahsus, ölçülü, biçimli, rahat bir hal, sanatta zevk gibi tarife gelmez bir hal vardı.”

**
ORHAN VELİ’NİN BELLEK GÜCÜ – Melih Cevdet Anday

“Ortak bir hatıranızdan, eski günlerden anlatmaya başladınız mı, “Bak o ne zamandı biliyor musun? der, size yılını, ayını, gününü, yerini söyleyiverirdi. Hafızası çok, ama çok kuvvetliydi. Arkadaşlarının mektep numaraları, telefon numaraları, yolculuk, tanışma eğlence gibi irili ufaklı hadiselerin tarihleri unutmadığı şeyler arasındaydı. Mektepteyken arziyat kitabının birçok bölümlerini ezberlemişti. Keyifli anlarında yakınlarını şaşırtıp güldürmek için iki yüz, üç yüz kadar baharat adı, elli altmış kadar balık adı sayardı. Hiç ukala değildi. Konuşması daha çok nükteli, alaylıydı. Karagöz’le Hacivat’ın muhaveresini çok güzel söylerdi. Sesi biraz kısık, çatlakça idi. Ama bazı türküleri, bazı eski şarkıları onun kadar içli, tatlı söyleyeni görmedim. Sohbetini herkes arardı. Herkesle iyi, candan, nazik konuşurdu. Her sınıftan, her meslekten ahbapları, arkadaşları vardı. Ankara’daki kundura boyacılarının, garsonların çoğunu adlarıyla bilir, onlar da onu tanır, severlerdi. Çok nazikti, çok terbiyeliydi. Bir gün bile ağzından kötü bir söz çıktığını duymadım. Birine terbiyesizlik ettiğini görmedim. Sevmediklerini, nefret ettiklerini yanına sokmaz, onlarla bir araya gelmemeye çalışır, ama karşılaşınca da fena bir harekette bulunmazdı.”

**
Kaynak : Sözcükler D. Mart-Nisan2014

 

GÖNLÜ GÜVERCİNLİ KADIN – Tekin Gönenç

gonlu-guvercinli-kadin-tekin-gonenc-mb16068_5290828_r1

önce sesin geldi
aralandı kapılarım
ardında şaşkın bulutlar çıkmazı
sonunda sen
gönlü güvercinli kadın

köpüren simsiyah saçlarınla
günler boyu koşuşup durdun
içimin aykırı ırmaklarında

gamzelerinde gizlediğin
o binlerce yıldızı
döküp de şimdi üstüme
söyle nereye

artık herkes
tutsun da elinden kendi şiirinin
tersinden mi girsin
ölü kelebekler sokağına

sen bende daha bitmedin ki
gönlü güvercinli kadın

Tekin Gönenç
-Gönlü Güvercinli Kadın-

 

su…sun – Neriman Calap

NERİMAN CALAP SU SUN

yosun bağladı su
ağladı gökte yıldız / çakıl denizde
buz tuttu dağlar / soğudu türkülerim
yitiklerim uzak yıllarca şimdi
ben kendine kurulmuş tuzak
boşlukta yitirdim / en derin uykularda
karabasana dönüşmesin diye günler
gökçe duyguları yollarında yitirdim.

İç denizlerim kurudu günden güne
duvarlara çarpıp geri döndü söz
söz ki yitirdi anlamını
haykırabildiği kadar sustu.

bir şarkısın şimdi kulaklarıma sağır
sen döndüğüm gide gele aşındırdığım
yolsun / anladım yoksun artık
ben de. ağıtlar sürdükçe yıllara akacak
bir çığlık yüreğimde / su…su…sun!

Neriman Calap
– rüzgâr kanatlıydı gece-

Gencölmek – Ergin Günçe

AHMET GÜNBAŞ ERKEN ÖLÜMLÜ ŞAİRLER
Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları
altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar

Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize

Bence o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

Ergin Günçe
(12 Şubat 1938-16 Ocak 1983
-Erken Ölümlü Şairler Antolojisi/
Ahmet Günbaş-