YARIM YAMALAK – Süreyya Berfe

SÜREYYA BERFE YARIM YAMALAK

Dün saatlerce sana baktık ey insanoğlu
insankızı, insaneşcinseli
senden konuştuk sözde
Arttı anlaşmazlıklar
derinleşti görüş ayrılıkları
çoğaldı fraksiyonlar

Her yalnız kalışında, yalnız oluşunda
(ve, veya) içkiyi fazla kaçırışında
bir “şey”ler geldi birimizin aklına
vücuduyla birlikte, kolları da uzadı
elleri hareketlendi, parmakları oynadı
içgüdüsel olarak ve sırayla
beyni, ağzı, dudakları ıslandı
kafasıyla gözleri bir “şey”lere takıldı kaldı

Birimiz hep sıkıldı
canı sıkıldı, içi sıkıldı, ruhu sıkıldı
“sonsuza dek” sıkıldı
kahverengi kahverengi sıkıldı

Çıkıp “yürüyüş yapmak” istedi birimiz
Evet “bir yürüyüş yapmak”
Dolma, temizlik, dikiş-nakış, çocuk
alışveriş, aşk, yolculuk
(ve, veya) arayış mı yapmak isteseydi
“Yürüyüyüş yapmak” istedi. YÜ-RÜ-YÜŞŞŞ!..
İleri, daha ileri, en ileri
21. yüzyıla doğru, teknolojik bir hızla
özgürlüğe, bağımsızlığa, barışa
refaha, mutluluğa, rahatlığa
ve her alanda “N’apalım yani” ye doğru
olmaya -to be, avoir -değil, sahip olmaya -to have,
étre -doğru
başlar ve vücutlar dik, gözler ilerde

“Dağ başını duman almış” gibi bir yürüyüş
yetinmeden, doymadan, bıkmadan, usanmadan
evleri eşya stokuna
hayatı tavşan bokuna çevirmeye doğru
her şeyi hızla magazinleştirmeye
sonra da uzun uzun şikâyet etmeye doğru
açık ve temiz havada bir yürüyüş

Çoğalan apartmanlara, gökdelenlere, azalan ağaçlara
tek katlı villalara, evlere baka baka
Karşıdan karşıya kelle koltukça geçen
bizim gibi geçen
ama rakı içmeden geçen kedilere
yalılara, inşaatlara, çiçeklere, köpeklere
daha çok, sahipli köpeklere baka baka
–çünkü onlar cinstir ve garantili köpeklerdir–
acıyarak yağmalanan kıyılara, denize
demokrasiyle birlikte kaldırılan çaycılara
çayhanelere, meyhanelere, kıyı gazinolarına, çiçekçilere
kirletilen (ve,veya) temizlenen “o canım şehir”e acıyarak
ve dura dura bazı vitrinlerin önlerinde
Mimar Sinan’ın torunları olan
ama Mason bile olamayan
içgüveyliğine aday bazı içmimarların
özenle düzenledikleri vitrinlerin önlerinde dura dura

Almak ne kadar kolay
ne kadar kolay Tanrı’m, o kadar kolay ki
birkaç şişe içti, et (ve,veya) balık, biraz meze
Vehbi Bey’in önerisine uyarak
bir kundura veya bir araba
almak ne kadar kolay
bir haz, bir tat, bir keyif

-Ne güzel hava değil mi?
–Evet, güzel.
–Çok güzel.
–Aptallık bende. Ne diye soruyorum sanki?
–Ne bileyim. Çok güzel işte.
–Haklısın canım. Çok güzel.

Masanın toplanışına katıldık
yenisi kurulsun diye
köpeklerimize yemek verdik, kedilerimze süt
insanlarımıza öğüt
“Enteresan” ve “harika” geleneklerimizden
“eşsiz” zanaatlarımızdan hayranlıkla söz ettik
Eski yılları, eski insanları, eski eşyaları, eski hayatları
ve “doğallıkla” eski kendimizi hatırladık
Yüreğimiz daha fazla dayanamadı
şöyle bir özleyip geçtik
Pehlivan tefrikasına döndürdükleri (ve, veya)
döndürdüğümüz
halkımızı unutmadık
Pop, Hafif Batı, Türk Hafif Batı, Klasik, Arabesk, Alaturka
ve Türküler
iyi geldi bir ara

Sonra tekrar halkımıza döndük
onun
çok ama çok acılar çektiğini anlattık birbirimize
Başından geçenleri hatırlamaya çalıştık
herkes bir olay anlattı
Bilimsel çözümlemelere giriştik
sosyolojik, sosyo-ekonomik, filozofik, psikolojik, politik
Okul, gazete, dergi ve TV kültürü yetti tartışmamıza
halkımızı ve yurdumuzu anlamamıza
ilgi duymamıza, sevmemize, acımamıza
özellikle acımamıza
çünkü biz, nedense “genelde” hep acırız halkımıza ve
yurdumuza
Biraz da kızdık
aptallığına, ölülüğüne, geri zekâlılığına
alaturkalığına, kaderciliğine, bağnazlığına
“giderek” alay da ettik bir ara

Dün saatlerce sana baktık ey insanoğlu
insankızı, insan eşcinseli
seni konuştuk sözde
Başladı yine tedirginlikler
gerildi sinirler

Kişisel (ve, veya) bireysel sorunlar geldi birimizin aklına
Birimiz
yattığına (ve, veya) yatmak istediğine iyi davrandı
ama çok iyi davrandı

Birimiz
karı-koca anlaşmazlılarını tartışmak istedi
O sırada karısıyla kapışmıştı birimiz
Bağırdı, sustuk
Akıl danıştı

Hangi akıl? Bunalım danıştı
İkisi de aydınmış, ” dolayısıyla ve doğal olarak”
devrimciymiş eskiden
evlenmişler, iş tutmuşlar, para kazanmışlar
Yavaş yavaş değişmiş çevreleri
üstleri başları
evleri
davranışları
mimikleri, tikleri
ve “Marksist” açıdan bazı fikirleri
Günün yorgunluğunu
“herkes”in gelip gittiği yerlerde
evde televizyon (ve,veya) içki başında
olmazsa bir “arkadaş”larında
Haftanın yorgunluğunu
hafta sonu akşamları “biri”nde toplanarak
Ayın yorgunluğunu
spesiyaliteleri olan kalite bir restoranda
Yılın yorgunluğunu da
denizi, kumu, servisi, lüksü
otel-moteli “iyi” bir yerde gidermeye başlamışlar

Sinemalara, tiyatrolara, konserlere, sergilere, gidiyorlarmış
gazeteleri dergileri, kitapları izliyorlarmış
Evet, izliyorlarmış
hem de sıkı ve amansız bir biçimde
ve iz sürüyorlarmış nerdeyse
Yalnız, eskisi gibi hepsini alamıyorlarmış
hem para hem de vakit azalmış
Enflasyonist gidişata karşı alınacak önlemler
hayat gailesi, aile sorumluluğu
çocukların istikbali, kendilerinin yaşlılığı
emekliliklerinde başlarını sokacakları sakin bir yer
iş (ve, veya) işyeri sorunları
eksikler, eksikler, eksikler, eksikler…
gedikler, delikler, eksikler eksikgedikler
ve neyin nereye konulacağı konusunda
arada bir anlaşmazlık çıktığı oluyormuş
Lebâlep dolu salon, mutfak, tuvalet yatak odası
Maddenin (ve, veya) eşyanın
hiç ama hiç karışmadığı, seyrettiği ilişkiler

Tüyler ürperten sessizlik (konuşmama)
baş döndüren seslilik (hep bir ağızdan konuşma)
zerre kadar sıkmıyormuş canlarını, çünkü
kristal bir takım görmüşler, pek lâtifmiş
bir yazlığa girmişler, yakında bitecekmiş
fazla kaçırmışlar yine
unlu, yağlı ve şekerlileri keseceklermiş
jogging (ve, veya) saunaya başlamak gerekirmiş
hayat zorlaşmış, yetiştiremiyorlarmış, biraz para lazımmış

Ödül (ve, veya) ufak bir aperatif alan, imza atan
ve adı dillerden düşmeyen yazarları yeğliyorlarmış
Kilim, cicim, antika
bakır, gümüş ve çinko ve pirinç
ve galvaniz ve alüminyum ve kalaya merak sarmışlar

Bir de
özellikle tanıdık ressam tablolarına (ayıp olmasın diye)
kıymetli ressam tablolarına (sıkışınca satmak için)
eskiölü ressam tablolarına (bizde de var demek için)
ve seramiklere ve gravürlere ve ebrûlara ve posterlere
görsel, işitsel (ve, veya) görsel-işitsel bütün sanatlara

Ancak
ufak, kıymetsiz ve zararsız bir şikâyetçikleri varmış
nadiren sıkılır gibi oluyorlarmış birbirlerinden
Acaba aşkları “mazide mi kalmış”mış
evlilikleri “alışkanlığa mı dönüşmüş”müş
yoksa “boşansak ne fark eder” miymiş

En iyisi, evde bir ses olsun diye kedi veya köpek
bir daire (ve, veya) bir araba
hiç olmazsa bir arsa
Güvence, tazminat, yolculuk, ahir ömür, sigorta
Eldeki, evdeki, bankadaki varidatın
bir miktarı ölüm ilânlarına
geri kalanlar miraçsılara, yoksa vakıflara

“Cinsel (ve, veya) dirimsel diyalektik” açısından
kaçınılmaz bir biçimde ve vakıflar sayesinde
bitti bu yazı burda.

Süreyya Berfe
-Sen, Basmasın (1985)-