KÜLDEN SIĞINAKLAR – Arife Kalender

ARİFE KALENDER KÜLDEN SIĞINAKLAR

giyinmiş görünürüz
gölgelerimiz üryan çarpışır
hüzün titrer yalnızlığımız

her yerde parmak işareti – sus
gün usulca çatılara konarken
biz yaşamak korkulu insanlarız

nemlenir şehir, çöker sis
kılık değiştirir devlerle cinler
görsek kaçar, sevsek tapınırız

mağara çıkışı mıydı, site kapıları mı
yorganların altında yadırganan döşekler
biraz uyuyup sıkça uyandığımız

uyduk, uyruğumuz sayıldı
oyunlar oynandı, mühür yerinde
bir fotoğrafta tırnak yiyen çocukluğumuz

o çarkı elleme, zemberekler boşalsın
görmüyor musun, her taraf kül
kül de yakar, külde köz umudumuz

sorusuz geçerken yollarından bu kentin
dizilere dizildi gözlerimiz
delirsin şimdi nice zaptın ellerinde usumuz

Arife Kalender
-delibal-

İncir Ağaçları – Süreyya Berfe

SÜREYYA BERFE İNCİR AĞAÇLARI

Sevinen
zafer muştusu olup yükselen güneş
soğumuş
sönüyor
atmışlar kanlı bir kuyuya…

Ben hangi şiiri yazacaktım?

Daha dün
yatağını bulmuş bir dereydim
bazen çağlıyor
doymuyordum kendi kaynağımla.
Büyük sulara kavuşmaktı dileğim
geniş topraklara…
Nerde dinledim?
“Oğul bu muydu sadıklığın
Vala yedirdin kurda beni”.

Ne zaman anladım bu uzun havayı?

Sarıldı dört bir yanım incir ağaçlarıyla.
Uç verdi kurumaya yüz tutmuş çıbanlar.
Toprakta kaldı ilkyazın körpe çığlığı.
Oğlum beni adam yerine koyacak mı?

Kalktı dünyanın bir ucundan
nişan aldı halkıma, suçsuzluğa.
Bütün türküler ölümü söyledi
yurdumun yarasından doğan şehitleri.

Kimleri gördüm, kimleri göremedim?
Ne gitti ne kaldı?
“Kuş uçtu yavru kaldı”
kayalardan her şafak vakti
yuvarlandı kalbim.

Göründüğümden genç miyim yaşlı mı?

Dallarda kanadı kırık bir yavru çırpınıyor
kıyımların kapısını aralayan
yorgun bir haberci.
Onu dinliyorum.
Karanlık
güneş kara, gök kara.
Babaların boynu bükük sabrını.
Kardeşlerin sevgililerin yeri var
gönlümüz, yolumuz kadar yüce.

Oğullar…

Her gün konuşacağız onları
başakla harman arasında
ateşle çelik arasında
anayla çocuk arasında…

Nelere gülüyor nelere ağlıyorum?

Söyleyin kederle dolu kondular
yaslı köy evleri
silinmiş mi parçalanmış mı gömleklerdeki izler?
Yeryüzü mekikleri
savrulan güzel günler
umudun sütünü emen yarınlar silinmiş mi?
Dilimin ucunda söylemek istediklerim
ne sağ ne ölü.

Bu kadar yükü yaşıyabilecek miyim?

Halkım!
Soluklarımız kıvılcıma dönüşecek
kanlarımızın süzüldüğü imbikten damlayacak…

Daracık bir dünya
küçük bir pencere:
Oradan boy atacak gelecek bahar.
Sarmaşık kollu inancım
seni çalamayacaklar yere.

Süreyya Berfe
-Savrulan(1971)-

ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL ZAMANIN GEÇİŞİNİ DUYUYORUM

zamanın geçişini duyuyorum
kulağa fısıldanan bir söz gibi
tek bir yaprağı bile
kıpırdatmadan geçen rüzgâr gibi
zamanın geçisini duyuyorum
yalnızca bir çıtırtı
odada gezinen ses
yerine getirilmemiş yemin gibi
zamanın geçişini duyuyorum

bize vaat edilen süre
bir çan sesi gibi eridi
bir ezan, ağızdan
ağıza çoğaldı
ulaştı yerine
gözlerimi kapadığımda
o eski kent , o yüksek minare
zamanın geçişini duyuyorum
kentin tam ortalık yerinde

burada böyle kalmış gibi
gözleri açık
gökyüzüne
bakmaktan yorgun bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
yanımdan geçip giden insanlar gibi
uzakta, karanlıkta kaybolan
tanıdık bir sesti kimi
kimi bir daha duyulmayacak
bir anın sürtünmesi
boşluğa sallanan el
bir veda bilmecesi
gibi geçen
zamanın sesini duyuyorum

yaralı kentim benim!
içinden geçen zamanı duyuyor musun sen de?
Ayasofya’dan taş atımlık mesafe
Fatih’e ulaşan rüzgâr
ve oradan nereye
gittiği belirsiz bir zamandı
yaşadık biz de
yıkandık sularında,
savrulduk bahçelerinde
bu alçakça yağmadan hemen önce
sana benzeyen bir düşünce
gibi geçen zamanın
sesini duyuor musun?

zamanın geçişini duyuyorum
ıslık çalarak ilerliyor umursamazca
dokunduğu çocuk bir genç oluyor birden
kendine şaşıran insanlar görüyorum
aynaya uğrayan bakışlarda
kimse girmiyor araya
kimse sormuyor nereye
zamanın sesi bu diyorum
içimde gezinen ürpertiye

zamanın geçişini duyuyorum
biliyorum, herkes farklı
bir sesle duyar bunu
farklı bir renkle
bir tat belki, bazen buruk
içimizden asla kopup gitmeyecek
bir duygu, bir ilk aşk endişesi gibi
gözpınarlarını zorlayan zamanın
geçişini duyuyorum

zamanın geçişini duyuyorum
nereye gittiğini bilmiyor kimse
zamanın geçişini duyuyorum
kapımı açıyorum, deniz doluyor içeriye

Tuğrul Tanyol
-ansızın yaz-