MENEKŞEYLE BAŞLAMAK – Buket Düzgen

MOR MENEKŞELER BUKET DÜZGEN

Nasıl da aceleciler! Çekiliverdi bulutlar; köpük köpük kaçıştılar. Sevmiştim kuşlar gibi bakmayı. Leyleklerin göçüne benzetmiştim yolculuğumuzu. Daralan mavilikten aşağıya bakıyorum; kapkara lekelerle dolu upuzun bir asfalt… Tekerlekler asfaltı süpürürken oğlum uyanıyor. İşaret parmağı havalanıyor çok geçmeden, kocaman bakışları camın ardında. İçinden miğferli kafaların gözüktüğü tanklar, pervaneleri çıldırmış helikopterler dört dönüyor dışarda. Meraklı işaret parmak bir türlü aşağı inmiyor, soruyor!… Çaresiz “he-li-kop-ter” diyorum, “uç uç, helikopter, uç!” Hostes gülümsüyor yanı başımızda: “Saraybosna’ya hoş geldiniz!” Hoş mu geldik!…
…..
“Hadi,” diyor can yoldaşım, “az kaldı!” Ama bende sıkacak diş kalmadı! ” Ev güneş alıyor muymuş” diye soruyorum nefes nefese çıkarken arkasından. Geçtim evin büyüklüğünü, duvarların rengini, aradığım bir tek güneş! İçeri adım atışımızla, kocaman perdeleri kucaklıyor, ‘diğer taraflara bakmasak da olur’ diyeceğim ki, cam önüne dizilmiş mor menekşeleri görüyorum. Deli miyim bilmiyorum, Ankara ‘dan ayrılırken saksısında boynu bükük bıraktığım mor menekşem, onca yoldan sonra, elin memleketinde selamlıyor… Mesafe ne ki, gözlerim doluyor, boşalacak şimdi!…

Pencere önündeyim, bir aydınlık, büsbütün bir ferahlama yayılıyor içime! Kadife yapraklarını okşarken mırıldanıyorum: “Mor menekşeler, yeniden başlamam için!”

Buket Düzgen
-Yola Yazı-

MOR – Aslı Durak

ASLI DURAK MOR

evler hüznün krater gölleri
evler ki yalnızlığın her tipi

mor gözlü kadınlar
beyinlerinde SUS! dövmeleriyle
bekleşirler pencerelerde

onlar masallarla büyüdüler
prens olacak umuduyla kurbağaları öperek
ve kaçarak alev ağızlı ejderhalardan
ve deriin uçurumlardan
iç patikalardan geçip
yaralı devlerden korkarak
çekildiler yok ülkesine

birgün birkaç külkedisi
giydiler ayaklarına
hep iki numara küçük gelen ayakkabılarını
göç ettiler kanarak bir tadımlık aşka
evlilik cüzdanıydı pasaportları

masum sessiz
iyi niyetli ve kabullenici
sadık ve işe yarar
her daim bakımlı ve itaatkar
hem aşkta tecrübesiz hem çaktırmadan fettan
ve tercihen dayağa dayanıklı
dişleri törpülenmiş bir dişi aslan…

yeni vatanlarında o kadınlar
gördükleri şiddeti şiddetle çıkartırlar çocuklarından
dış bükey aynalarda büyütüp korkularını
ödünü kopartırlar kızlarının
yetiştirirler babalarının kopyaları oğullarını

çekilirler kuytularına
kansız ve savaşsız teslim ederek
altın anahtarnı kentlerinin
uzun bir susuzluktan gelirler
sürüyerek gölgelerini
en iyi bildikleri şeyi yaparak
yani susarak

ve kapatarak elleriyle utangaç ağızlarını
kim onları kederle mayalamışsa ona şarap olarak
örterler kırk yama hayatlarını

zaman geçer aşklar yaşlanır
alışkanlıklar çıkar kınından
parfümden izlerle süzülür aralarına yaban kadınlar
ve kocalar gider – nöbetçi bırakıp oğullarını –

çeyiz sandıklarında
yirmi dört ayar yalnızlıklarla kadınlar
bağışlayan ve unutturan zamanın adıyla
her gün verirler yoklamalarını: BURADA!

Aslı Durak
-Aslı Gibidir(2011)-