Nevruz – Demet Duyuler Doğan

DEMET DUYULER DOĞAN NEVRUZ

Sabahın buğusu
demlenirken sarı sıcakla
avuçlarım çiçek tohumu
aşkla serptim dünyaya

Seyhan’ın kıyısında
savruk bir tohum kıştan ilkyaza
ay ve güneşle
sevdalı büyüyor aydınlık yarınlara

Ellerinde kekik kokusu
saçlarında çam pürü
Çukurova’nın koynundan
şirin bir çocuk
masumiyetin gülüşü gözlerinde
yürüyor umutlu aydınlık yarınlara

Tohum ve çocuk buluştu doğayla
bir papatya tarlasında
şiir yüreğim bir olup çocukla
taç yaptı papatyalardan
güzel günün başak sarısı saçına
koşuyoruz gururlu aydınlık yarınlara…

Demet Duyuler Doğan
-Sarı Sıcak Deli Mavi-

AYNI VE DEĞİŞKEN – Ahmet Oktay

AYNI VE DEĞİŞKEN - Ahmet Oktay

Tan vaktiydi balkona çıktığımda,
ürperdim esintisiyle denizin;
komşu bahçedeki çam mı uzanıyordu
gövdeme, ben mi sarkıyordum yüzyıllık
köklere? Geceydi belki de
saate uymuyor içimdeki zaman,
birkaç mekândayım aynı anda:
hem dipsiz bir uçuruma bakıyorum
hem dolaşıyorum bir cami avlusunda

Kanmadım, sonsuzdu açlığım.
Gittiğim kentlerden bilmeceler
ve gizler taşıdım odama;
kurguladım ve yapıbozuma uğrattım
sarayların, ören yerlerinin
mağaraların efsanelerini. Unuttum
hepsini gündelik öykülerin.

Yuvamdı kuytuluklar, daha da sindim,
fal taşı kesildim dehşet
sarınca sokakları. Görülebilecek
yine de ardımda bıraktığım birkaç
sapan izi. “Gece çağı dünyanın”
demişti Heidegger. O çağ
olgunlaştırdı siyahî harflerimi.
Doluyum tüm kıtaların anılarıyla,
ne çok aşk içimde, ne çok cinayet

Göçebe biri olayım istedim,
girdapsı öyküler
görülmedik deniz haritaları
çöl yolları okunsun
istedim kırışmış yüzümde. Yine de yerleşik
biriydim çıktığım yolculuklarda;
döneceğim günü ve yeri bildim
daha hareket ettiğim anda.

Konakladığım köy evlerinin, göçer
çadırlarının, kaçakçıların
siluetlerini yığdım odama;
söylentileri ve saymacalıkları
biriktirdim. Değişik atlaslar
seyahatnameler, tarihler
yanı başımda açılmış duruyorlar.

Kördü Homeros, Herodotos gezgin;
kim biliyor hangisinin anlattığı
savaş daha doğru, betimlediği ülke
gerçekte olduğu gibi? Atalar
ve torunlar farklı yazıp
yorumluyor öyküleri.

Yeryüzü gibi katmansı zaman da
simge ve imge fosillerine rastlıyor
bir kıtadan ötekine her insan;
fark ediyor bakarken kararan suya
yenmeyen balık ve inek
Kutsaldan söz ediyor dillerde
korkularda ve düşlerde
henüz görülmemiş.

Anlaşılıyor durulup yaşlandıkça,
zaman, şeyler ve olgular
aynı ve değişken
tefsirle şerh arasında.

Ahmet Oktay
-Hayalete Övgü-

SUÇLU FIRTINALAR – Arife Kalender

ARİFE KALENDER SUÇLU FIRTINALAR

Zaman

hızla geçti yanımdan
yemeğin neden pişmediğini düşünürken
usulca çekildi pencereden

çiçeğe dokundu mevsim
düştü yere
fırtınayı suçladım

Ömür

yorulur sonunda
köze saklanır
rüzgârla boğuşan alevler boşa

Yol

rehber buldum, pir’e vardım
elim tuttu mürşidim
suya vardım, aksim âsi yansıdı
var git dedim kendime
gönlümü azarladım

kibir ve kabir yakındır birbirine
miraç gecesiydi sözcüklerin
birini çaldım katarından
özümü söze sakladım
bindim anlamın eyerine
uçuruma değmiş
kanadım

Masal
var mıydım?
Hiç…

Arife Kalender
-Akatalpa, Mayıs 2010-

Işık – Ahmet Ada

AHMET ADA IŞIŞK

Yazması oyalı yaz. Kuşlar dizilmiş tellerin üstüne. Kentin sokaklarında, sıkışık saatlerde yitirdiğimiz özgürlüğümüzü doğa veriyor.. Güneşin neşeli türküsü suların seken parıltısı üstünde. Seviyoruz. Paragöz değil doğa. Yılın on iki ayı yemişlerini veriyor yalın toprak. Yaz, kiraz küpeli bir kız, ulaşılmaz güzellikte. Dolaşıyor kamışları ite ite dere boyunca, sarsılmaz bir güvenle. Ah, işte ışık o, yayılıyor dört bir yana. İsteklerimiz oluyor gözüpek ışıktan: “Kışın da gel kapımıza”.

Sonra geçiyoruz Naz’la bir çiçeğin içinden. Bahçe, deniz, gözcü kuşlar var yanımızda. Doludizgin sönen yıldızların türküsünü söylüyor.

Ahmet Ada
-Yağmur Başlamadan Eve Dönelim-