BORÇLU ÖLECEĞİM HERKESE – Ahmet Oktay

Nerde okumuştum, bilmiyorum
kim söylemişti: ‘kimseye borcum
kimseden alacağım yok’ diye.
Tumturaklı bir cümleydi; tuhaftı da,
ekonomik terimlerle
dillendiriliyordu özgüven.
Gerçekten hayaletlerinden
kurtulmuş biri miydi bu?
Ne teşekkür, ne şükran;
alçakgönüllülük ve bağışlama;
yoksanmıştı hepsi. Sadece ürkütücü
bir kendini beğenmişlik.

Birebir alırsak sözcükleri
bilge Lao-Tzu’nun deyişi
uygun düşüyor bu övünmeye:
‘Önemli olan duvarları değil
odanın. Kapladığı boşluk.’
Yaşadım ve gördüm: aynasıyla
konuşanlar, yitip
gittiler aynalarıyla.

Kulüp 12’nin Amerikan-bar’ında
‘caz müziği dinliyorum’. Keşke
yanımda olsaydı Kâmuran Yüce de
diye geçirirken gözlerimi kapatıyor
biri. Usulca dönüyorum: Çirkin Kral;
kravatsız, beyaz ceketli. Kaç yılındayız
ne zaman geldik Ar Sineması’nın fuayesine?
Özlemle sarılırken, kolumda
hissediyorum kabzayı.

‘Sana’ diyorum ‘on lira borcum var,
Pasaj’da almıştım. Karlı
bir geceydi hiç unutmam’.
‘Boş ver’ diyor, yağmurun dindiği
göğe benzeyen bir gülümsemeyle.
Şaşmışımdır hep, niye öyle az
güldüğüne filmlerinde.
Seçtiği sürgünde öldü Yılmaz
hâlâ bir onluk borçluyum ona.

Sevgiyi iki kez ziyaret edebildim
Mamak Askeri Cezaevi’nde.
Bahardı ikincisinde, bahçedeydik;
görüşmeciler ürkek ve kederli,
ortalıkta yığınla inzibat.
‘Göğsüm acıyor ara sıra’
demişti. ‘Şuramda bir çiçek
büyüyor sanki.’ Hiç yazmadım
sürgündeyken Adana’ya.

Sığındım Ellilerin, Altmışların
kansız anılarına. Özdemir’le evliydi;
Sıhhiye’deki evde hazırlıyorduk
yeni sayısını Mavi’nin;
yazmaya başlamamıştı daha.
Ya da Kızılay’da Büyük Sinema’nın
önündeki kalabalığın arasındaydık.
Yayılıyordu sesi Aybar’ın
dalga dalga bulvara. Sanki birazdan
Kışlık Saray’a yürüyecektik.
Nasıl borçlanmamış olurum
O’nun erken açan kanserine?

Çok şükür borçlu öleceğim herkese.
Sürülecekse bu yüzden sürülecek
izim. Birkaç alacağım da
-bir fikir, bir dize, bir imge-
kalacak elbet birilerinde
ve belki onların peşine düşecek
başka birileri de.

Ahmet Oktay
-Hayalete Övgü (2001)-

YAĞMUR ORMANLARI – Arife Kalender

90529677_3069333629743411_7582921639063453696_o

Bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

âmâ aşklar gezdirdi konaklar
udiler uykudaydı, neyzenler sustu
rakkaseydim danslarımla seviştim
şal, tefe vuran parmak ve şarap

herkesin kışı kendisine kar
eriyişlerden geçitler yapıyorum
bir ucunda benim şarkım saklanır
bir ucunda senin sazın
çıldırarak tel kırar

bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

komşum tatlı getirmiş
eski fasıllarını dar sokakların
boğazdan geçiyor gemi, yükünü almış
buharlı camlarını elleriyle silerek
yağma artığı şehre bakıyor yolcular

bir toprağa ad söyle coğrafyasını bilsin
yağmur ormanlarında her ağaç konuşamaz
köklerimizin yanıp yapraklarımızın üşüdüğü
yağmuru, ince uzun dallarından düşürmeyi
salkımsöğüte bıraktılar

bugün çok fazlayım kendime
birazımı al

Arife Kalender
-Kadın Burcu-

YAZ KOLLARIMDA ÖLDÜ – Engin Turgut

ENGİN TURGUT YAZ KOLLARIMDA ÖLDÜ

Mektubumu açmayın
Irmaklarım dökülür…

Gecenin bacaklarını tutar mısın
Bulutlarım üşüyor…

Şu gövdemi açar mısın
Bak mavilerim susadı…

Keşke böyle uçmasaydın
Dağlarında kar göründü…

Beni tenine kilitle
Bana dumanından getir…

Dalgınlığımın tadını çıkar
Kokunu üzerime sapla…

Uçların sonsuz git git bitmiyorsun
Zamanı katlayıp cebime koydum…

Lirik bir mucizesin
Lir’e dokundukça ellerin…

Yabancısı değilsin saflığın
Hakikat kadar derindesin…

Nemli bir akşamsın ah o mânâ
Islığın başını döndürensin…

Hadi bana kuytularını göster
Uzaklığını ben tutarım…

Işığını çözme boşluğum acır
Sesinde kaybolurum…

Beni ateşine sürgüle
Suyumdan ısır…

Sözcüklerim kaygandı
Beyazdı ağzımın kuşları…

Şehlâ yerlerine dokunuyorum
Öpüldükçe melek oluyorsun…

Eskimiyor sendeki tenha
Yağmurun kalbini sevindiriyorsun…

Gözlerin denizdendi
Yüzünde gül yüzdürüyordum…

Mistik bir şehirdi gövdem
Ruhumun teyelleri söküldü…

Oralarında kaybolurdum
Boynumuz ıssız bir köydü…

Kalbimi sana ayırdım
Soy beni elmalarım büyüdü…

Ah, şimdi sen yoksun
Yaz kollarımda öldü! ..

Engin Turgut
-Mucize Tozları-