BEYAZ, İPEK GİBİ YAĞDI KAR – Ataol Behramoğlu

88082173_3037977762878998_6154609679000403968_o

Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif adımlarıyla yürüyüp geçti hayal içinde
Arkadaşlarımı düşündüm, sevgili şeyleri
Sanki her şey bizimle var ve bizimle olacak

Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kardan hafif yüreğiyle
Geçip gitti güvercinleri anımsatarak.
Uzaktaki şehir
Uykuya dalmıştır şimdi.
Düşündüm bir bir
Kardeşlerimin ne yaptıklarını
Nihat
Uyumuyor olmalı.
-Nefis bir şarkı
Söylüyor yandaki odadaki kız
Bir Rus
Halk şarkısı.
Ve şimdi koroyla
Başladılar-
Nihat düşünüyordur
Karanlıkta.
-Sanırım
Bir saatten sonra
Hapishanede
Dışardan söndürüyorlar ışıkları-

Beyaz ipek gibi yağdı kar
Bir kız kelebek adımlarıyla
Geçip gitti karın üzerinden.
İnsanlar kendi şarkılarını
Kendi hayallerini taşıyorlar.
Çağdaş şarkılar
Gerekli onlara
Hem hayatlarının
Derinliklerinden söz eden
Gerçekleştirilmiş
Gerçekleştirilmemiş duygularından,
Hem
Kavgayı ateşleyen
Somut
Anlaşılır
Akıllı şarkılar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Acılarla dolu bu dünyaya.
İnsafsızlık
Vahşet
Hâlâ güçlü
Ve hâlâ iktidarda.
İnsanlar
Ölüyorlar.
Gepgenç
Sımsıcak
Ölüyorlar
Sanki
Ölmüyorlarmış gibi.
Bir yandan sürüp gidiyor-
Hayat;
Bir yanda tel örgüler
Parmaklıklar.

Beyaz, ipek gibi yağdı kar
Yağdı kirpiklerine bir kızın
Yağdı mavi bir nehre
Saçlarıma yağdı
Otobüslere
Ağaçlara
Evlere.
İçimden okşadım onu.
Kelebek adımlarını
Yanımdan geçen kızın.
Herhangi bir kız
Hayalleri olan.
İstedim ki
Daha güzel
Olsun şu dünya.
İstedim ki
Beyaz
İpek gibi yağan karın altında
Bitsin artık
Bu sürüp giden alçaklıklar.
Bir bebek
Ölüm tehdidi altında yaşamasın
Beşiğinde.
Ve paramparça olmasın
Sımsıcak
Capcanlı
Yaşayıp giderken insanlar.
Bırakın, beyaz
İpek gibi yağan karın altında
Hayallerimiz olsun.
Yaşayalım
Özgür
Güzel
Düşünceli.
Anlatalım
Düşündüklerimizi birbirimize.
Sevinç egemen olsun her yerde
İnsanca
Bir kaygı.
Beyaz, ipek gibi yağdı kar.
Yağsın.
Dünya daha güzel olacak
İnanıyorum buna.
Bir insan kalbinin güzelliğine
Çocukluğuna
Sonsuz cesaretine, olanaklılığına
İnandığım kadar.

Ataol Behramoğlu
-Beyaz İpek Gibi Yağdı Kar-

ANLATMADIKLARIM – Turgay Fişekçi

88145821_3038006026209505_4157486724294901760_o

Ben sana ejderhaları anlatmadım.
İnsanların dinazorları neden yediğini
Bir bardak suyun bana neler söylediğini
Sabahı çiçek açmış bir resimle karşılamanın anlamını
Güneşin uykulu yüzüme vurduğunda aklımdan geçenleri
Kırık bir kalple oturup boyalara dokunmayı
Küçük balkonumdan izlediğim göç eden bulutları
Beslediğim sarı lalenin kitaplarımın arasında nasıl dik durmaya çalıştığını
Bir kirpikten nasıl düşüleceğini
Rüyada hayal etmeyi
Banyo aynasına nasıl dünyaları düşürdüğümü
Kendimi bir ılık pencere önünde duran kızın masalıyla
nasıl yıllarca uyuttuğumu
Kirpileri izlediğim ilk geceyi
Yanık Saraylar’ı ağlaya ağlaya nasıl defalarca okuduğumu
Boyalarımla dolu, yuvarlak, mermer bir balkon masasını nasıl hayal ettiğimi
Defneye baka baka Ay’ın beni iyi etmesi için her gece balkonda nasıl beklediğimi,
Önünden bir bulut geçse bana gülümsediğini gördüğümü
Çok çocukken mutfak penceresinden onunla nasıl konuştuğumu
Kalp kırıklarından ölmemenin utancını
Kendimi nasıl çukurlara attığımı
Evinin kokusunu ne çok sevdiğimi
Beni düştüğüm çukurlardan nasıl çıkardığını
Sana gelen merdivenleri çıkarken kahkaha atmamak için nasıl surat astığımı
Kucağının benim oyun yerim olduğunu, uzandığım çimen olduğunu

Hiç söylemedim.

Turgay Fişekçi
– Güzelle büyü / Pencere Önü-

Barıştır – Sennur Sezer

Colorful kite in the blue sky

Falımız yanlış düşmüş bizim. Dök şu baklaları yeniden. Bir çatı çat insanlara, bir sofra hazırla… Sıcak ekmeği benden… Davullar bayramı haberlesin, sevda için ağlasın ağlayan.
Mektuplar safi müjde…
Yalnız uçurtmalar dolaşsın gökyüzünde.
Yazımız yanlış yazılmış bizim. Sil neredeyse yokluk, yoksulluk, kapılardan kovulma.
Tüfekmiş, kurşunmuş, mayınmış adı kalmasın kitaplarda… Davullar düğünleri bildirsin karşılaması benden…
Kocamışlıktan ölsün ölen.
Masalımız yanlış başlamış bizim. Hadi baştan anlatalım, döşemesi benden:
“Zaman yarındır, insanlar tok. Barıştır devran”.

Sennur Sezer
-izi kalsın-

Eylül’de Gel – Atilla Birkiye

ATTİLA BİRKİYE EYLÜL DE GEL

İşte yine Eylül düştü yeryüzüne; Eylül geldi sen yoksun; uzaklardasın ey aşk!

Ey aşk en güzel aydır, en anlamlı aydır oysaki Eylül.

İstersen önce Eylül’e gel…

Kentin tüm kırmızı gülleri seni bekliyor.

Bir şair, adı bilinmeyen bir şair özlem şiiri yazıyor aşka, uzaklara:

Uzaklardasın
Çok da yakın
Rüzgâr dudaklarını esiyor
denizden

Âşık bir adam elinde gitarı, Boğaz’ın bir kıyısında, aşk şarkıları söylüyor; hep Eylül’de hep Eylül’e…

Yüz yıl önce Boğaz’ın bir kıyısında Suat’ın, Necip’e piyano çaldığını anımsa.

Ey okur, elin düşerse bir kez daha oku Eylül’ü, bu Eylül’de.

Ey aşk, uzaklarda da olsan, varsın ya! Belki de Eylül’dedir kente dönüşün.

İstersen önce Eylül’e gel.

Şiirlerin seni bekliyor.

Elinde gitarıyla o âşık adam: Eylül’de aşk şarkılarını söylemeyi sürdürüyor.

Aşk ateşiyle yanıp kavruluyorsa bir insan, nasıl şarkısız olabilir, şiirsiz kalabilir. Nasıl aşksız olmuyorsa –istenildiği kadar inkâr ıslıkları çalınsın–, şarkısız da şiirsiz de olmaz.

Hele Eylül’ün dolunayında. Eylül dolunayının gecesinde Boğaz, sırlarını gizlerini suyun üstüne çıkartır. Lacivert suyun üstünde parlayanlar, yaşanmış, yaşanmamış, yaşanacak olan aşklardır; mutlu, mutsuz âşıklardır…

Bir yazı, hiç kuşkusuz ki çok yetersizdir büyük bir aşkı anlatmaya; ister yüz yıl önceki olsun isterse de geleceğe ait olsun.

Ancak bir yazı, diyelim ki bu yazı –ey okur unutma gitar çalan adamı çılgınlar gibi âşıktır güzel bir genç kadına–, büyük bir aşkın ancak önsözü olabilir, olabilirse.

Ya da biten bir aşk filminin yazıları olabilir, olsa olsa…

Eylül aşk ayıdır, aylardan en çok Eylül yaraşır aşka:

Biten
Gizlenen
Başlayan
Süren
Saklanan
Başlayacak olan
Uzaklarda kalan.
Uzak aşklar da olsa en çok Eylül’e yakışır.

Gitar çalan adam tüm yüreğiyle söyler söyler aşk şarkılarını, hem âşık olduğu kadına hem de yeryüzündeki tüm âşıklara ve de aşklara.

Ama hep Eylül’de.

Ey aşk sen ne kadar uzak olsan da, Eylül’de gel kente.

İstanbul’a, aşkların ve âşıkların kentine; ve şöyle söyler kent, adı bilinmeyen şairin dizeleriyle:

Ayrılığa dayanmak güç
sevgilim
Söyle
Ne zaman yiteceğim
gözlerinde

Atilla Birkiye
-Aşkım Bir Yağmur Damlası
Gül Yaprağında-

ALIŞKANLIK – Aziz Nesin

AZİZ NESİN SÖYLEMESEN DE BİLİYORUM

Daha bir zaman
Geçmiş yılı yazacaksın
Yanlışlıkla mektuplarına,
Sonra alışacaksın.

Daha bir zaman
Yeni giysiler içinde sıkılacaksın
Eskitip kendinle birlikte,
Sonra alışacaksın.

Daha bir zaman
Bir önceki sevgilinin adıyla
Sesleneceksin yenisine,
Sonra alışacaksın.

Daha bir zaman
Yadırgayacaksın sürüklemeyi
O inmeli bacağını,
Sonra alışacaksın.

Daha bir zaman
Hâlâ sevdiğini sanacaksın,
Yüreğindeki ihanet acısına
Sonra alışacaksın.

Daha bir zaman
Alışa alışa böyle,
Bir tek kendinle kalacaksın,
Ona da alışacaksın.

Daha bir zaman
Yaşadığını sanacaklar,
Bisüre söz edecekler senden,
Sonra alışacaklar.

Aziz Nesin
-Kendini Yakalamak(1988)-