ESKİDEN YENİ! – Kadir Aydemir

KADİR AYDEMİR ESKİDEN YENİ

Sözcük şiddettir:
Konuşma edimi için yüzlerce kasını kullanır insan. Bir gülüş yüzde yaklaşık olarak yedi bin kasın çalışmasıyla yaratılır. Susmayla bağırmak arasında kalışı insanın… Ateşin ormana yaptığı: öfkenin sözcüğe yaptığı gibi.

Ses şiddettir:
Havayı şimşekle kâğıda çizen kurşunkalem ya da sözcüklerdeki tonlama. Bir yer seçeriz ve çeviririz harfi. Gökyüzüyle toprak arasında sıkışırken tüm sesler. Kayaların diş gıcırtısına benzeyen uğultuları, kuş savaşları ve denizin hiç bitmeyen gürültüsü…

Hava şiddettir:
Sesin oku havada yol alıyor. Bütün biçimleri parçalayarak tuzlaştıran, tarihe saplanan bilenmiş kılıç. İki sesin karşılaşması… Yağmurun patlaması ve K sesi gibi bir yıldırımın düşmesi kulağa.

Ve rüzgârın tarihi:
Bütün seslerin yaratıcısıdır rüzgâr. Yansımaların ve kabarmaların, iki kirazın sevişmesinin, hazzın, boşalmanın efendisi. O güç kedinin gözlerinden giriyor, hıza dönüşüp kuru otları savuruyor… Uzun bıçağıyla çiziyor teni.

Ses: rüzgârın kölesi: Rüzgâr yaşıyorsa ses, ses varsa yankı.
Boşluğu delip , geçen şiir.

Kadir Aydemir
-Soğuk Yazgı-

SULAR KARARSA DA – Cevat Çapan

CEVAT ÇAPAN SULAR KARARSA DA

Kar yağarken denize
görünmez oluyor karşı ada,
yamaçtaki manastırın çan sesi
yankılanıyor Yalıoba’nın
kayalıklarında.
Sonra üstümüze usulca inen
gecenin sessizliği.

Aralık sonu, yalnızlıkla baş başa.
Beklenmedik bir anda
sesler birbirine karışıyor önce,
sonra rüzgâr kalıyor,
nerdeyse duyulmaz oluyor
kumsalı okşayan dalgalar.

Okudukça bölük pörçük
huysuz ustanın acılı destanının
çok uzaklarda, yapayalnız,
bir bir beliriyor sözcükler;
Doğan gün aydınlatırken
kıyının karanlığını,
“Ne görüp de anlayan,
ne bilip de söyleyen var;
gökyüzüne yükselen
bir toz bulutu dünya,”
böyle diyor o huysuz usta.
Bense söylebilseydim
o çekik gözlü kıza,
kara bulutlarla kaplı
gelecek düşlerimi,
çözerdik belki bu bilmeceleri
elini uzatsaydı bana.

Cevat Çapan
-Sözcükler D. Mart-Nisan 2020-

YENİ GÜNE EZGİLER – Ahmet Oktay

YENİ GÜNE EZGİLER - Ahmet Oktay

VI. İNSAN SESİ BİR TANSIK

Titriyor yağmur taneciği asma
yaprağının üstünde: göz pınarında
bir damla yaş; akıp gidiyor sonra
yıldızın parıltısıyla. Sayısız
im, sayısız yöneliş: Suyun
burcunda sallanıyor alaca
bir mendil: Bulundun yitik yolcu
gecenin sonunda, karabasanın sonunda;
yorgun gövdeni bırakıyorsun
ot mindere.Bir tansık olan insan
sesi ısıtıyor avuçlarının içinde,
dikenli tellerle berelenmiş
ellerini. “Yüzünü çevirince
acı benimle konuştu” diyor korucu,
kırarken ikiye bir kibrit
çöpünü. Her nesne im, her an yöneliş:
sokulacak yer arıyor topal kedi
ikindi serinliğinde; muhtarın
oğluda onu nişanlıyor, elinde
sapan. Herkes birinin zalimi.
Yine de ısınmaya çalış güneşle
kırgın yürek: Niye belleniyor
toprak? Giz değil; düş gören
hayırdır diyor; giz değil.
Kabuk bağlıyor iyileşen
yara. Biliyor izi kapansa da
insan; şurdaydı ve günlerce
sızlamıştı. Ah taşa özgü
unutmak! Kırlangıç bulur önceki yazdan
kalma yuvasını; deli konuşur
annesinin gözleriyle, kilitlenmiş
olsa da dili. Ah ağlayış da gerekli
gülümseyiş de: Böyle uyardı
gözcüsü kanlı günlerin, incirin
dibine kurarken sofrasını; “Ancak
unutmayan anlayabilir” diye ekledi sonra:
“Samanın açtığı dehşet falını”.

Ahmet Oktay
-Kara Bir Zamana Alınlık-

Ahmet Oktay (21 Ocak 1933 – 3 Mart 2016) Anısına saygıyla..

AHMET OKTAY RAHATLARIM

UZAKTA BİR YERDEN – Ahmet Oktay

Eski bir şarkı yankıladı bütün istasyonlar
Işıklarda kırlangıçların geçtiği bir başka gökyüzü
Garip şekiller çiziyor koruluklara
Ellerimi yağmura bıraktım

Bilirim kızardı orda pencereler
Fukara mahallelerde örneğin bir Altındağ’da bir İncesu’da
Çiçekleri suladı romantik bir kız, bir kadın yahut
Fukara aşklara, özlemlere rağmen
Kestaneciler gelip durdular köşebaşlarında
Birinden yüz gram alacaksın, az sonra ellerin ısınacak
Az sonra ağlayacak plaklardan kör tenorlar
Kemanlar ve çellolar az sonra
Gözlerinde İstanbul’dan bir sonbahar ikindisi
Bir duman yağmur gözlerinde
Bilirim seni anacaksın

Yeniden yaşıyorum batmış kıtaları evrende
Yeniden daha bir yitikim
Yeniden bir durgun suyum ki aksi yok kimselerin
Yeniden daha bir yalnızım evrende

Orda taze badem verirler meyhanelerde bu saat
Bilirim son kadeh aşkın, özgürlüğün adına içilir orda
Renkli kartpostallarda seyredilen şehirler
Büyük soluklarıya daha bir yakında gelir
Daha bir uzakta

Sokakta mutlaka şarkılar söylenecektir
her zaman her yerde duyduğumuz şarkılar
ve orda bir kız, bir çocuk, bir adam
Vahşi orman çiçekleri gibi içlerine kapanıp
Bir civan ayışığında
evrenin gün günden uyanan kalbini dinleyecek

Ellerimde uzak bir bulut tutuyorum
Ellerimde solan menekşeler
hiçbir şey avutmuyor mahzunluğumu bu akşam
her kadehte üstüme devriliyor karanlık dağlar
Üstellik sen yoksun
Üstelik başkaları var

Ahmet Oktay
-Kitaplarında Yer Almayan
Şiirleri/ söz acıda sınandı-