GÖZYAŞININ ÇAĞRISI – Nihat Behram

Yatağında mutsuz, yönüne küskün ırmak
olmadı hiçbir zaman. Yatağı ırmağın
tutuşkan dudağıdır, toprağıyla ince uzun
kıvrım kıvrım öpüştüğü yer!
Yatağından zorla ayırılmış ırmağın
suyunu ağlarken gördüm!
Yokluğuna ağlıyor dudağının,
bülbülün yanağında kurur gibi gözyaşı.

Ağlayan kuş gördünüz mü? Ben gördüm
üstelik kördü,
ötüşü daha yanık tütsün diye
asitli kıl iğneyle
gözlerini dağlamıştı ‘sahibi’ denen zalim,
ışığını çalanların karanlık iştahında ağlıyordu,
bülbüldü, sesine gömülmüş kalbiyle ağlıyordu
ırmağın dudağında çınlar gibi gözyaşı.

Bakarken gördüm erik dalına:
balının sızıdan sızan sesiyle zehirlenmiş bir arı
çiçeğinde için için ağlıyordu eriğin,
bülbülün kanadından düşmüş gibi gözyaşı.

İnsan kadar vahşi olmadı hiçbir hayvan,
ne sel öldürme istahıyla taştı yatağından
ne çığ katliam tasarladı yuvarlanırken!

Rüzgârın ıslığıyla süslenen sazlığı anımsar mısınız?
Çünkü yok artık, o da çalındı toprağından,
kireçleyip yaktıkları günden bu yana
temelinde yapayalnız inilder bir gökdelenin
bir de rüzgâr ve benim içimde,
sesten sese renkten renge
yok olmuş binbir canın hışırtısıyla,
arının, arıkuşunun, tırtılın, dikkuyruğun
balığın, balıkçılın
yokluğunda çınlayan gözyaşı gibi.

Taş utanır mı demeyin, ben gördüm;
evet evet, taşın bile insandan daha zarif kalbi var!
Tanık olup insanı tanıdığında
taş duvarın, haline şükrünü duydum!
Kanlı sırtımı dayadım onun hüznüne
bin kat güvenliydi işkenceciden;
hayatla arama örülmenin sisi vardı serinliğinde,
sazlığı kireçlenen üzgârın
kandan ve utançdan damlalarla
ağlayışı gibi derinden!

Peki ağlayan insan gördünüz mü hiç?
Anlamıyorum, bir ağızdan değil, tek tek yanıtlayın!
Anlaşıldı anlaşıldı, gördünüz!
Peki, bakarken ona gözyaşının neresindeydiniz?
Ya peki ağlatan insan?
Ses verin, gördünüz mü, ses verin
neredesiniz?

Nihat Behram
-Çıkmak İçin Bu Karanlıktan-