İSTANBUL – Ahmet Ada

AHMET ADA İSTANBUL

Gül mevsimi, br kıyı kahvesinde
Oturup dinliyorum dünyanın sesini
Toprak saksıda bir avuç fesleğen
Deniz ve gece kokuyor İstanbul

Birazdan çingene çiçekçiler gidecek
Kadıköy iskele alanından
Ay ışığı düşecek omuzlarıma gözleri hareli
Umulmadık sevgiyle kuşatacak beni

Oturup bekliyorum Kadıköy kıyı kahvesinde
Alaturka şarkılar savruluyor gökyüzüne
Denizini yitirmemiş henüz yakamoz
Bir vapur geliyor suları köpürte köpürte
Ne iyi, tarazlanmış ömrüm akıyor bir bütüne

Çiçekleri suluyor balkonda bir kadın
İğne oyalı bir perdenin önünde
Dondurma yiyor uçurtma çocuk
Yanında tekir kedi
Buradan görüyorum, elimde Üvercinka
Cemal abi birazdan çıkıp gelecek sanki

Derken tam üstümde çığlık çığlığa kuşlar
İçimde gurbete düşmüş bir şair hali

Ahmet Ada
-Küçük Bir Anmalık(1996)-

©Saim Dursun ..

Denizin Beklediği – Afşar Timuçin

476972_441570595853074_1700307118_o

seni sevmek mor denizlerdi biraz
ne kadar gidilse bir o kadar bitmeyen
umutlar ve yıkılmalar ardında direnilen
seni sevmek mevsimler içinde en güzel yaz

seni sevmek yaşamın aşılmaz büyüklüğü
seni sevmek kan dolu yüzyılları korkutan
ve sığınıp ılık kıyı kentlerinde biraz akşam
seni sevmek çocukların düşlerinde gördüğü

varılırdı daha saydam günlere isteseler
isteseler yalnızlık giremezdi evlere
seni sevmek bir kırlangıç olacak bekleseler
ve uçacak durmadan adasız denizlere

kim bulacak cam kırığı gözlerinde sevgimi
sonra yalnız kalmak gibi yoksulca uğuldayan
bütün okyanusların baş eğdiği tek kaptan
sana verdim geç diye bütün denizlerimi

Afşar Timuçin
-Çöl-

ÇOBANIL – Ahmet Telli

AHMET tELLİ ÇOBANIL

Ne olmuş yani çobanıl olduysak!

Yaşasaydı böyle derdi Adnan Satıcı, (Doku­zuncu Blues’u unutmadan.) Gülten Akın Sey­ran’dan indi mi sanıyorsunuz? Külebi zaten Karacoğlan’ın bacanağı. Ahmet Erhan derler (bak hele!); yılkı atıdır o. Behçet Aysan kınk ikonalar, kınk testiler, kınk ayçalann hüzün­lü sesiyle gelmiş Girit’ten. Azer Yaran, Yese­nin’in köylüsü; doğanın fısıltısıdır “danakıran. diken ucu. ısırgan.” Gökçe Enver şehre ancak varoşlardan bakabilmiş galiba. Ahmed Arifse töre’nin silahşoru.

Cemal Süreya’yı kim nerede isterse orada bul­sun, çobanıldır onun da bir yanı.

Ahmet Telli
-Bakışın Senin(2016)-

MERHABA DÜNYA – Zerrin Taşpınar

MERHABA DÜNYA - Zerrin Taşpınar

Merhaba küçük kiraz ağacı
ne zaman soyunup dökündün
savunmasız bir şeyler varsa da
çıplaklığında – korkma
ben de böyleyim
bu yüzden biraz üşüttü fırtına
ama artık iyiyim.

Merhaba pencereler, balkonlar
merhaba bahçe çitleri
taşıtlar, sokak serserileri, gezgin satıcılar
ve dilenci bulvarları – merhaba
merhaba gecikmiş çocukluklar şehri.

Merhaba nemli toprak, nasılsın
bu sabah sezdim kıpırtını
ve yoklayınca kendimi – anladım
çürümüş otlar gibiyse de bir yerim
yüreğim onarıyor yarasını
ve artık iyiyim.

Zerrin Taşpınar
-Anılarda Şimdi-

tatyos’un kahrı – Attila İlhan

ATTİLA İLHAN TATYOSUN KAHRI

son yolcunun adı attila ilhan’dı
miyoptu kısa boylu bir adamdı
dostu yoktu yalnızlığı vardı
yazı makinasıyla binmişti
bizimle konuşmaktan çekinmişti
gözlerini görseniz korkardınız
polis’ten kaçıyordu derdiniz
bir cinayet işlemişti derdiniz
halbuki kendinden kaçıyordu

tatyosyan’la arkadaş oldu
güvertede birlikte gördük
hırsızlama durduk dinledik
ermeni sicim gibi ağlıyordu
karısı marsilya’da kalmıştı
çocuğu karısında kalmıştı
anası istanbul’da bekliyordu
palermo feneri parlıyordu

tatyos’u iki polis getirdiler
marsilya’daydık kıştı kıyametti
rıhtıma kelepçeli getirdiler
mistral zehir kusuyordu
deniz bildiğiniz felaketti
bölük pürçük akşam oluyordu
tatyos’u göz hapsine koydular
katiyen cıgara içiyordu

“dövülmüş süt gibi yorgunum
geceleyin kapımı çalsalar
öyle telâş telâş uyanıyorum
iflâhımı kesti fransızlar
taşların üstünde yattım
karımla konuşturmadılar
üç günde bütün ihtiyarladım
üç gün dua ettim küfrettim
beni süreceklerdi biliyordum”

tatyos’un camları kırılmıştı
vapur ecel teri döküyordu
gizli gizli şimşek çakıyordu
haham levi dua ediyordu
tatyos’un kahrını anlamıştı
allah da anlasın istiyordu
allah tatyos’u görmüyordu
ellerini kana bulamıştı

tatyos’un üç cigarası olursa
ikisi mutlaka bizimdi
iki göz gibi birbirimize yakındık
aynı kahırla bakıyorduk
aynı sancıyı çekiyorduk
bindiğimiz bu gemi batsa
çırpına çırpına boğulsak
allah bilir ki sevinirdik
yalnız çocuklardan utanırdık
madem ki ölmemiz lâzımdı

“aşkale’de kel bir dağ vardı
nefesimi keserdi tıkanırdım
beni varlık vergisi yıktı
üç sefer askerlik ettim
gözüme kargalar konardı
elimde değildi ne yapayım
marsilya uzakta duruyordu
macera beni çekiyordu
istanbul’u sevmiyordum
alıp başımı gidecektim”

attila ilhan bir şiir yazacaktı
herifin yüreği delinmişti
içi taun gibi uğulduyordu
tatyos’un kahrını yazacaktı
sırılsıklam utanacaktık
tatyos mutlaka mesut olmalıydı
ömründe bir dakika olmalıydı
o dakika mesut olmalıydı
bunun çaresine bakmalıydık
yoksa yüzümüz olmazdı
doğru dürüst ölemezdik
ölüler bizi ayıplardı

Attila İlhan
-sisler bulvarı(1954)-