Eleji – Tuğrul Tanyol

TUĞRUL TANYOL ELEJİ

Çiçek açıyor ağaçlar
bülbül sesleriyle yıkanan gecede

Bir sessizlik sessizce
karıştırıyor diplerini ağaçların,
gece fenerleri titriyor
rüzgârda uçuşan yaprak
nasıl titrerse,
sigaramın dumanı halka halka
kalemimin gölgesi
ellerim
ve sessizce atıyor kalbim

ve mehtap
ve dere
ve yıkanan gölge
ağaçların mutlu çocuğu,
bir akşamüstü
odamda
senin için ağladım
kutup yıldızı

Bir bulut geçiyor
esen rüzgâr
kadar hafif
akan derede bir hüzün,
gözyaşları belki gecenin
ağaç dallarında
kırlarda, türküsünde bülbüllerin
akan gecede yıldızlar
yıldız kümeleri
ve karanlıklardan süzülen
rüzgâr sürükler gölgeleri.

ve mehtap
ve dere
ve su içen gölge
yıldızların mutlu çocuğu,
bir yaz gecesi
sokakta
senin için ağladım
kutup yıldızı

Tuğrul Tanyol
-öncesi ve sonrası-

PİETA II – Yelda Karataş

PİETA II - Yelda Karataş

—— Aşka diğer yanağını çeviren Turgut Uyar için

Bir gün en uzak ölülerimiz bile
Bir annenin şefkatiyle sarsın bizi
Aynı topraktan olduğumuzu
Aynı ışıkla sonsuza vardığımızı
Ve bu dilenci yoksulluğundaki hayatı bizim yarattığımızı
Anlasın ilk taşı atan
Yunus’un kalbinde ol ateşin
Diyar-ı gurbeti yakın kıldığını
Görsün tetiği çeken eller
Bu göçebe yalnızlık bitsin insanla insan arasında

Çocukların çığlığı yeryüzüne sığmıyor artık

Şimdi bize acının sesini hatırlat bir daha
Kucağımıza düşen İsa’nın başı da mavi gözlüydü Turgut
Senin aşka secde eden o büyük kent ıslığını
Şiirin kabrinden kalbimin göklerine çıkardım

Dinsin artık çarmıhın gözyaşları

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

Yenilgi Günlüğü – Turgut Uyar

86730830_3005461612797280_1734510821523849216_n

Pazartesi

kanatır akışını akarsuların çıplak şimdiki
başarılmamış bir geçmişten arta kalan şaşkınlık
şimdiki çıplak. yarı aydınlanmış bir duvardaki.
bir yenilgiden çıkarılmış bir deney. bir yaşlılık
soluğunu ağartırdı bir altın damarının

(bir alıntı)
“Bir adamı söylerdi
bir kitaba konuydu
hep böyle kalmasaydı
hep böyle ne olurdu”

karşımda bir harita, kahverengi ve mavi
neresi başkasının ve neresi benimki
(özel)
artık buldum herkesin çılgınca sezdiği
kıyısında dolaştığı yüksek çin duvarını
artık herkesin belli belirsiz bezdiği
artık kendim ısıtıyorum sularımı.

karartılmış, yerlere vurulmuş yenilgi, seni
yeni bir tanrı sayan soydandı o. seni,
betondan ve çelikten
pazartesi günleri bir mutlu gebelikten
akşama sabaha uygulayan, seni
seven, saygı duyan, yaslanan sana

mermerden yanılan, pelikülden, insan onurundan
mermere yenilen, peliküle, insan onuruna
seçim sandıklarından otuzüç dönülü plâklara
yenile yenile şaşkın, şimdiki çıplak
bir yaşlılık
ağartır soluğunu bir altın damarının.
yenile yenile saşkın
arta arta kendi diline aktardığı
sıkıntısına, seni.
o, bir yanılma sanıldı, sabaha bırakıldı
(sabaha kaldım)
bir çerçeveyi ansıyordu, baktıkça kımıldamayan…

“kutsal yenilgi!.. şimdiki.
o’na bağımsızlığını hatırlatıyorsun şimdi
her şeye yeniden başlamanın
kanattıkça”

Turgut Uyar
-Her Pazartesi (1968)-

Hücrede – Aziz Nesin

AZİZ NESİN HÜCREDE

Küf tutmuş duvarlar yosun bağlamış
Üç aralıklı demir parmaklık var daracık penceremde
Tek devinen bulutlar parmaklık aralarından görülen
Bulutlar yabanıl at sürüleri
Bir bakarım sen de olmuşsun bir bulut
Dağıtmışsın saçlarını güneşe karşı bu sabah
Kimileyin acımasızlaşır bulutlar saklar seni benden
Buluttan örtünle yitip olursun bir başka bulut

Gece karanlığında bir büyüteçten bakarım sesine
Öyle büyür ki şarkıların sığmaz gökkubbesine

Duvardan yer yer dökülmüş sıvalar çatlaklar çizikler
Çiviyle iğneyle yanık kibritle yazılmış
Duvarlara anılar günceler mektuplar
Sen de var mısın diye baktım dört duvara tavana
Ah işte senin mektubun üç sözcüklü
Seni seviyorum çok
O mektubu senden bana ben yazmıştım yanık kibrit ucuyla

Ah işte duvarların çatlaklarındaki çizgilerden
Ve duvarlara sıçramış kan lekelerinden
Ve küf ve yosun rengi boyayla yaptığım resmin karşımda
Çırılçıplaksın ve uzanmışın boylu boyunca
Hücremin görünmeyen yumuşacık boşluğuna
Dünyanın hiçbir sanat müzesinde olamaz bu denli güzel çıplak

Gitme ne olur diye yalvarıyorum uzatıp ellerimi
Yavaş yavaş dağılıp yitiyorsun bir buğu gibi

Güzelliğin salt kokusu kalıyor bende
Başka hiçbir kokuya benzemeyen

Zaman olur ne bulutlarda görünürsün ne duvar lekelerinde
Ne büyüteçle büyür gökkubbeye sığmayan şarkıların
Ne de kokusu kalır hücremde güzelliğin
İşte o zaman büsbütün umarsızım sensizleşirim
Yonutunu yapıyorum hücremde benimle tutuklu havadan
Havayı yoğuruyorum günlerce seni biçimlendirmek için
Tıpkı 1950’de öğrenciliğindesin kolleji yeni bitirmiş
Kırküç yıl önce nasılsan tıpatıp öylesin
Deniz köpüklerinden doğmuş Afrodit değil bu yonut
Cıgara dumanlı havadan yoğurduğum benim dünya güzelim
Karanlığında hücremin apaydınlıksın
Sedef gibi pırıl pırıl ve çırılçıplak

İçimden bana sarılmanı istiyorum sarılıyorsun
İçimden beni öpmeni istiyorum öpüyorsun
İçimden yatsak diye geçiriyorum yatıyoruz
……………….ve sabah oluyor
Pencere demirlerinin arasından bakıyorum bulutlara
Saçlarını dağıtmamışsın güneşe karşı
Yoksun bulutlarda bu sabah
Ne de büyüteçte gökkubeye sığmayan sesin
Ne o güzel kokun ne yonutundasın ne resminde
Sen seni tanıdığımdanberi bendesin
Yarım yüzyıl önce ben cezaevine sen kendi yoluna
Şimdi nerdesin ne yapıyorsun kiminlesin
Bilmiyorum öldün mü yaşıyor musun nicesin
El sallamıştık o gün ayrılırken birbirimizden

Sana verdiğim sözü de beni de unutmuşsundur çoktan
Ne zaman nerede olursan ol
Haberin bile olmadan
Yarım yüzyıl önceki sen
Her zaman her yerde hep benimlesin

Aziz Nesin
-Aşk Şiirleri-