DÜNYADA OLMAK ACIDIR. ÖĞRENDİM. – Bejan Matur

BEJAN MATUR DÜNYADA OLMAK ACIDIR ÖĞRENDİM

Yeryüzündeki tüm kızıl taşlara
Tanrının kanı sürülmüştür.
Bu yüzden kızıl taşlar
Çocukluğumuzu öğretir.
Tanrı, biz çocukken,
Yanımızda dolaşır.
Küpemize dokunur
Ve kolyemize.
Pabuçlarımıza ve kurdelamızın
Kızçocuk olmak kıvrımına girer
Saklanır.

Kızıl bir elbise ve yatak almalıyım,
Kızıl bir yüzük,
Ve lamba.
O zaman olmalı ki,
Annenin zamanı başlar ve tükenir.

Beklemeyi bilen kan,
Taş olmayı da bilir.
Dünyada olmak acıdır. Öğrendim.

Kızıl karanlık
Mavi karanlık
Ve başlangıç
Bir anlamı olmalı ki bunların,
Bırakmaz bizi annemiz ve tanrımız.

Bejan Matur
-Tanrı Görmesin Harflerimi (1999)-

ANNEM – Ahmet Günbaş

ANNEM AHMET GÜNBAŞ ©

Bakır paralar gibi hırpalandı
günlerin altın yolculuğu
Sarsak istasyonlarda dağıldı
gürbüz sevdalardaki buğu

Erken bir rüzgârdı annem
çoktan yitirmiş büyüsünü
Ara sokaklarda kalırdı soluğu
Sabahın saçlarını okşarken

Annemdi zoryaşamak’tı adı
Kurt indiren gecelerde
gergin ve sıcak dururdu kanadı
Tırnakları uzardı kendiliğinden

Sessiz bir güz ağıtıydı belki
dargın patikasının göçe vurduğu
Yakardı kül yoksulu ateşini
kış yabanıl postunu sermeden

Akıp gitti ne varsa köpürtülen
Toprak damarlı sabrıyla tutunduğu
aynası kırık bir sandıktı gençliği
Kıskanç kumaşlarını gizleyen

Katlayıp vuslatsız hasretini
sessizce sulardı yalnızlığını
Hayatın arka yüzüydü oturduğu
Kapısı örtük bir değirmen

Annemdi kent şaşkını kadın
Günde üç vardiya hıçkırık
Titrek dualarla saran yarasını
Vazgeçmeyen isli kandilinden

Bakır paralar gibi hırpalandı
günlerin altın yolculuğu
Nasıl yaşlandın sen annem
Kimselere görünmeden

Ahmet Günbaş
-Aşk Boyu Sürgün-

© Mihri Müşfik Hanım (1886-1954) ..

BAHAR-I TERANEDAR – Bedri Rahmi Eyüboğlu

BEDRİ RAHMİ BAHAR-I TERANEDAR

Çocukluğumun taze mısır püskülünden örülmüş
Pala bıyıklarını takıyorum
On dört yaşımın iskambil kâğıtlarından kurulmuş
günlerine bakıyorum.
Olgun bir dut ağacı gibi sarsılan göklerinden
Rüyalar dökülüyor,
Yıldızlar dökülüyor…
Bir yıldırım hızı ile toprağa saplanıp kalan çocukluğum,
Kızıl bir havuç gibi yerinden sökülüyor.
Ve yemyeşil bir yılan gibi deri değiştiriyor arzularım
Çocukluğumun taze mısır püskülünden örülmüş bal
kokan bıyıklarını takıyorum
Yumuşak tarlalar üzerinde koyun koyuna yuvarlanan
Tombalak bulutlara bakıyorum.
İçime sığamıyor içim Meryemin memelerinden sert kauçuk bir topun etinde,
Ağzı hiç de süt kokmayan lastik topların şehvetindedir.

Bahar yoldadır,
Çıngırak sesleri duyuyorum…
Bahar yoldadır, yoldadır.
Hasret tomurcuklu gemi direklerinde;
Güneş yüklü bulutlarda
Bir tırnak hızı ile büyüyen bahçelerdedir.
Bahar yoldadır, yoldadır.
Gök, yüzükoyun toprağa uzanmış dinliyor.
Kurumuş telgraf direklerinin bağrında yemyeşil arzular;
Gökte hırsla ısırılmış bir hayvanın diş yerleri var.
Yıldızlar, kalbur kalbur rüya eliyor.
Yıldızlardan haber geliyor
Bahar yoldadır, yoldadır.
Toprağa çırılçıplak girenler,
Toprağın sırrına erenler,
Cennetten müjde verenler,
Bahar yoldadır, yoldadır.

Bedri Rahmi Eyüboğlu
– Yaradana Mektuplar-