PİETA I – Yelda Karataş

YELDA KARATAŞ PIETA I (2)

—Latin Halkları’na diğer yanağını uzatan Che için—

Bir annenin bile paylaşamadığı yalnızlığın var senin
Hayatı bağışlayan harelerinde
Kudüs, Kongo, Pencap ve Maveraünnehr
Ve hiç bilmediğimiz bir kerpiç evde

İnsan gözlerine umut çekilmiş barışı bekliyor kalbin

Bir annenin bile göremediği acın var senin
Batının mazgallarından yükselen pas kokusu
Doğunun masallarını kirleten vahşet
Ve dünyanın bütün bayraklarında çarmıha gerilen emeğe karşı

Mür damlası gibi büyüyor yürek ufkunda merhamet

Ey İsa, kaçıncı gelişin bu bilmiyorum
Her çiçeğe mucize inancıyla bakan Şems’in çocuğuyum ben
Evrenin göğsüne sığamayan dişi yürek
Avuç içlerimde utanç kivileri küflü

Sevgimi kucağına almıyor artık yeryüzü

Yelda Karataş
-Sabır Masalı-

kışlar yeşili tüketemez – Sennur Sezer

SENNUR SEZER KIŞLAR YEŞİLİ TÜKETEMEZ

Erkenci erikleri bekler
Pusuda rüzgâr
Dudaklarımızda kan tadıyla
Donar ıslıklar

Kuşlar aç mı kaldı
Nerde mısırcı çocuk
Ya bu okulun öğretmeni
Soğuk soğuk soğuk

En güzel sözün ortasında
Dondu mu parmaklar
Kırıldı mı kalem
Öğrenmeden mi kaldı çocuklar
Öğrenemeden

Kışlar yeşili tüketemez
Buğday bekler toprakta
Şarkımız sürgün verir
Sesimiz çocuklarda

Dağ koyaklarına uğra
Baharı özlersen
Menekşeler kar altında da açar
Ve yollarda kardelen

Sennur Sezer
-direnç (1977)-

Hüzün Bağı – Müesser Yeniay

MÜESSER YENİAY HÜZÜN BAĞI
 
Göğü, sürükleyip götürdü üzerimden
kök dişleriyle tutundu toprağa
ayrılık
 
kırmızıya gebe bir kadın oldu akşam
gözleri salkım kopardı
hüznün bağından
 
bir sarnıcı akıyorum
suyun makarasını gözlerime dolayıp
 
bir kartal uyanıyor sanki damarlarımda
pençeleri.
 
Müesser Yeniay
-Dibine Düşer Karanlık da
&
Yeniden Çizdim Göğü (2015)

Bir Gün Mutlaka – Ataol Behramoğlu 

ATAOL BEHRAMOĞLU BİR GÜN MUTLAKA ©Ryan Shorosky

Bugün seviştim, yürüyüşe katıldım sonra
Yorgunum, bahar geldi, silah kullanmayı öğrenmeliyim bu
yaz
Kitaplar birikiyor, saçlarım uzuyor, her yerde gümbür
gümbür bir telaş
Gencim daha, dünyayı görmek istiyorum, öpüşmek ne
güzel, düşünmek ne güzel, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey eski zaman sarrafları! Ey kaz
kafalılar! Ey sadrazam!
Sevgilim on sekizinde bir kız, yürüyoruz bulvarda, sandviç
yiyoruz, dünyadan konuşuyoruz
Çiçekler açıyor durmadan, savaşlar oluyor, her şey nasıl
bitebilir bir bombayla, nasıl kazanabilir o kirli adamlar
Uzun uzun düşünüyor, sularla yıkıyorum yüzümü, temiz
bir gömlek giyiyorum
Bitecek bir gün bu zulüm, bitecek bu hân-ı yağma
Ama yorgunum şimdi, çok sigara içiyorum, sırtımda kirli
bir pardesü
Kalorifer dumanları çıkıyor göğe, cebimde Vietnamca şiir
kitapları
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce ölüyor orda

Köprülerden geçiyorum, karanlık yağmurlu bir gün, yürüyorum
istasyona
Bu evler hüzünlendiriyor beni, bu derme çatma dünya
İnsanlar, motor sesleri, sis, akıp giden su
Ne yapsam…ne yapsam her yerde bir hüzün tortusu
Alnımı soğuk bir demire dayıyorum, o eski günler geliyor aklıma
Ben de çocuktum, sevgililerim olacaktı elbette
Sinema dönüşlerini düşünüyorum, annemi, her şey nasıl
ölebilir, nasıl unutulur insan
Ey gök! senin altında sessizce yatardım, ey pırıl pırıl
tarlalar
Ne yapsam…ne yapsam…Dekart okuyorum sonradan…
Sakallarım uzuyor, ben bu kızı seviyorum, ufak bir yürüyüş
Çankaya’ ya
Bir pazar, güneşli bir pazar, nasıl coşuyor yüreğim, nasıl karışıyorum insanlara
Bir çocuk bakıyor pencereden hülyalı kocaman gözlü nefis
bir çocuk
Lermontov’ un çocukluk fotoğraflarına benzeyen kardeşi
bakıyor sonra
Ben şiir yazıyorum daktiloda, gazeteleri merak ediyorum,
kuş sesleri geliyor kulağıma
Ben mütevazi bir şairim, sevgilim, her şey coşkulandırıyor
beni
Sanki ağlayacak ne var bakarken bir halk adamına

Bakıyorum adamın kulaklarına, boynuna, gözlerine, kaşlarına
yüzünün oynamasına
Ey halk diyorum, ey çocuk, derken bende bir ağlama
İlençliyorum bütün bireyci şairleri, hale gidiyorum portakal
almaya
İlençliyorum o laf kalabaklıklarını, kurumuş yürekleri,
bireyin kurtuluşunu filan
İlençliyorum o kitap kurtlarını, bağışlıyorum sonradan
Uzun kış gecelerinden sonra kim bilir nasıl olur her şey
Uzun kış gecelerinden sonra, masallarda anlatılan
Durup durup bunları düşünüyorum, bir sevinci bir hüzün
izliyor arkadan
Yüreğim ipe sapa gelmez bir bahar göğü, Türkçe bir yürek
kısaca
Beklemek usandırıyor, telaşlı telaşlı bir şeyler anlatıyorum
sağda solda
Bir otobüse biniyorum, inceliyorum bir böceği tutarak
kanatlarından merakla
Yürürdüm eskiden baharda, o yıkıntıların ve çayırların
olduğu alanlara
Aklıma şiiri gelirdi o yaşlı Amerikalının, sonbaharı anlatan
şiiri
Çayırlar vardı o şiirde, baharı anımsatan ne de olsa
Böylece yeniden hazırlanıyorum bir coşkuya, yeniden
sokaklara fırlamaya
Kendimi atmak için bir uçurumdan balıklama

Büyük ve mavi bir şey izlenimi var bende, gördüğüm
filmlerden mi ne
Bir şapka, telaşlı bir gök, sıcak yapay bir dünya
Anlat anlat bitmiyor, bitmiyor bendeki daüssıla
Bütün sevgilerimi harcayabilirim bir çırpıda, yağmurlu o
yollar geliyor aklıma
Benzin kokuları, ıslak direkler, babamın esmer bir somun
gibi tombul ve sıcak elleri
Uyurdum. Bir de bakmışsın yeni bir film sinemada, şehirde
yeni bir kız, kahvede yeni bir garson
O üzgün ve sabahlıklı dururdu balkonda…
Şimdi ne var hüzünlenecek burda, nedir bu çatlatan
yüreğimi bu telaş
Sanki ölecek gibiyim, sanki birazdan polisler gelecek ya da
Gelip alacaklar kitaplarımı, bu şiiri, sevgilimin
fotoğrafını duvarda
Soracaklar babanın adı ne, nerde doğdun, teşrif eder
misiniz karakola
Dünyanın öbür ucundaki dostları düşünüyorum, öbür
ucundaki ırmakları
Bir kız sessizce ölüyor, sessizce Vietnam’ da
Ağlayarak bir yürek resmi çiziyorum havaya
Uyanıyorum ağlayarak, bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bir gün mutlaka yeneceğiz, ey ithalatçılar, ihracatçılar, ey
şeyhülislam!
Bir gün mutlaka yeneceğiz! Bir gün mutlaka yeneceğiz!
Bunu söyleyeceğiz bin defa!
Sonra bin defa daha, Sonra bin defa daha, çoğaltacağız
marşlarla
Ben ve sevgilim ve arkadaşlar yürüyeceğiz bulvarda
Yürüyeceğiz yeniden yaratılmanın coşkusuyla
Yürüyeceğiz çoğala çoğala…

Ataol Behramoğlu
1965
-Bir Gün Mutlaka-

©Ryan Shorosky

de ki işte – Oruç Aruoba

ORUÇ ARUOBA DE Kİ İŞTE 74

74.
Yaşamında, yaşamından da, yaşamındakilerden de,
hatta, kendinden da daha çok önem verdiğin,
değer verdiğin bir uğraşın olacak.

Bu uğraşınla uğraşman, sanma ki, öyle ‘kolay’,
‘kendilinden’ olacak : yaşamındakiler hep
sahip çıkmak isteyecekler senin o uğraşla uğraşmak
için gereksediğin erkeye, ilgiye, çabaya—
seni kendilerine isteyecekler…

İşin kötüsü, sen de, bu uğraşının, eninde sonunda,
yaşamının yalnızca tortusu olduğuna inandığından;
asıl önemli, değerli olanın, yaşamın kendisini
yaşamak olduğuna inandığından, bu ayartılara,
yaşamındakilerin yaşam isteklerine,
kendiliğinden kapılabileceksin—
kapılacaksın.

O zaman da, kocaman boyutlara varacak,
yaşamının zaten temelden taşıdığı çatışma:
Ayrı da olamaman, birlikte de olamaman…

O zaman, ayıkla, işte!…

Oruç Aruoba
-de ki işte-